Site icon Serbest Görüş

İnsan ‘iyilik’ yaptığını düşünerek ‘kötülük’ yapabilir mi?

İnsan ‘iyilik’ yaptığını düşünerek ‘kötülük’ yapabilir mi?


AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM

Platon’u, bizim bildiğimiz adıyla Eflatun’u okumuşsunuzdur. Sokrates’in öğrencisi, Aristoteles’in hocası olan Eflatun, düşünce tarihinin en önemli filozoflarından biridir. Ömrü boyunca cevabını aradığı temel sorulardan biri şuydu: İnsan neden adil olmalıdır?

Eflatun, Devlet kitabında bu konuyu değerlendirir. Anlatılan hikâyeye göre Lidyalı çoban Gyges, bulduğu bir yüzüğü parmağına taktığında görünmez olur. Artık yaptıklarının görülmeyeceğini, kendisinden hesap sorulmayacağını ve cezalandırılmayacağını bilmektedir. Eflatun’un sorusu buradan doğar: Hiç kimsenin kendisini görmediğinden ve hiçbir yaptırımla karşılaşmayacağından emin olan insan, adil davranır mı?

Bu soru yalnızca kötü niyetli insanlara değil asıl olarak kendisini iyi, haklı ve erdemli görenlere yöneltilmelidir. Çünkü insanı adaletsizliğe götüren şey her zaman kötülük yapma arzusu değildir. Bazen daha tehlikeli olan, yaptığı her şeyin iyi olduğuna dair sarsılmaz inançtır.

Günümüzün görünmezlik yüzüğü

Bugünün yöneticilerinin parmağında sihirli bir yüzük yok. Fakat denetimsizlik, sınırsız yetki, eleştiri yokluğu ve etkisizleştirilmiş kurumlar aynı sonucu doğurabilir. Parlamento etkili biçimde denetleyemiyorsa, yargının bağımsızlığı tartışmalıysa, basın yalnızca iktidarın anlattıklarını aktarıyorsa, çevredeki herkes onaylıyor ve itiraz edenler hain sayılıyorsa; kişi görünmez değildir belki ama dokunulmaz olduğunu düşünmeye başlar.

Gyges’in yüzüğü tam da budur: Yaptıklarının görülmemesi değil, görülse bile kendisine bir şey olmayacağına duyulan inanç.

“Ben kötülük yapmıyorum” savunması

Siyasi iktidarlar yanlışlarını kötü niyetle açıklamaz. Neredeyse her uygulamanın arkasında iyi olduğu söylenen bir amaç vardır: Devleti korumak, güvenliği sağlamak, milletin değerlerini savunmak, gelecek nesilleri düşünmek…

Bunların her biri meşru olabilir. Ancak amacın iyi olması, o amaç adına yapılan her şeyi kendiliğinden iyi hâle getirmez. Devleti korumak adına hukuk askıya alınamaz. Güvenlik adına masum insanlar cezalandırılamaz. Toplumu koruma iddiasıyla toplumun bir bölümü düşmanlaştırılamaz. Geleceği kurtarmak için bugünün insanları feda edilemez.

İnsanlık tarihindeki büyük haksızlıkların önemli bir bölümü “biz kötülük yapıyoruz” denilerek gerçekleştirilmedi. Onları yapanlar çoğu zaman düzeni sağladıklarına, toplumu arındırdıklarına veya devleti kurtardıklarına inanıyordu. Kötülük her zaman karanlık bir odada planlanmıyor; bazen de alkışlar arasında, iyilik adına ve büyük bir özgüvenle yapılıyor.

İyi niyet neden yetmez?

Bir cerrah, hastasını iyileştirmek istediğini söyleyerek dilediği ameliyatı yapamaz. Bir mühendis, insanlara güzel bir köprü kazandırmak istediğini söyleyerek hesaplamaları atlayamaz. Niyet ne kadar iyi olursa olsun, yöntem yanlışsa hasta ölür, köprü çöker.

Aynı ilke siyaset için de geçerlidir; üstelik siyasi kararların bedelini çoğu zaman kararı verenler değil, o karara itiraz etme imkanı olmayanlar öder. Bu nedenle hukuk, yöneticinin niyetini değil yetkisini sınırlar. Denetim, yöneticinin kötü bir insan olduğu varsayımına dayanmaz; iyi insanların da yanılabileceği, güç sahiplerinin ise kendi yanlışlarını görmekte giderek zorlanacağı kabulüne dayanır.

Denetim, güvensizlik değildir

“Ben bunu halk için yapıyorum” diyen bir siyasetçiye verilecek cevap: Size güvensek bile yaptığınız işin denetlenmesi gerekir. Çünkü denetim, güvensizliğin değil sorumluluğun gereğidir.

Bir uygulamanın iyi olduğuna yalnızca onu yapanların karar vermesi, sınav sorularını hazırlayan kişinin kendi kâğıdını da kendisinin okumasına benzer.

“Doğru yaptığıma inanıyorum” cümlesi tartışmayı bitirmez, başlatır: Hangi bilgiye dayanarak? Kimlerin görüşü alınarak? Başka seçenekler değerlendirildi mi? Beklenen sonuç gerçekleşti mi? Yanlışlığı anlaşılırsa kim sorumluluk üstlenecek? Bu soruların sorulamadığı yerde iyi niyet, iktidarın kendi kendisine verdiği sınırsız bir yetki belgesine dönüşür.

Sonuçlar, niyetlerden daha yüksek sesle konuşur

Bir politika güvenlik amacıyla uygulanmış ancak toplumda korku, keyfîlik ve kitlesel mağduriyet üretmişse artık yalnızca niyetten söz edilemez. Bir karar adalet adına alınmış fakat suçsuzları cezalandırmışsa, adındaki adalet oluşan haksızlığı ortadan kaldırmaz.

İnsan, kendi eylemini niyetine, başkasının eylemini sonucuna göre değerlendirmeye eğilimlidir. Siyasette bu eğilim çok daha tehlikelidir; çünkü bireyin yanlışı birkaç kişiye, iktidarın yanlışı milyonlara zarar verir.

Çevresinde ayna bulunmayan insan

Güç sahibi kişinin en büyük sorunlarından biri, zamanla kendisini görebileceği aynaları kaybetmesidir. İnsanlar onun sözlerini düzeltmek yerine tekrar etmeye, yanlışlarını göstermek yerine gerekçelendirmeye başlar. Eleştiriler kendisine ulaşmadan süzülür; başarısızlıkların sorumluluğu başkalarına, başarıların tamamı lidere yazılır. Sonunda yönetici yalnızca kendi oluşturduğu görüntüyü görür ve yanlış yapılıyor diyenleri  iyiliğin önündeki engel olarak değerlendirir.

Oysa gerçek dost, yöneticinin her yaptığını alkışlayan değil, ona sınırlarını hatırlatandır. Gerçek devlet adamı ise itirazı ihanet olarak değil, yanlış yapma ihtimaline karşı bir güvence olarak görür.

Yüzük yalnızca siyasetçilerin elinde değil

Gyges’in yüzüğü elbette yalnızca yöneticilere ait değildir. Çalışanının itiraz edemeyeceğini bilen bir amir, kendisinden şikâyet edilemeyeceğini düşünen bir idareci, kararları sorgulanmayan bir aile büyüğü veya her sözü doğru kabul edilen bir CEO da aynı yüzüğü parmağına takabilir.

Hepimiz, kendimizi haklı gördüğümüz ölçüde başkalarının uğradığı haksızlığı görmezden gelebilir; iyi niyetimizi verdiğimiz zararın mazereti hâline getirebiliriz. Asıl sınav, yaptıklarımızın ortaya çıkıp çıkmaması değil; haklı olduğumuzdan emin olduğumuz anda bile kendimizi sorgulayıp sorgulamadığımızdır.

Peki Eflatun kendi sorusuna ne cevap veriyor? Ona göre adalet, yalnızca başkalarına karşı yerine getirilen bir yükümlülük değil, insanın kendi iç düzenidir. Adaletsizlik dışarıdan ne kadar kazançlı görünürse görünsün, insanın iç dünyasında düzensizlik ve çatışma yaratır. Kısacası insan, görüldüğü için değil, adalet ruhunu iyileştirdiği için adil olmalıdır.

Elbette erdeme verilen bu önem, denetimi gereksiz kılmaz. Bir toplumun adaleti, güç sahiplerinin ne kadar erdemli olduğuna bırakılamaz; insanlar değişir, niyetler bozulabilir. Bu nedenle Gyges’in yüzüğü bize iki sorumluluğu aynı anda hatırlatır: İnsan, kimse görmese bile adil kalabilecek bir vicdana sahip olmalı; toplum ise hiç kimsenin adaletini yalnızca kendi vicdanına bırakmamalıdır.

Yetkiler sınırlandırılmalı, kararlar gerekçelendirilmeli, eleştiri korunmalı, zarar görenlerin sesi duyulmalı ve hiç kimse kendi kararının tek hâkimi olmamalıdır. Kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı ve özgür basın, yöneticileri çalışamaz hâle getirmek için kurulmuş engeller değil; iyi bir amacın kötü bir sonuca dönüşmesini önleyen güvenlik mekanizmalarıdır.

Bu yüzden her yaptığının iyi olduğundan emin olanlara daha fazla alkış değil, daha güçlü denetim gerekir. Çünkü bazen bir ülkeye en büyük kötülüğü, kötülük yapmak isteyenler değil, yaptığı her şeyin mutlaka iyi olduğuna inananlar verir.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version