Site icon Serbest Görüş

Arşivlerle ‘Behçet Oktay’ dosyası: Cinayeti kim örtbas etti?

TR724 HABER


25 Şubat 2009’da Ankara Dikmen’de şüpheli şekilde hayatını kaybeden eski Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’ın ölümü, Adalet Bakanlığı’nın dosyayı Ağustos 2026’da yeniden açmasıyla tekrar gündeme geldi. Dönemin siyasi iktidarına yakın çevrelerde cinayetin Hizmet Hareketi tarafından işlenip ‘intihar’ denilerek örtbas edildiği iddia ediliyor. Bu iddiaya dair hiçbir somut delil yok! Soruşturmada elde edilen somut deliller, mahkeme kararları, adli tıp raporları ve dönemin gazete arşivleri ise bu iddiayı tamamen yalanlıyor. Örneğin Zaman gazetesi, söz konusu dönemde olayın ‘intihar’ değil ‘cinayet’ olduğunu defalarca haber yapmış! Ailenin açıklamaların sayfalarına taşımış. 

Eski Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay, 25 Şubat 2009 gecesi Ankara Dikmen’de şüpheli koşullarda hayatını kaybetmişti. Olayın üzerinden 17 yıl geçtikten sonra, Adalet Bakanlığı’nın dosyayı Ağustos 2026’da yeniden açmasıyla ölüm yeniden kamuoyu gündemine taşındı.

Güncel siyasi söylemde, cinayetin/ölümün Hizmet Hareketi tarafından gerçekleştirildiği ve “intihar” denilerek örtbas edildiği ileri sürülüyor. Bu iddiayı doğrulayacak hiçbir somut delil yok. Tam aksine, dosyaya ilişkin somut kayıtlar, kesinleşmiş mahkeme kararı, adli tıp raporları ve dönemin gazete arşivleri bu iddiayı tamamen çürütüyor.

Zaman olayı nasıl haberleştirmiş?

Zaman Gazetesi’nin dönemin nüshaları incelendiğinde, gazetenin olayı “intihar” diyerek kapatmaya çalışmak yerine tam tersi bir yayın politikası izlediği görülüyor.  Zaman’ın 26 Şubat 2009 tarihli, yani ölümün ertesi günkü nüshasında “Özel Harekât Daire Başkanı’nın sır ölümü” manşeti kullanılmış. Ailenin “Solaktı, sağ eliyle kendini nasıl vurur?” ve “Sol elinde barut izi yok” şeklindeki itirazlarına yer verilmiş.

Aynı gazete 30 Aralık 2011 tarihinde “Ölümü Jandarma’ya ihbar edilmiş: İntihar değil, Cinayet” manşetiyle çıkmış; “156 Jandarma İmdat” hattına gelen ve olayın planlı bir suikast olduğunu, işin içinde üst düzey emniyet ve savcılık isimlerinin bulunduğunu iddia eden anonim bir ses kaydını tam sayfa yayımlamış.

Gazete ayrıca “Ölümü, faili meçhul kapsamına alınsın” başlıklı haberlerinde, olay yeri telsiz kayıtlarındaki şüpheli ifadeleri ve eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın’ın dosyaya dahil edilmesi talebini gündeme getirerek soruşturmanın derinleştirilmesini savunmuş.

Dolayısıyla Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Oktay ailesini kabulünde kullandığı belirtilen ve rejim medyasında yer alan ‘Cemaat medyasında olay ‘intihar’ olarak gösterildi’ açıklaması tamamen yalan ve uydurma… Olayı çözmesi beklenen (!) Adalet Bakanı, daha ilk açıklamasında yalan söylüyor, hedef şaşırtıyor…

Dosya iki ayda kapatıldı!

Behçet Oktay, 25 Şubat 2009 gecesi 01.30’da Ankara’nın Dikmen semtindeki Keklikpınarı Mahallesi’nde başından vurulmuş hâlde bulunmuştu. Soruşturma belgelerine göre Oktay, daha önce arkadaşlık yaptığı Nergis Kesici’nin ailesinin yaşadığı binanın önüne otomobiliyle gelmişti. Aracın kara saplanması üzerine Nergis Kesici’nin kardeşi Halil Kesici’nin yardıma çıktığı, silah sesinin bu sırada duyulduğu ileri sürüldü. Hastaneye kaldırılan Oktay kurtarılamadı.

Olayın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan ilk soruşturma iki ay içinde tamamlandı. Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Yalçın, 22 Nisan 2009’da ‘kovuşturmaya yer olmadığına’ karar verdi. Ona göre Oktay intihar etmişti… Olayın tek ‘tanığı’ olan Halil Kesici’nin çelişkili ifadelerini bile sorgulamadı.

Oktay ailesi ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı veren Hüseyin Yalçın’ı HSYK’ya şikayet etti. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 5 Nisan 2013’te Yalçın’a “görevinde kayıtsızlık ve düzensizlik gösterdiği” gerekçesiyle uyarı cezası verdi.

Bu arada Hüseyin Yalçın, 2011 yılında emekliye ayrılmıştı. Bugüne kadar Hüseyin Yalçın’ın Cemaat mensubu olduğuna dair tek kelime haber bile yayınlanmadı!

Dosya ‘intihar’ denilerek kapatıldı!

Dosya, Hüseyin Yalçın tarafından resmî olarak “intihar” değerlendirmesiyle kapatıldı. Oktay ailesi haklı olarak karara itiraz etti. Ailenin itirazını inceleyen Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Ocak 2011’de takipsizlik kararını kaldırdı. Mahkeme kararında Halil Kesici’nin çelişkili görülen ifadelerine, Oktay’ın vücudundaki travmatik izlere ve olay sırasında yanında bulunan kişinin elinde atış artığı tespit edilmesine dikkat çekildi.

Halil Kesici ilk ifadesinde Oktay’ın aracın içindeyken birden intihar ettiğini söylüyordu. Sonraki ifadeside ise silahın kara düştüğünü, birlikte silahı ararken bir patlama sesi duyduğunu ve dönüp baktığında Oktay’ın intihar etmiş olduğunu gördüğünü söylüyordu.

Olay gecesi Oktay’ın yanında bulunan Halil Kesici hakkında “kasten öldürme” ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından dava açıldı. İddianame, Mayıs 2012’de kabul edildi.

Halil Kesici’nin elinde barut izi bulundu

Dosyada çok önemli bir delil daha vardı; el svapları! Kriminal raporlara göre Oktay’ın sağ elinin üst bölümünde ve montunun sağ kol ağzında atış artığı tespit edilirken, avuç içinde atış artığı bulunmadı. İntihar etmiş olsaydı avuç içinde de atış artığı bulunması gerekiyordu.

Halil Kesici’nin ise elinin iç kısmında atış artığına rastlandı. Kesici, mahkemedeki ifadesinde bu artıkların yaralı Oktay’ı tutarken bulaşmış olabileceğini savundu. Mahkeme buna inandı. Atış artıklarının tek başına cinayeti kanıtlamadığı değerlendirmesinde bulundu.

Dahası var…

Ankara Adli Tıp Kimya İhtisas Dairesi raporuna göre Behçet Oktay’ın kanında 192 promil alkol ile 104 NL-ML kokain tespit edildi. Göğüs kafesi ve kaburgalarındaki 9 kırık ile ekimozlara ilişkin Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu, bu bulguların olay yerinde ve hastanede yapılan ilk müdahale sırasındaki canlandırma (kalp masajı) işlemi esnasında oluşabileceği yönünde görüş bildirdi.

Ancak bütün bunlar mahkeme için yeterli olmadı… Oktay’ın vücudunda tespit edilen kırık ve morlukların ise sağlık görevlilerinin yaptığı kalp masajı ve yeniden canlandırma müdahalesi sırasında oluşmasının kuvvetle muhtemel olduğu kabul edildi.

Sol elini kullanıyordu

Aile ise profesyonel olarak sol elini kullanan Oktay’ın sağ tarafından vurulmasını, atış artıklarının dağılımını ve olay yerindeki silahın konumunu intihar tezini zayıflatan unsurlar arasında gösterdi. Solaklık ve atış yönü, dosyanın başından bu yana cevap aranan temel çelişkilerden biri oldu.

Ancak bütün bu delillere rağmen Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Mayıs 2013’te Halil Kesici’nin üzerine atılı suçları işlediğinin kesin delillerle kanıtlanamadığına hükmederek beraat kararı verdi. (Bu arada küpürlerde de görüldüğü üzere bütün bu çelişkiler Zaman gazetesi tarafından farklı tarihlerde haberleştirildi)

Mahkeme gerekçesinde, Oktay’ın başka biri tarafından öldürüldüğünü ortaya koyan “kesin ve inandırıcı delil” bulunmadığını, mevcut bulgularla ölümün intihar sonucu gerçekleştiği kanaatine ulaşıldığını belirtti.

Halil Kesici kim?

Behçet Oktay’ın yanında bulunan ve namludaki parmak izleri nedeniyle “adam öldürme” suçundan yargılanan tek sanık Halil Kesici’ydi. Oktay’ın o dönem ilişki yaşadığı ileri sürülen Nuran Önder’in öz kardeşiydi. (Bazı haberlerde abisi olarak da geçiyor.)

Ne dönemin soruşturmasında ne de 15 Temmuz sonrası yürütülen ve kitlesel, soykırıma dönüşen Cemaat yargılamalarında Kesici’nin organik, inorganik, iltisaklı ya da sempatizan düzeyinde bir ilişkisi tespit edilmedi. Eğer Kesici’nin Cemaat’le en küçük bir irtibatı olsaydı, cinayet çoktan Cemaat’in üzerine yıkılmıştı. Dosyaya göre Kesici, kişisel ve ailevi ilişkiler ağında yer alan sivil bir şahıs olarak kaldı.

Karar duruşmasında konuşan Oktay ailesinin avukatı Şenol Özel, Oktay’ın öldüğü gece 02.00-03.44’te Halil Kesici’nin Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne ait telefondan 3 defa arandığını, toplam 6,5 dakikalık bir görüşme yapıldığının sabit olduğunu anlattı. Özel’in beyanına göre tanık apartman yöneticisi Ali Rıza Özçelik, Oktay ölmeden önce Kesici’nin tanıdığı bir polisle konuştuğunu söylemişti.

Kesici kiminle, ne konuşmuştu?

Aynı duruşmada Özel, Kesici’nin eski bir sabıkalı olduğunu, ekonomik durumunun sıfırın altında olmasına rağmen olaydan sonra bir köye yerleşerek 500 küçükbaş hayvan aldığını anlatmıştı. Özel, bunun Kesici’ye konuşmaması için verilen ödül olduğunu savundu: “Karanlık noktaların aydınlatılması hukukçuların görevidir. Bizce bazı hususların aydınlatılması istenmemiş, bir yerde karanlıkta kalmıştır.”

Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, Kesici’ye, ‘küçükbaş hayvanları alacak parayı nereden bulduğunu’ sordu. Kesici, “Kredi çektim aldım, bu kimseyi ilgilendirmiyor!” karşlığını verdi.

Akın Gürlek, Oktay ailesini makamında kabul etti.

‘Beraat’ veren hakim 15 Temmuz sonrası görevine devam etti!

Beraat kararı veren ise Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin başkanı Bahattin Özbaş’tı…

İktidar ve medyasının tezine göre hem takipsizlik kararı veren dönemin Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Yalçın’ın, hem ‘tetiği çektiği’ ileri sürülen Halil Kesici’nin hem de yeniden açılan soruşturmada yargılamayı yapan hakim Bahattin Özbaş’ın Cemaat mensubu olması gerekiyor…

Zira olay cinayetse ki öyle görünüyor; fail Halil Kesici! Dosyaya göre olay yaşandığı anda Behçet Oktay’ın yanındaki tek isim o… Olayla ilgili ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı veren ise Hüseyin Yalçın… Bu iki ismin Hizmet Hareketi ile hiçbir bağlantısı olmadığını yukarıda aktarmıştık. Peki ‘beraat’ kararı veren Hakim Bahattin Özbaş’ın Hizmet’le bir irtibatı ya da iltisakı var mıydı?

Tam aksine; Bahattin Özbaş 15 Temmuz sonrasında meslekten ihraç edilmedi, açığa alınmadı veya hakkında örgütsel bir soruşturma açılmadı. Görevine devam etti, emekli olana kadar Ankara İl Seçim Kurulu Başkanlığı gibi görevler yürüttü ve sözde darbe girişimi sonrası Cemaat aleyhine açılan usulsüz dinleme davasına da mahkeme başkanı olarak baktı.

Delil yok ama suçlu belli!

Dosyadaki ceza yargılaması unsurları, yukarıda aktarılan adli tıp raporları ve dönemin basın arşivi birlikte değerlendirildiğinde, Behçet Oktay ‘cinayetinin’ Hizmet Hareketi tarafından gerçekleştirildiği veya bu yapı tarafından ‘intihar’ denilerek örtbas edildiği iddiasını destekleyen somut hiçbir adli veri bulunmuyor.

Adalet Bakanlığı’nın 17 yıl sonra bu dosyayı yeniden açması elbetteki önemli. Ancak daha yolun başında Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ‘yalan’ söylüyor olması, rejimin hakikati/gerçeği aramak gibi bir iradesinin ya da derdinin olmadığını açık kanıtı gibi duruyor.

‘Suçluyu’ bulan ve bunun için delil arama/uydurmanın hesabını yapan rejim, ‘failsizlik’ boşluğunu yine güncel siyasi ihtiyaçlarına göre doldurmak istiyor gibi…

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version