NECİP F. BAHADIR | YORUM
Evet, hem AK Parti hem de Erdoğan’ın da içinde bulunduğu kadro toplumun umuduydu. İlk girdiği seçimde iktidar olmayı başardı. AK Parti 28 Şubat’ın olağanüstü ikliminde doğdu. AKP değil de AK Parti dediğimin farkındayım. Çünkü o yıllarda AK Parti’ydi. Eski siyasete Erbakan çizgisine bir tepkiydi.
Erdoğan ‘milli görüş’ gömleğini çıkardı. Yerine ne giydi? Uzun süre gömleksiz dolaştı. Sonra askerin üniformasını giydi. AK Parti ‘ak’ olmaktan çıktı. AKP’ye dönüştü. Kuruluş felsefesine ihanet etti. Erdoğan koltuğu ve iktidarı uğruna davayı sattı.
AK Parti de Erdoğan da ülkenin umuduydu. İlk iki dönem iyi de gitti. Fakat ilerleyen zamanda umuttan felakete evrildi. Kurucu kadronun rüyası bu değildi. Önce o kadroyu tasfiye etti. Partide ‘tek adam’ oldu.
Sıra ülkede… Tek adamlı rejimlerin menzili her zaman diktatörlüğe çıkar. Erdoğan da o çizgiye geldi. Biraz iyimser olacak olursak ‘eşiğinde’ diyebiliriz. Çünkü hala öyle ya da böyle bir ‘sandık gerçeği’ söz konusu… Her ne kadar içi boşaltılmış olsa da… Erdoğan eskiden ‘diktatör’ denmesinden rahatsız olurdu. Şimdi kabullendi.
Muhalifleri sindiren, rakiplerini tasfiye eden, hapishaneleri siyasi suçlularla dolduran sistemin adı dünyanın her yerinde diktatörlüktür. Ekrem İmamoğlu en ciddi rakibiydi. İmamoğlu’na 4 kez yenildi. Saçma sapan iddialarla diplomasını iptal ettirdi. Yetmedi, Silivri zindanına gönderdi.
Selahattin Demirtaş kafa tutmaya kalktı. Tarihe geçen, “Seni başkan yaptırmayacağız!” çıkışının bedelini özgürlüğüyle ödedi. Şam’da Esed rejimi devrilince Erdoğan “Diktatör görmek isteyen zindanlara baksın…” demişti. Doğru bir sözdü. Ama o zindanlar sadece Suriye’de değil Türkiye’de bulunuyordu. Şam, Halep orada Silivri, Sincan buradaydı.
Neredeyse tamamı iktidarda geçen çeyrek asır… Çok uzun süre… Ülkenin en uzun iktidarı…
Peki istikrardan söz edilebilir mi? Hayır… Bu AK Parti kadrolarının yıllar yılı şikayet konusu yaptığı ‘tek parti döneminden’ farklı değil. Yer yer Erdoğan döneminin zulmü ve terörü 1940’ıları aştı. ‘Geldi İsmet gitti kısmet’ sözünün yerini ‘Geldi Erdoğan, gitti huzur ve bereket’ aldı.
Böylesi yıldönümlerinde özeleştiri yapılır. Ne Erdoğan ne ne AKP yönetimi zerre kadar eleştiriye tahammülü yok. Aynaya bakacak yüzleri de yok… Varsa yoksa propaganda… Alkış ve övgü…
Acaba Erdoğan 25. kuruluş yıldönümünde farklı bir şeyler söyler mi diye merak ettim. Haberleri satır satır okudum. O aşinası olduğumuz konuşmalardan kesitler… Yeni ve farklı bir şey ara ki bulasın…
AKP’nin kuruluşunda yer alan isimler Abdullah Gül ve Bülent Arınç…
Peki kuruculardan kaçı oradaydı? Satır aralarında ayrıntı yok. Abdullah Gül neredeydi örneğin? AK Parti’nin ilk başbakanı ve cumhurbaşkanı… Erdoğan’ın önüne açan isim… Davetiye elbette gönderilmiş olmalı… Programa katıldı mı? Katıldığına dair tek satır okumadım. Gül’süz bir çeyrek asırlık etkinliği… AKP’nin içine sindi mi bu tablo?
Yorumlara, yazılara baktım ‘Gül nerede?’ diye soran yok. Abdullah Gül, BBC’ye konuşmuş… Bazı mesajlar vermiş… Ama hep düne dair… Bugün yok. Belli ki o da AKP’nin geldiği noktadan rahatsız, hoşnut değil. Yoksa niye uzaktan izlesin?
Partiyle ‘katolik nikahı’ yapan Bülent Arınç oradaymış. Dışlandı, itildi, kakıldı fakat patiden kopmadı. Oğlunun milletvekilliği, damadının özgürlüğü yetti Arınç’a… Partinin de siyasetin de vicdanı olmaya adaydı. Ne kötü bir ‘siyasi final’ yaptı. Geçmişini çöpe atmaktan çekinmedi. Sanıyorum hâlâ gözü koltukta… “Erdoğan sonra şans doğar mı?” beklentisi içinde…
Kulağına kar suyu da kaçırılmış olabilir.
Arınç’ın AKP ve Erdoğan’a eleştirisi de eksik değil. Şu sözler ona ait; “Öyle videolar hazırlıyorlar ki o videolarda ta baştan itibaren sadece Tayyip Bey var. Tarihi tersine çeviremezsiniz kardeşim. Orada ben de varım. Abdullah Bey de var. Ali Babacan da var. Kaç defa söyledim bunu hiçbir şey değiştirmediler…”
Haksız değil bunları söylerken… Bunu yapan kim? Erdoğan değil mi? Eserden şikayetçi ama failden memnun… Arınç böyle bir çelişki içinde… Ülkenin gidişatından da rahatsız ama Erdoğan’a toz kondurmaktan, baş tacı etmekten de geri durmuyor. Gül de, siz de yoksunuz… Hâlâ bunu anlamadınız mı? Tarih çoktan ters yüz edilmiş… Hala farkında değil mi Arınç? Eğer kasıt yoksa bu kadar siyasi körlük fazla…
Normal şartlarda kendisinden sonrası için bir işaret, bir sinyal verir. Çünkü hem parti içinde hem de siyasette en çok merak edilen bu… Ama koltuğundan kalkmaya hiç niyeti yok. Geçmişte, “İlla cumhurbaşkanı olacağım diye bir derdim yok!” demişliği de var. Ben o zaman “Acaba bırakıyor mu?” sorusunu sormuştum. Bir Hint atasözü böyle durumlar için “Eğer bir kişi oturduğu koltuktan kalkmıyorsa kesin altını kirletmiştir!” der. Erdoğan çok suç işledi, çok günaha girdi. AKP kadrolarının sonrası için endişe içinde olduğunu gözlemlemek mümkün.
Erdoğan ‘devam’ dedi. Anayasa’nın ‘en fazla iki defa’ hükmüne rağmen… Anayasa, kanun, mevzuat gibi bir sıkıntısı yok. Şu cümleler 25. yıl etkinliğinden; “Tayyip Erdoğan olarak, siyasette 50 yılı geride bıraktım. Ortak eserimiz AK Parti, bugün çeyrek asrı geride bırakıyor. Allah ömür ve sağlık verirse, daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım. Aziz milletimin duası ve teveccühüyle, inşallah bu ülkeye aşkla çalışmayı sürdüreceğim. Bu can bu tende olduğu müddetçe, bu sevdamız dinmeyecek…”
AKP yönetimi çerçeve yasadan sonra yeni anayasa mesaisine başladı. DEM de ittifaka eklendi. Erdoğan için sürecin anlamı da bu… Terörsüz Türkiye falan hikaye… Her şey iktidarın devamı için…
Erdoğan yeni isimlere AKP rozeti taktı. Taşıma suyla değirmeni döndürme peşinde… Bir azınlık iktidarı… MHP desteğiyle muktedir. Erdoğan’a neye karşı ise onu politikası yaptı. Milletvekili transferlerine ateş püskürürdü. 31 Mart bozgununun acısını transferlere telafi etmeye çabalıyor. Halkın vermediği oyu siyaset pazarından satın almak mümkün mü?
Bir transfer var ki… İbretlik… Ömer Karakaş 5 gün önce çerçeve yasa görüşmelerinde AKP’ye demediğini bırakmadı. AKP sıralarına dönerek masayı yumrukladı. Ve, “Ya Sevr’e boyun eğer Damat Ferit gibi tarihin utanç sayfasında anılacaksınız ya da ihanete karşı dimdik durup ‘Ya istiklal ya ölüm’ diyerek Milli Mücadele’yi başlatan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları gibi kahraman olarak anılacaksınız…” dedi.
İşte AKP siyaseti… İşte ilke… Karakaş İYİ Parti’den istifa etti, hain dediği AKP grubuna katıldı. Rozetini de Erdoğan taktı. Karakaş’ın gidişi mi ibretlik yoksa Erdoğan’ın politikalarına ihanet diyen bir milletvekilini transferi mi? Dünya siyaseti böyle yüzsüzlüğü çok az gördü. Hiç değilse sözler atmosferden kaybolsaydı, sıcaklığını yitirseydi.
Siyasetin de AKP’nin de geldiği nokta bu… Böyle ilkesiz ve utanç verici siyasetten hayır umulur mu hiç? Abdullah Gül yok ama Erdoğan’a hain diyen Ömer Karakaş AKP saflarında…
Devletlerin ömründe çeyrek asır uzun zaman sayılmaz. AKP içinde bundan sonrasının istatiksel anlamı var. Yoksa rakamların bir değeri yok… AK Parti ve Erdoğan 25 yıl önce ‘toplumun umuduydu’, bugün ‘ülkenin felaketi’ oldu. 25 yılı en iyi özetleyen cümle bu… Gerisi lafı güzaf…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

