1915 senesinde Çanakkale Savaşları sırasında İstanbul’dan cepheye bir heyet gider. 28 Haziran 1915 günü yola çıkan ve “Edebi Heyet” adı verilen grubun içinde dönemin önemli yazar, gazeteci ve ressamları bulunur. Heyette İbrahim Alaeddin Gövsa, Ahmet Ağaoğlu, Ali Canip Yöntem, Enis Behiç Koryürek, Orhan Seyfi Orhon, Ömer Seyfettin, Celal Sahir Erozan, İbrahim Çallı, Hamdullah Suphi, Hıfzı Tevfik Gönensay, Mehmet Emin Yurdakul gibi tanınmış isimler yer alır. Heyet, Arıburnu ve Seddülbahir bölgesini gezerken Albay Mustafa Kemal ile de görüşmek ister fakat tehlikeli bir bölgede bulundukları için bu görüşme gerçekleşmez.
Edebi Heyet, İstanbul’a döndükten izlenimlerini gazetelerde ve öykülerde dile getirir. Ömer Seyfettin Çanakkale Savaşı ile ilgili dört öykü yazar. Enis Behiç Koryürek “Çanakkale Cephesinde” ve “Çanakkale Şehitliğinde” adlı manzumeleri kaleme alır. Yazarların gözlemleri ayrıca Harp Mecmuası’nda ve Yeni Mecmua’da yayımlanır. Gövsa, Tanin’de “Çanakkale İzleri”ni yazarken heyetteki müzisyen Ahmet Yekta Madran de Enis Behiç’in “Çanakkale” şiirini besteler. Kısaca cephe izlenimlerini basına yansıtırlar.
Mustafa Kemal Paşa, edebi heyetin önemini bildiği için Millî Mücadele döneminde benzer bir adım atar. 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya ulaştıktan sonra yazarları davet eder. Bu isimler arasında Yahya Kemal, Yakup Kadri, Hamdullah Suphi, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Ruşen Eşref, Falih Rıfkı gibi isimler yer alır. 1921 senesinin ilk aylarında henüz 18 yaşında olan Nazım Hikmet ve arkadaşı Vala Nureddin de gönüllü olarak Ankara’ya gider. Mustafa Kemal Paşa ile tanışır, Türk milletini cesaretlendirici şiir yazarlar. Nazım’ın Kuvayi Milliye Destanı’nda o meşhur dizesi Ankara’da zihnine kazınır:
“Sarışın bir kurda benziyordu. / Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı”.
CUMHURİYET SONRASI ANKARA
Cumhuriyetin ilanından sonra Ankara’da birçok yazarı görürüz. Kimler yoktur ki o günlerde; Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp, Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Mehmet Emin Yurdakul, Aka Gündüz, Memduh Şevket Esendal, Yusuf Akçura, Samih Rifat, Yahya Kemal Beyatlı, Yakup Kadri, Abdülhak Hamit Tarhan, Hamdullah Suphi Tanrıöver, İbrahim Alaeddin Gövsa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Reşat Nuri Güntekin, Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu ve daha birçok isim. Neyzen Tevfik bile Ankara’ya gider, Kurtuluş Savaşı’nı ele alan şiirler kaleme alır. Bahsi edilen bu yazarların bir kısmı da sonraki yıllarda milletvekili olarak Meclise girer.
Ankara, sadece ülkenin değil edebiyatın da başkenti olur. Misal Ahmet Ağaoğlu’nun Keçiören’deki evinde Mehmet Emin Yurdakul, Celal Sahir Erozan, Yusuf Akçura, Yahya Kemal’i görürüz. 1930-1940’lara gelindiğinde Nahit Hanım’ın Atatürk Bulvarı’ndaki evinde Nurullah Ataç’tan Sabahattin Eyuboğlu’na, Orhan Veli’den Ahmet Hamdi Tanpınar’a kadar birçok edebiyatçıya denk geliriz. Evkaf Apartmanı’nda Yaşar Nabi’yi, Abdülhak Şinasi’yi, Ahmet Kutsi Tecer’i, İsmail Habib Sevük’ü, Reşat Nuri’yi; Çankaya sırtlarında Yakup Kadri’nin evinde Vedat Nedim Tör’ü, Şevket Süreyya’yı, Burhan Belge’yi Kadro dergisini hazırlarken görürüz. Sıhhıye’deki evlerinde ise Şevket Rado ile Necip Fazıl Ağaç dergisini çıkarır, ziyaretçileri de tanıdıktır: Sabahattin Ali, Ahmet Muhip Dıranas, Nahit Sırrı Örik, Yaşar Nabi, Suut Kemal Yetkin, Hasan Âli Yücel, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Sabahattin Eyuboğlu, Ahmet Kutsi Tecer ve daha nice önemli isim… Karanfil Sokak’taki Sabahattin Ali’nin evi ise Tarancıların, Dinoların, Garipçilerin uğrak yeri, Bahçeli’deki Yaşar Nabi’nin evi de hakeza edebiyatçıların merkezi… Behçet Kemal’in Cihan Sokak’taki evinde ise Aşık Veysel’i görmek bile mümkün. Bu evde Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Munis Faik Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Halide Nusret Zorlutuna ve Hisar’ın temsilcilerine de görebiliriz.
Daha da sayabileceğimiz çok ev, çok kişi vardır; çünkü Ankara 27 Aralık 1919’dan başlayarak edebiyatın, edebiyatçıların ve edebiyat akımlarının da merkezi olur. Dün öğrendim ki Kahramanmaraş UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na “edebiyat” alanında katılan Türkiye’nin ilk şehri seçilmiş. Yani “UNESCO Edebiyat Şehri” ünvanını almış. Kendilerini tebrik ediyorum. Ama insan düşünmüyor değil, Ankara böylesine önemli bir edebi mirasa sahipken neden bu listeye girmedi?
“Orhan Veli’nin Ankara’daki İzleri” adlı kitabım yayınlandığında insanlar “Orhan Veli Ankara’da mı yaşadı?” diye sormuşlardı. 36 yıllık ömrünün neredeyse 25 yılını Ankara’da geçiren Orhan Veli’nin uzun yıllar yaşadığı Başkentte yaşadığı bilinmiyorsa işte bu bizim eksikliğimizdir. Bunu telafi etme zamanı geldi de geçiyor. Ankara’nın artık “edebiyat başkenti” olduğunu anlamanın ve anlatmanın zamanı. Çünkü dönemin tüm edebiyatçılarının ve şairlerinin yolu Ankara’dan geçti. Her binasında, her kaldırımında izleri ve anıları mevcut. Bunun için konferanslar ve sergiler düzenlenmeli, etkinlikler yapılmalı, edebiyatçıların evleri müzeye çevrilmeli, binalara “Burada yaşadı” diye levhalar koymak gerekli.
Hadi adım atalım, Ankara’yı bu listeye sokalım. “Edebiyatın başkenti” olduğunu yeniden hatırlatalım, öğretelim, kültürel belleğimizi, edebiyatçılarımızın izlerini ve isimlerini yaşatalım. Bu konuda biz yazarlara, belediyelerimize, Ankaralılara büyük görev düşüyor. Çünkü Ankara bunu hak ediyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

