Site icon Serbest Görüş

Samet Kuşçu’dan Zeki Güven’e: Anayasaya sadakatin bedeli

İdris Gürsoy


Samet Kuşçu 1958’de darbe hazırlığını ihbar etti, darbecilerden önce tutuklandı. Zeki Güven yasadışı dinlemeleri ortaya çıkardı, yıllar sonra cezaevinde ölü bulundu. İkisi de anayasaya sadakatin bedelini ağır ödedi. Türkiye’de hukuksuzluğu yapanlar değil, ortaya çıkaranlar cezalandırılıyor. Korku iklimi, devleti içeriden çürütüyor.

İDRİS GÜRSOY | YORUM

Bir devleti gerçekten ayakta tutan nedir? Tanklar mı? Silahlar mı? İstihbarat teşkilatları mı? Mahkemeler mi? Yoksa kamu görevlilerinin, kim iktidarda olursa olsun, yalnızca anayasaya ve hukuka bağlı kalması mı?

Bu sorunun cevabı, aynı zamanda bir devletin hukuk devleti olup olmadığının da cevabıdır. Çünkü demokratik sistemlerde asker, polis, hâkim ve savcıların sadakati kişilere ya da iktidarlara değil, anayasaya ve hukuka yöneliktir. Hukuka aykırı bir emir karşısında susmaları değil, gereğini yapmaları beklenir. Peki ya görevini yapanlar ödüllendirilmek yerine cezalandırılıyorsa?

Türkiye bu soruyu altmış yıl arayla iki kez yaşadı. Biri 1958’de, diğeri 2018’de. Biri Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu. Diğeri Emniyet Müdürü Zeki Güven.

Samet Kuşçu: 1958

1958 yılında Samet Kuşçu, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde anayasal düzeni hedef alan darbe hazırlıklarını hükümete bildirdi. Yaptığı şey bir ihbarcılık değil, subaylık yemininin gereğiydi. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevi anayasal düzeni korumaktır.

Binbaşı Samet Kuşçu

Fakat beklenen olmadı. Cuntayı ihbar eden subay, darbecilerden önce tutuklandı. Yargılandı. Mahkûm edildi. Ordudan tasfiye edildi.

Yıllar sonra darbe sürecinin içinde yer alan subaylardan biri hatıralarında çarpıcı bir gerçeği itiraf edecekti: Samet Kuşçu’nun cezalandırılması yalnızca ona verilen bir ceza değildi. Aynı yolu seçebilecek diğer subaylara verilmiş bir gözdağıydı. Mesaj açıktı: “Devlet içindeki hukuksuzluğu görseniz bile konuşmayın.”

Otoriter zihniyetler cezayı yalnızca geçmiş için vermez. Geleceği de biçimlendirmek ister. Bir kişiyi cezalandırır, binlercesini susturur.

Zeki Güven: 2018

1992’de Polis Akademisi’ni dönem birincisi olarak bitiren Zeki Güven, Ankara’da yıllarca terör ve istihbarat birimlerinde görev yaptı. 2001’deki Hizbullah operasyonlarını yöneten isimlerden biriydi. 2013’te Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den ödül aldı.

1999’da Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde çalışırken emniyet binasının 8. katında kurulan gizli bir dinleme odasını tespit etti. Bu odada mahkeme kararı olmadan Cumhurbaşkanı, Başbakan, milletvekilleri, yargı mensupları dahil 963 kişinin telefonu yasadışı biçimde dinleniyordu. Durumu amirlerine bildirdi, soruşturma başlatıldı.

“Telekulak Skandalı” olarak tarihe geçen dava ortaya çıktı. Polis müdürünün görevi neydi? Suçu örtmek mi, yoksa ortaya çıkarmak mı? Zeki Güven görevini yaptı. Anayasaya, kanuna ve meslek yeminine uygun davrandı.

Aradan 15 yıl geçti. 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarının ardından 2014’te açığa alındı. Savunma hakkı bile verilmeden 7 ayrı dosya için 7 kez meslekten ihraç edildi. Üstelik hakkındaki soruşturmayı yürütmek üzere atanan müfettiş, geçmişte bizzat ‘Telekulak’ dosyasında adı geçen isimlerden biriydi.

Kendi hukuksuzluğu ortaya çıkardığı kişiler tarafından yargılanıyordu. 15 Temmuz sonrasında tutuklandı. 22 Mayıs 2018’de Eskişehir’de yakalanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi.

1 Temmuz 2018’de, (gözaltından yalnızca 40 gün sonra) hücresinde ölü bulundu. Resmî açıklama: kalp kriziydi.

TR724’ten gazeteci Sevinç Özarslan’ın Sevda Güven ile yaptığı kapsamlı röportaj ise başka bir tablo ortaya koyuyor. Zeki Güven’in herhangi bir kronik hastalığı yoktu. Cezaevinden eşine yazdığı son mektuplarında yemeklerin aşırı tuzlu olduğunu, tansiyon ilaçlarının verilmediğini, gözlüklerine el konulduğunu söylüyordu.

Ölümünden iki gün önce sorgulanmak üzere cezaevinden çıkarılmış, ne zaman geri getirildiği belirsizdi. Eşi “Dışarıda mı öldürüldü, içeride mi?” sorusunu hâlâ soruyor.

Çocukları babalarının öldüğünü, ertesi gün açık görüşe yola çıkarken basından öğrendi. Soruşturma başlatıldı. Takipsizlikle sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi 2021’de “Ölümde ihlal yoktur!” dedi.

Yüz sayfalık savunması yıllarca kayıptı. Geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı.

Aynı soru, altmış yıl arayla

Samet Kuşçu ile Zeki Güven’in hikâyeleri birebir aynı değildir. Biri askerdi, diğeri polisti. Biri 27 Mayıs’a giden süreçte yaşadı, diğeri 15 Temmuz sonrasında. Biri hayatta kaldı, diğeri cezaevinde öldü.

Fakat ikisinin hikâyesi aynı soruyu sorduruyor: Türkiye’de neden hukuksuzluğu yapanlardan çok, hukuksuzluğu ortaya çıkaranlar bedel ödüyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca geçmişte değil, bugünde de saklı.

Korku, yalnızca içeridekilere yönelik değil

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, işkence iddiaları, kötü muamele, sağlık hakkının engellenmesi ve şüpheli ölümler yalnızca tutukluları ilgilendiren hadiseler değildir.

Bunlar aynı zamanda devletin diğer mensuplarına gönderilen sessiz mesajlardır. Bir hâkim dosyasını açarken. Bir savcı soruşturma yürütürken. Bir polis hukuka aykırı bir talimatla karşılaştığında. Bir asker emir alırken. Bir bürokrat önündeki belgeyi imzalarken.

Zihinlerinin bir köşesinde aynı soru belirir: “Hukuka göre hareket edersem, başıma ne gelir?”

İşte hukuk devleti tam da bu sorunun cevabında yaşar ya da ölür.

Kamu görevlileri kararlarını anayasa yerine korkuya göre vermeye başladığında, devlet görünüşte ayakta kalsa bile içeriden çürümeye başlamıştır.

Türkiye’nin gerçek ihtiyacı

Türkiye’nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey yeni yasalar değildir. Anayasaya sadık kamu görevlilerinin korkmadan görev yapabileceği bir hukuk düzenidir.

Devleti güçlü kılan, hukuka aykırı emirleri tereddütsüz uygulayan memurlar değildir. Devleti güçlü kılan; gerektiğinde, bedeli ne olursa olsun, “Bu hukuka aykırıdır.” diyebilen kamu görevlileridir.

Samet Kuşçu’nun yalnız bırakıldığı gün kaybeden yalnızca bir kurmay subay değildi. Zeki Güven’in cezaevinde hayatını kaybettiği gün de kaybeden yalnızca bir emniyet müdürü olmadı.

Her iki olay da bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Bir ülkede anayasaya sadakat cezalandırılmaya başladığında, hukuksuzluk istisna olmaktan çıkar; yönetim biçimine dönüşür.

Ve hukuksuzluğun sıradanlaştığı yerde, hiç kimsenin hukuk güvencesi kalmaz.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version