Site icon Serbest Görüş

Roma’dan Ankara’ya ‘NATO 3.0’: Avrupa’nın sınavı, Erdoğan’ın fırsatı

Ensar Nur



AFP

41. ABD Başkanı George H.W. Bush, 8 Kasım 1991’de Roma’daki kritik NATO Zirvesi’nin hemen ardından gazetecilerin karşısına geçtiğinde, ittifakın geleceğine ilişkin tartışmalara son vermenin rahatlığını yaşar gibiydi. Zirveyi “dönüm noktası” olarak nitelendiren Bush, NATO’nun değişen dünya düzeninde dönüşerek var olmaya devam edeceğini ilan ediyordu.

“Soğuk Savaş, Avrupa’nın bölünmesi, Doğu-Batı askeri mücadelesi artık liderlerin değil, tarihçilerin ele alacağı konular haline gelmiştir” diyen Bush, sözlerini şöyle sürdürmüştü: “NATO’nun geleceğinden bahsetmek istiyorum… Gösterdik ki, NATO’nun bir arada durması için Sovyet düşmanı gerekmiyor.”

Tarihi zirveden yaklaşık 35 yıl sonra liderler Ankara’da bir araya gelirken, “bir arada duran” NATO’nun etkili bir güvenlik ittifakı olmaya devam edebilmesi için artık “Sovyet düşmanından” daha fazlası gerekiyor. Değişen dünya düzeni, artan jeopolitik hareketlilik ve gittikçe kötüleşen ekonomik göstergeler arasında, ittifakın ana direği ABD ile Avrupa kanadı “ortak tehdit” ve “ortak sorumluluk” konularındaki uyuşmazlıklar nedeniyle karşı karşıya geliyor.

Soğuk Savaş sonunda müttefikler arasındaki “NATO artık gerekli mi, değil mi?” tartışması, bugün “NATO’nun caydırıcı olmaya devam edebilmesi için müttefikler arasındaki güveni nasıl sağlarız?” tartışmasına evrildi. NATO 2.0 kendi döneminin şartlarında ittifakı sürdürmek için atılan bir adımdı.

Berlin Duvarı’nın yıkılması, Almanya’nın yeniden birleşmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılma süreciyle birlikte “ortak düşman” fiilen ortadan kalkmıştı. Francis Fukuyama’nın 1989’da yayımlanan “Tarihin Sonu?” makalesi bu yeni düzenin iyimser havasını yansıtırken, Batı başkentlerinde “NATO hâlâ gerekli mi?” sorusu giderek daha yüksek sesle soruluyordu. Washington ise Avrupa üzerindeki stratejik etkisini sürdürmekte kararlıydı. Bush’un Avrupalı müttefikler ile yürüttüğü yoğun diplomatik temasların sonucu olan 1991 Roma Zirvesi, Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı şekillenen NATO 1.0’dan, yeni döneme uyarlanan NATO 2.0’a geçişin resmen ilan edildiği ‘tarihi’ bir zirve oldu.

Michel Lipchitz / AP

Bu geçiş, NATO’nun güvenlik stratejisi açısından köklü bir değişimi beraberinde getirdi. İttifak, odağını konvansiyonel tehditlerden hibrit ve asimetrik tehditlere kadırırken, orduların daha küçük, daha hareketli, daha teknolojik ve esnek bir yapıya evrilmesi planlandı. Ancak, 2.0 dönemi kendi yapısal çelişkilerini de beraberinde getirdi. Avrupa ülkelerinin “peace dividend” kapsamında savunma harcamalarını ciddi miktarda azaltması, konvansiyonel yeteneklerin erimesine, lojistik ve ağır silah stoklarının zayıflamasına yol açtı. Yükün ezici çoğunluğu ABD’nin sırtında kalmaya devam etti.

Harcamalardaki dengesizlik, Barack Obama’nın dikkatini Pasifik’e çevirmek istemesiyle (Pivot to Asia) iyice göze batmaya başladı. Obama 2014 yılında yaptığı bir konuşmada, “Bunu kendi başımıza yapamayız” diyerek Avrupalı müttefiklerden daha fazla harcama talep etti. 2016’da başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump ise bu talebi çok daha sert bir şekilde dile getirdi. Müttefikleri “faturalarını ödememekle” suçlayan Trump, 2018’deki Brüksel Zirvesi’nde “Artık açık çek yok” diyerek sert bir uyarı yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron gibi bazı liderler tehlikeyi sezip “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşiyor” uyarısında bulunsa da birçok Avrupalı lider Trump’ın uyarılarını geçici bir rüzgar olarak değerlendirdi. Oysa Trump’ın, değişen gerçekliğin karşısında Obama’nın çizgisini daha sert bir üslupla sürdürüyordu.

Ancak, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi ve Trump’ın 2024’te yeniden seçilmesi, durumun ciddiyetini tüm Avrupa için net bir şekilde ortaya koydu. Avrupa ülkelerinin artan “Rusya tehdidi” karşısında yüksek yoğunluklu bir savaşa hazır olmadıklarını fark etmeleri ve Trump’ın Avrupa üzerinden ABD korumasını çekmeyi tehdit etmesi NATO 3.0 tartışmalarını hızlandırdı.

Son dönemde güvenlik bürokrasisinin dilinden düşmeyen ve Mark Rutte’nin ifadesiyle “daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa” anlamına gelen NATO 3.0, üç temel noktaya dayanıyor. Daha adil yük paylaşımı ile NATO’nun Avrupa kanadının kendini savunabilir hale gelmesi, Avrupa’nın konvansiyonel kapasitesinin yeniden inşa edilmesi ve ittifakın ABD’nin küresel güç rekabetindeki hedeflerine uyum sağlaması.

Trump yönetimi ve NATO’nun Avrupa kanadı arasındaki buzları eritmek için büyük çaba gösteren Rutte’nin girişimleri ile, geçen yıl Lahey’de düzenlenen zirvede üye ülkeler savunma harcamaları için GSYİH’lerinin yüzde 5’ini ayırmayı taahhüt etti ve NATO’nun stratejik metinlerine “Çin tehdidi” eklendi.

Lahey Nato Liderler Zirvesi 2025

Ankara’da başlayacak 2026 NATO Liderler Zirvesi, Avrupalılar açısından Trump’la gerilimi yönetme ve somut taahhütleri gösterme sınavı niteliğindeyken, Türkiye açısından ise daha çok stratejik bir fırsat. Ankara, kendi bölgesel ağırlığını ve savunma sanayi anlaşmalarını öne çıkarmayı kovalayacak. NATO 3.0’da daha aktif bir rol üstlenmenin yanı sıra Trump’tan F110 jet motoru lisanslarını ve F-35’e yeniden dönüş biletini koparmak için uğraşacak.

İran savaşındaki tutumları nedeniyle Avrupalı müttefiklerine kızgın olan Donald Trump’ın, “her istediğini yapan” Erdoğan’dan bol bol övgüyle bahsetmesi, Beştepe’nin üzerindeki baskıyı azaltıyor. Trump, NATO 3.0 ile diğer liderlerin de Erdoğan gibi itaatkar olmasını ve ABD’ye yük olmadan ABD çıkarlarına uygun hareket etmesini istiyor.

Sonuç olarak, 1991’in dünyasında Bush Avrupalıları ikna ettiği NATO 2.0’ın aksine, 35 yıl sonra bu kez Avrupalılar Trump’ı ikna etmeye gayret edecek. Müttefiklerin ABD’nin tanımladığı tehditleri ne ölçüde ortak tehdit olarak kabul edecekleri ve Avrupa’nın güvenliğini üstlenmek için ne kadar somut adım atacakları NATO 3.0’ın kaderini belirleyecek. Erdoğan ise Trump’ın tabiriyle “aptal olmadıkça” takdirleri toplamaya devam edecek; otoriter rejiminin “meşruiyetini” bir kez daha perçinleyecek.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version