27 Mart 1994 yerel seçimleri sonrasında Cumhuriyet’in manşeti “Seçmen solu uyardı” idi.
Alt manşet “RP’nin önlenemeyen yükselişi”ydi.
Seçimlerde RP’nin oyları 19.09’a yükselmiş, sol partiler (SHP yüzde 13.57, DSP yüzde 8.77, CHP yüzde 4.63) toplam yüzde 27 oy almıştı.
ÜÇ BÜYÜKKENT BELEDİYESİ
İstanbul’da RP adayı R.T. Erdoğan yüzde 25.19’la kazandı seçimi. SHP adayı Zülfü Livaneli yüzde 20.03’te kaldı. Oysa DSP’nin yüzde 12.38, CHP’nin yüzde 1.4 oyuyla seçim rahat kazanılırdı.
Ankara’da da durum farklı değildi, RP adayı İ.M. Gökçek yüzde 27.34 oy oranıyla ancak 2024’te kalkacağı Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin koltuğuna oturdu. SHP adayı Korel Göymen yüzde 26.89’da kaldı, oysa DSP’nin yüzde 7.76, CHP’nin yüzde 2.09 oyuyla yüzde 36’ya ulaşılıyordu.
İzmir’de DYP’li Burhan Özfatura yüzde 27.80’le kazandı seçimi. SHP’li Yüksel Çakmur yüzde 26.50 oy aldı; DSP’nin yüzde 7, CHP’nin yüzde 2.5 oyuyla yüzde 36’yı buluyordu sol oylar.
CHP’nin eski genel başkanı Ecevit’in DSP’si ile 1992’de tekrar açılan CHP’nin genel başkanı Baykal’ın partileri sol oyları bölünce SHP, 1989 yerel seçimlerinde Erdal İnönü’nün çabalarıyla kazandığı üç büyük kenti kaybetmişti.
Siyaset öncülük yapamamış, “Ben” diyenler kaybettirmişti.
Brecht’in “Bugün, dünle beslenerek yarına varır” sözü geldi aklıma.
ÖĞRETMEN TARİH
Arabistan içlerinden çalışmak için akın akın gelen ve ucuz işçilik gözüyle bakılarak göz yumulan Akadlar, bir süre sonra Sümer devletini yıkar ve bir bilge kil tablete şöyle yazar:
“Fark edemedik, geç kaldık. Aman tanrım! Bu vahşiler hepimizi yok edecek. Tanrım bizi affet. Bizden sonra gelenler bunları okursa belki ders alır. Geçmişini bilmeyeni gelecek; topa tutar.”
İbni Haldun, “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer”; Goethe, “Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır” der.
Cevdet Paşa, “Tarih bilmeyen siyasetçi, pusula okumayı bilmeyen kaptana benzer; ikisi de gemiyi karaya oturtur”; Halil İnalcık, “Milletleri millet yapan tarihleri ve kültürleridir. Tarihsiz bir millet kişiliğini kaybetmiş bireye benzer” der.
Bugünü ve yarını belirleyen dündür ve geçmişle gelecek birbirine kopmaz bağlarla bağlıdır.
Geleceğin tohumunu içinde taşıyan dün; yaşananlardan dersler çıkarılırsa yarının yolunu aydınlatır, yarın öğretmen olur.
“Hata, en sağlam öğretmendir ama ders alan için” denilen Çin atasözü; Einstein’ın “Bir hatayı iki kez tekrar etmeyen, en mükemmel insandır”; Sartre’ın “Hayatta yapılacak o kadar çok hata vardır ki aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yoktur” sözleri bu gerçekliği vurgular.
George Santayana’nın bugünün müzesi Auschwitz toplama kampında yazılı olan “Geçmişi unutanlar onu yeniden yaşamaya mahkûmdur” sözü de bu anlamdadır.
Hegel, “Tarih, insanlığın özgürlük bilincinin ortaya çıkışını gösterir” der.
İnsanı, insanın maddi varlığını, bu varlığın gerektirdiği üretim faaliyetlerini merkeze alan Marksist tarih felsefesine göre yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan ilk üretim faaliyetleriyle başlayan tarih, insanlığın toplumsal, ekonomik gelişimini anlamanın temel anahtarıdır.
Marx’a göre, insanların bilincini, içinde oldukları üretim ilişkileriyle bu ilişkilerin biçimlendirdiği toplumsal koşullar belirler.
Ahmet Erhan’ın “Bize düştü tarih ırmağının önünü açmak/ Gülsün diye geleceğin çocukları” dizesi geldi aklıma.
“Bir milletin ne yapabileceğini göstermek için tarih en güvenilir rehberdir” demişti Atatürk.
Bugün, koşulların belirlediği bilinçle sokakta doğan toplumsal muhalefet, “operasyonlar”la, “butlan”la bölünmüyor ve durdurulamaz dalgasıyla sol siyaseti uyarıyor, ona yön veriyor.
Bu dalga, sol siyasete Atatürk’ün emanetine sahip çıkma, “faşizmin önlenemeyen yükselişi”ni durdurma, “ateşten gömleği” giyme görevi ve “umut” veriyor:
“Bu daha başlangıç…”
Sokakların, alanların verdiği görevi omuzlayanların yolu açık olsun.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

