BASRİ DOĞAN | TR724 AMSTERDAM
Bir yıl arayla Lahey ve Ankara’da gerçekleşen NATO zirveleri, aynı ittifak çatısı altında iki farklı diplomasi anlayışını ortaya koydu.
Hollanda, NATO’nun kurumlarını, ortak karar mekanizmalarını ve ittifak disiplinini öne çıkarırken; Türkiye, zirveyi askerî kapasitesini, savunma sanayii iddiasını ve uluslararası görünürlüğünü artıracağı önemli bir diplomatik platform olarak kullandı.
İki zirve arasındaki fark, NATO içinde değişen diplomasi dilinin de bir yansıması oldu.
NATO yalnızca askerî bir ittifak değil; aynı zamanda ülkelerin kendilerini dünyaya nasıl anlatmak istediklerini gösteren büyük bir diplomasi sahnesi. Bu nedenle zirvelere ev sahipliği yapan ülkelerin kullandığı dil, seçtiği semboller ve verdiği mesajlar en az alınan kararlar kadar önem taşıyor.
2025’te Hollanda’nın Lahey kentinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi ile 2026’da Ankara’da düzenlenen zirve arasındaki temel fark da burada ortaya çıktı.
Lahey’de öne çıkan kavramlar: Kurum, ortaklık, kurallar ve dayanışma.
Ankara’da öne çıkan başlıklar: Abartılı güç gösterisi, savunma sanayii pazarlaması, ulusal kapasite ve iç kamuoyuna dönük şovmen sembolik liderlik mesajları.
LAHEY ZİRVESİ: SESSİZ DİPLOMASİ, GÜÇLÜ KURUM MESAJI
Hollanda’nın ev sahipliğindeki NATO Zirvesi’nin ana gündemini Avrupa güvenliği, Rusya tehdidi, Ukrayna savaşı ve müttefiklerin savunma sorumlulukları oluşturdu. Lahey yönetimi zirveyi büyük ölçüde NATO’nun ortak hedefleri ve ittifakın geleceği üzerine kurdu.
Hollanda’nın yaklaşımı, ülkenin diplomasi geleneğini yansıttı: ölçülü protokol, gösterişten uzak ev sahipliği, kurumsal vurgu, çok taraflı diplomasi ve uluslararası hukuka ve kurumlara bağlılık.
Lahey’in verdiği temel mesaj şuydu: “NATO’nun gücü tek tek liderlerin görüntüsünden değil, ortak kurumların sağlamlığından gelir.”
Hollanda siyasetinde uluslararası kurumlara bağlılık ve hukuk devleti anlayışı önemli bir yere sahip. Bu nedenle Lahey Zirvesi daha çok alınan kararların uygulanması, Avrupa’nın güvenlik sorumluluğu ve NATO’nun geleceği üzerinden tartışıldı.
ANKARA ZİRVESİ: NATO TOPLANTISINDAN SİYASİ VİTRİNE
Ankara’daki NATO Zirvesi ise farklı bir diplomasi anlayışını yansıttı. Türkiye, zirveyi yalnızca NATO gündeminin ele alındığı bir toplantı olarak değil; aynı zamanda askerî kapasitesini, savunma sanayiini ve küresel aktörlük iddiasını görünür kılacağı bir platform olarak değerlendirdi.
Elbette ABD Başkanı Trump’ın şovunu gölgelememek ve onunla bir ego yarışına girmemek için fazlasıyla özen gösterildi. Hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trump’ın şovunu kendi iç kamuoyuna vereceği mesajlar için tetikleyici olarak kullandı.
Ancak uluslararası kamuoyunun dikkatini en fazla çeken başlıklardan biri sembolik diplomasi tercihleri oldu.
Liderlere verilen askerî nitelikli hediyeler, Avrupa’daki geleneksel diplomatik anlayış açısından tartışma oluşturdu. Diplomatik hediyeler devletler arasında yalnızca nezaket göstergesi değildir; aynı zamanda siyasi mesaj taşıyan sembollerdir. Bir ülke seçtiği hediyeyle kendi önceliklerini, kimliğini ve dünyaya vermek istediği mesajı ortaya koyar.
Türkiye’nin askerî sembolleri tercih etmesi, savunma sanayiindeki gelişmeleri ve güvenlik politikalarındaki ağırlığını vurgulama çabası olarak değerlendirilebilir.
Ancak Avrupa siyasal kültüründe aynı semboller farklı okunabiliyor.
Özellikle Hollanda gibi silah düzenlemelerinin daha sıkı olduğu ülkelerde ateşli silahlar, diplomatik bir hediyeden öte güvenlik, özgür basın, hür irade ve hukuk tartışmalarını da beraberinde getirebiliyor.
HOLLANDA BASINI MERCEĞİNDEN TÜRKİYE: VAZGEÇİLMEZ MÜTTEFİK Mİ, ZOR ORTAK MI?
Hollanda’da Türkiye tartışmaları uzun süredir iki temel çizgide ilerliyor. Birinci yaklaşım, Ankara’nın Batılı müttefikleriyle yaşadığı siyasi ve hukuki farklılıklara vurgu yapıyor. İkinci yaklaşım ise, Türkiye’nin NATO açısından stratejik önemine dikkat çekiyor.
Hollanda’nın geniş okuyucu kitlesine sahip gazetelerinden De Telegraaf’ın haber yaklaşımında güvenlik, liderlik ve siyasi mesajlar daha görünür başlıklar arasında yer alıyor. Türkiye’nin NATO içindeki rolü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın abartılı şovmen diplomatik tarzı, Avrupa’daki Türkiye tartışmalarının önemli unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Askerî sembollerle verilen mesajlar ise Avrupa’daki klasik diplomasi anlayışı açısından farklı yorumlara açık bulunuyor.
NRC gibi daha analitik yayınlarda temel soru, Türkiye’nin NATO’ya sağladığı stratejik katkılar ile Batılı müttefikleriyle yaşadığı siyasi görüş ayrılıklarının nasıl dengeleneceğine odaklanıyor. Türkiye’nin Karadeniz, Orta Doğu ve güvenlik politikalarındaki rolü kabul edilirken; demokrasi, hukuk devleti ve kurumların işleyişi konusundaki tartışmalar da gündemde tutuluyor.
Daha liberal çizgideki de Volkskrant gazetesi, NATO’nun yalnızca askerî bir yapı olmadığı, aynı zamanda ortak siyasi değerler etrafında şekillendiğinin altı çiziliyor. Bu bakış açısından Türkiye’nin NATO içindeki konumu sadece askerî kapasiteyle değil, siyasi standartlarla da değerlendiriliyor.
Kamu yayıncısı NOS’un yaklaşımı daha dengeli ve daha geniş bir çerçevede ele alınıyor. NATO üyeliği, güvenlik politikaları, Avrupa-Türkiye ilişkileri ve Erdoğan yönetiminin dış politikası birlikte değerlendiriliyor.
EMİNE ERDOĞAN VE KAMU DİPLOMASİSİ
Ankara Zirvesi kapsamında lider eşlerine yönelik programlar da Türkiye’nin kamu diplomasisi stratejisinin bir parçası oldu. Kültür, mutfak ve sosyal projeler üzerinden Türkiye’nin yumuşak güç unsurları öne çıkarıldı.
Ancak Hollanda’daki değerlendirmelerde sıkça vurgulanan nokta şu: Bir ülkenin uluslararası itibarı yalnızca abartılı gösterişli şovenist kültürel tanıtımla değil; hukuk, demokrasi ve kurumların işleyişiyle de şekilleniyor.
İKİ FARKLI GÖRÜNTÜ
Sonuç olarak, Lahey ve Ankara zirveleri aynı ittifakın iki farklı yüzünü ortaya koydu.
Lahey’de kurumsal NATO kimliği, ortak kararlar ve ölçülü diplomasi öne çıkarken, Ankara’da savunma kapasitesi, ulusal güç mesajı ve aşırı abartılı semboller üzerinden siyasi iletişim dikkat çekti.
NATO’nun ortak hedefleri değişmese de zirvelerin verdiği görüntü oldukça farklıydı.
Bir yıl arayla iki zirvede, iki farklı diplomatik anlayış karşı karşıya geldi: Hollanda’nın ölçülü devlet geleneği ile Türkiye’nin abartılı şova dayalı güç ve uluslararası arenada görünürlük arayışı.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

