Türkiye’de mağduriyet de başarı da mensup olduğun mahalleye göre değer görür. Hizmet Hareketi’yle anılanlar ne mağdur sayılır ne de muvaffak. Komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına herkes karşı çıkarken Atalay Demirci’yi kimse savunmadı! Sol, seküler kesimler kendinden olmayana karşı bağnaz ve ayrıştırıcı. Mahalleciliğin olmadığı bir Türkiye hâlâ uzak bir hayal.
MAHMUT AKPINAR | YORUM
Türkiye’de mağdur olmanız da kahraman olmanız da gazeteci, sanatçı olmanız da global, evrensel kurallara bağlı değildir. Bu ülkede her ne olursanız olun öncelikle ‘mahalleniz’ önemlidir. Eğer seküler, Kemalist, beyaz Türk, solcu bir mahalledenseniz gazeteci, komedyen, sanatçı olabilirsiniz! Ama muhafazakârsan, dindarsan, hele Hizmet Hareketi’ne mensup isen seni gazeteci de saymazlar, akademisyen/bilim adamı da olamazsın, komedyen de kabul etmezler.
Eskiden herhangi bir dindarı, namaz kılanı dikkate almaz, ne başarırsa başarsın yok sayarlardı. Erdoğan ‘Tek Adam’a dönüşüp din istismarıyla kafalarına kafalarına vurmaya başlayınca muhafazakâr-dindar kişileri kerhen ve geçici olarak kabulleniyorlar.
Şimdilerde Hizmet Hareketi’yle anılıyorsanız mağdur da olamazsınız muvaffak da. Dünyanın en hızlı golcüsü, altın ayakkabı sahibi Hakan Şükür olsanız sizi futbolcu saymazlar. Milli Takım başarılarından bile adınızı silmenin yollarını ararlar. Yok saymanın imkânsız olduğu hallerde tırsak, omurgasız spor yorumcuları Hakan Şükür diyemez, tuhaf yöntemlerle atıfta bulunur.
Eğer bir şekilde Hizmet’le anılıyorsanız, iktidar tarafından hedef yapıldı iseniz mağdur olduğunuzda (istisnalar hariç) kimsenin gündemine giremezsiniz, kimse sizi savunmaz. Hiç kimse haklarınıza ilgi duymaz, sizin için mücadele etmeye çalışmaz. Muvaffak olduğunuzda da altında türlü şeyler arar ve size o muvaffakiyeti teslim etmezler.
Nitekim üniversite/bölüm birincisi olan bazı gençlere “babası KHK’lı” diye ödüllerini vermedi, sahneye çıkarmadılar. Dün Kemalistlerin, beyaz Türklerin dindar muhafazakâr insanlara yaptığının çok ötesini şimdilerde eski statükocular AKP ile bir olup Hizmet’le anılanlara yapıyor.
Zira Hizmet Türkiye’de her kesimce kabullenilmiş tabuya ve “cıslı” bir konuya dönüştürüldü. Bu insanların mağdur olduğunu, büyük kıyıma, zulme maruz kaldığını biliyor ama yine de duymuyor, görmüyorlar.
Cumhuriyet döneminden itibaren birilerine pozitif ayrımcılık hep olageldi. Belli bir mahallenin, zümrenin, ideolojik tutumun dışında olanlar yıllarca yok sayıldı, dışlandı. Yeşilçam filmlerinde, eski dizilerde, TV/radyo programlarında devletin, Kemalist rejimin “makbul” ve “itibarsız” örneklerini çok net görebilirsiniz.
Maalesef komedyenler konusunda da açık ve net bir mahalle ayrımı var. Aslında ayrım sanat, müzik, medya sektörlerinin tamamında var. Bazılarına göre eğer solcu, seküler değilseniz zaten sanatçı, aydın, gazeteci, akademisyen olamazsınız. Bunlar liberalleri bile kerhen kabullenirler. Dindardan, namaz kılandan zinhar sanatçı olmaz. Var olanları mümkünse kabul etmezler, reddedemeyecekleri bir başarı varsa önce mazeret ararlar, olmazsa o ismi dil ucuyla ağızlarında gevelerler.
Komedyen Deniz Göktaş’ın hapse atılması elbette kabul edilemez. İfade özgürlüğünün kullanılmasından dolayı ters kelepçelenip bir gencin tutuklanmasına hepimiz, her mahalle karşı çıkmak zorundayız. Ancak bu olay bize bir komedyenin tutuklanmasının ötesinde iki şey söylüyor:
Birincisi; bir komedyenin yaptığı şaka nedeniyle tutuklanması Tek Adam rejiminin artık tamamen yerleştiğini, pervasızlaştığını gösteriyor. Hizmet Hareketi’yle ilgili veya zorlama “iltisak, irtibat” bulunan kişiler zaten tereddütsüz, çekincesiz hapse atılıyordu ve bunu herkes kanıksamıştı, kimse ses vermiyordu. Ama Deniz Göktaş’ı tutuklayarak, ciddi bir protesto kültürüne sahip sol, seküler kesimleri de takmadıklarını gösterdiler. Artık bir gerekçe olmaksızın dilediklerini hapse atıp topluma kolayca gözdağı verebiliyorlar. Komedyenin Alevi kimliği de iktidarda çekince oluşturmuyor.
İkincisi; bu olay toplumda ve sol/seküler kesimlerde var olan çifte standardı, mahalleciliği bir defa daha açık etti. Elbette genç bir komedyene toplum, aydınlar, solcular, sağcılar, sanat dünyası sahip çıkmalı, destek olmalı. Ama olayı yıllarca hapis yatan, çıktıktan sonra eften püften gerekçelerle tekrar tutuklanan, Türkiye’nin tanıdığı daha eski ve tecrübeli başka bir komedyen Atalay Demirci ile birlikte düşünürseniz net bir çifte standart, mahalle ayrımı görürsünüz. Üstelik Atalay Demirci’nin hedefli ve planlı siyasi şakaları da yoktu. Güncel yaşamdan her kesimi güldürecek şakalar üretiyordu.
Maalesef Türkiye’de “gazeteci”, “sanatçı”, “filozof”, “aydın” olabilmek için belirli mahallelerden çıkmanız gerekiyor. Bu mahallelerden değilseniz mağdur da olamıyorsunuz muvaffak da! Sol, seküler kesimler “ilerici”, “çağdaş”, “demokrat” söylemlerinin aksine çok bağnaz ve ayrıştırıcılar. Kendinden olmayanı veya kendine benzemeyeni başarılı da kabul etmiyor mağdur da.
Bu kesim çok iyi bir araştırmacı gazeteci olan ve yıllardır haberleri nedeniyle hapiste tutulan Mehmet Baransu’yu gazeteci saymadı, göz ucuyla bile görmedi. Yıllarca Zaman Gazetesi’nde çalışmış, uzun süre Samanyolu Televizyonu’nun genel müdürlüğünü yapmış, dizi filmlerden iddianame üretilip 12 yıldır hapiste tutulan Hidayet Karaca’yı ve kitapları onlarca dile çevrilmiş Ali Ünal’ı gazeteci bile kabul etmedi. Çünkü bu isimler, ‘onların mahallesinden’ değiller…
Bu ülkede, dünya standardında pek çok bilim dalında altın madalyalar alan, varoşlardan, kırsaldan çocukları global başarılarla tanıştıran 1200 okul ve 16 üniversite kapatıldı, güzel ülkemin solcuları, aydınları bunları bile “okul”, “üniversite” sayıp iki laf etmediler. Bilgi Üniversitesi için verdikleri tepkinin kırıntısını göstermediler.
Her kesim kendi komedyenini, gazetecisini savunduğu, “öteki” gazateciyi, komedyeni, aydını yok saydığı sürece otoriter anlayışı yenmek, ülkenin sıkıştığı fasit sarmaldan çıkmak, hukuka dönmek mümkün olmayacak…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

