Site icon Serbest Görüş

İsli Ayaş salçası, Antep fıstığı köpüğü ve üstüne el yapımı Revolver!

İsli Ayaş salçası, Antep fıstığı köpüğü ve üstüne el yapımı Revolver!


ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM 

Başlık biraz uzun gelebilir. Ama doğrusu Ankara’daki NATO Zirvesi’ni bundan daha iyi özetleyen bir menü bulmak zor. İki gün boyunca Ankara’da tarihe geçecek bir zirve yapıldığı söylendi. Gerçekten de tarihe geçecek ayrıntılar vardı. Ancak bunların büyük bölümü NATO’nun geleceğiyle değil, ev sahibinin misafirperverlik anlayışıyla ilgiliydi.

Zirvenin sonunda akılda kalanlar; İsli Ayaş salçası, Antep fıstığı köpüğü, mehter gösterileri, kilometrelerce dikey bahçe, yeni yapılan VIP terminal ve liderlere isimleri yazılı tabancalar oldu.

NATO’nun geleceği mi? O kısmı biraz sisli kaldı. NATO 3.0 konuşuldu, Türkiye beklediğini alamadı.

Haksızlık etmeyelim. Zirve tamamen boş değildi. İttifakın “NATO 3.0” diye tarif edilen yeni yapılanmasının ana hatları şekillenmeye başladı. İran ilk kez sonuç bildirgesine girdi. Trump’ın son dönemde sorguladığı 5. Madde özellikle vurgulandı. Avrupa liderleri de Trump’ın zirveyi dağıtmaması için adeta diplomatik seferberlik ilan etti.

Fakat Türkiye açısından tablo o kadar parlak değildi. Ankara’nın asıl beklentisi belliydi; F-35 programına dönüş. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması.

Bunların hiçbiri konusunda somut bir gelişme yaşanmadı. Erdoğan’ın beklentisi farklıydı. Aslında burada Türkiye’nin beklentisiyle Erdoğan’ın beklentisini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Sadıklardan daha sadık!

Türkiye teknoloji transferi, savunma sanayii ve yaptırımların kaldırılmasını bekliyordu. Erdoğan ise Trump’ın desteğini… ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın ifadesiyle söyleyelim; “meşruiyet” kazanmayı.

Bu hedef büyük ölçüde gerçekleşti. Trump Erdoğan’ı övdü. “Sadık olduğunu düşündüğümüz ülkelerden bile daha sadık.” dedi. Erdoğan açısından bundan değerli diplomatik hediye yoktu.

Ama aynı Trump birkaç saat önce büyük müjde diye duyurduğu F-35 açıklamasından dönüş yolunda vazgeçiverdi. Ankara’da kameralar önünde; “Yaptırımları kaldıracağız.” diyen Trump, ABD’ye dönmeden önce, “Henüz karar vermedim.” ifadelerini kullandı.

Washington’da gerçek hayat Ankara’daki protokol kadar hızlı çalışıyor. Çünkü Amerikan dış politikası yalnızca başkanın iradesiyle yürümüyor. Pentagon var. Dışişleri var. En önemlisi Kongre var.

Üstelik Kongre’deki Erdoğan karşıtı hava yıllardır değişmiş değil. Trump’ın sözleri manşet oldu ama Washington’dan gelen itirazlar çok daha gerçekçiydi.

Zirvenin gerçek yıldızı Trump’tı

İlk itirazlardan biri de Trump’ın eski yardımcısı Mike Pence’ten geldi. Pence açıkça; “Bunu yapmayın.” dedi. İsrail, Yunan ve Ermeni lobileri de aynı çizgide pozisyon aldı. Ankara’da bayram havası estiren manşetler birkaç saat içinde dağılıverdi.

Ankara’daki toplantının adı NATO Zirvesi olsa da sahnedeki tek oyuncu Trump’tı. Türkiye’ye iner inmez gündemi değiştirdi. İran ateşkesinin bittiğini söyledi. İspanya’yı tehdit etti. Grönland’ı yeniden istedi. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’i övdü. NATO’dan memnun olmadığını yineledi.

Avrupalı liderler “Aman bir kriz çıkmasın!” telaşıyla Trump’ın gönlünü hoş etmeye çalışırken zirve çoktan “Trump Show”a dönüşmüştü.

Erdoğan misafirperverlikte sınır tanımadı

Şimdi gelelim zirvenin magazin kısmına. Erdoğan yönetimi gerçekten hiçbir masraftan kaçınmadı.

Ekonomik kriz mi? Onun konuşulacak zamanı değildi. Trump’ın uçağı rahat insin diye Etimesgut Askeri Havalimanı’nın pisti uzatıldı. Yeni VIP terminal yapıldı. Konuk evi hazırlandı. Ankara’nın yolları yenilendi. Güzergâhtaki binalar boyandı. Çirkin görünen yerler kilometrelerce panellerle kapatıldı.

Dikey bahçeler kuruldu. Şehrin büyük bölümü adeta kapatıldı. Memurlar izinli sayıldı. Kafeler ve iş yerleri kapatıldı. Ankaralılar iki gün boyunca kendi şehirlerinde misafir muamelesi gördü. Mehter takımları hazırdı. Saray merdivenlerinde tarihî kıyafetli askerler dizildi.

Gazetecilere zengin basın kitleri dağıtıldı. Heyetlere sınırsız açık büfe kuruldu. Kalemler… Ajandalar… Özel ciltli Erdoğan kitapları… Hepsi özenle hazırlanmıştı.

Fakat final sürprizi bambaşkaydı.

Tatlının üstüne Revolver

İngiliz basını sayesinde öğrendik ki Erdoğan zirveye katılan liderlere isimlerinin işlendiği özel üretim revolver tabancalar hediye etmiş. Üstelik mühimmatıyla birlikte.

Doğrusu; İsli Ayaş salçası… Antep fıstığı köpüğü… Lokum… Kolonya… Bunlar beklenebilirdi. Ama NATO liderlerinin valizine kişiye özel revolver koymak, diplomasi tarihinde pek rastlanan bir uygulama değil.

Modern demokratik ülkelerde devlet başkanlarına ateşli silah hediye edildiğini pek görmeyiz. Bu daha çok Saddam Hüseyin Irak’ının, Kaddafi Libya’sının ya da otoriter rejimlerin alışkanlığıydı. Türkiye’nin kendisini hangi ligde konumlandırdığına dair belki de en çarpıcı sembol buydu.

Brunson’u yine hatırlattı

Zirvede dikkat çeken başka bir ayrıntı da Trump’ın Rahip Brunson’u iki kez gündeme getirmesiydi. Kameralar önünde, “Erdoğan’a söyledim. Ertesi gün Brunson Beyaz Saray’daydı.” dedi.

Aslında bu cümle yalnızca eski bir krizi hatırlatmıyordu. Aynı zamanda güç dengesini de hatırlatıyordu. Erdoğan ise daha çok övgü kısmıyla ilgilenmiş görünüyordu.

Air Force One bile değişti

Zirvenin en ilginç olaylarından biri de Trump’ın dönüş yolunda uçak değiştirmesiydi. Türkiye’den eski Air Force One ile ayrıldı. İngiltere’de Katar’ın hediye ettiği uçağa geçti. Beyaz Saray bunun nedenini açıklamadı. Ama böyle bir değişikliğin güvenlik değerlendirmesi olmadan yapılması da düşünülemez.

Son ve zor soru

Yıllardır bize aynı hikâye anlatılıyor: Savunma sanayiinde çağ atladık. Dünya bizi konuşuyor. Yerli ve millî teknoloji destanı yazıyoruz. Peki öyleyse neden hâlâ F-35’e dönmeye çalışıyoruz? Neden F-16 parçaları için Washington’un kapısını çalıyoruz? Neden KAAN’ın motoru için ABD’nin onayına ihtiyaç duyuyoruz?

Bu soruların cevabı verilmeden “savunma sanayi mucizesi” anlatısı eksik kalmaya devam edecek. NATO açısından bakıldığında Ankara Zirvesi büyük stratejik kırılmalar üretmedi.

Erdoğan açısından ise başarılıydı. Trump’tan istediği övgüyü aldı. Uluslararası fotoğraf karelerini aldı. İç kamuoyuna kullanılacak görüntüleri aldı.

Türkiye ne aldı? Bu sorunun cevabı ise hâlâ oldukça muğlak. Yemekle başladık, yemekle bitirelim. Zirvenin siyasi sonuçları birkaç ay içinde unutulabilir.

Ama katılımcılar büyük ihtimalle İsli Ayaş salçasını, Antep fıstığı köpüğünü ve valizlerine yerleştirilen isim yazılı revolveri uzun süre hatırlayacak. Trump’ın Erdoğan’la yediği yemeğe “10 üzerinden 12” puan vermesi de cabası.

Erdoğan açısından bakarsanız, bundan iyisi gerçekten Şam’da kayısı!

Türkiye açısından bakarsanız, aynı şeyi söylemek biraz zor…

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version