İran-ABD savaşı yeniden tırmanırken gözler bir kez daha Kürt meselesine çevrildi. İran’ın Irak Kürdistanındaki İranlı Kürt örgütlerine yönelik saldırıları, kara harekâtı ihtimalini ve Kürtlerin savaşta nasıl bir rol oynayacağını yeniden gündeme taşıdı. Ancak bugün asıl soru, Kürtlerin savaşa girip girmeyeceğinden çok, savaşın sonunda ortaya çıkacak yeni bölgesel düzende nasıl bir konuma sahip olacakları…
ABD ile İran arasında yaşanan çatışmaların ilk döneminde en çok tartışılan başlıklardan biri, İran’daki silahlı Kürt grupların olası bir kara harekâtına katılıp katılmayacağıydı. Ateşkes sürecinde bu ihtimal geri plana düşmüş görünüyordu. Ancak temmuz ayında çatışmaların yeniden başlamasıyla birlikte aynı tartışmalar tekrar gündeme geldi. Bu tartışmanın yeniden canlanmasının en önemli nedeni, İran’ın Irak Kürdistan Bölgesi’nde faaliyet gösteren İranlı Kürt örgütlerinin kamplarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırması oldu. Komala, İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKI) ve diğer grupların bulunduğu kampların hedef alınması, Tahran’ın hâlâ kuzeybatı sınırını potansiyel bir tehdit olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu tablo, İran’ın sadece mevcut tehditlere değil, olası senaryolara da hazırlık yaptığını gösteriyor.
Tahran neden bu kadar hassas?
İran açısından mesele birkaç silahlı grubun varlığından ibaret değil. Tahran yönetimi uzun yıllardır ülke içindeki etnik fay hatlarının dış müdahalelerle birleşmesinden endişe ediyor. Bu nedenle Kürt bölgeleri, Beluçistan ve Huzistan gibi alanlar sadece güvenlik meselesi değil, ulusal bütünlük meselesi olarak görülüyor. İran’ın son operasyonları da bu nedenle yalnızca askerî değil, önleyici bir güvenlik stratejisinin parçası olarak okunuyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin, Türkiye’nin olası bir planın engellenmesinde rol oynadığını söylemesi de bu kaygının diplomatik boyutunu ortaya koydu. Arakçi’nin açıklamaları, Ankara, Bağdat ve Erbil’in bu süreçte İran’a belirli güvenceler verdiğini gösteriyor.
Savaşın en dikkat çekici noktalarından biri de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin tutumu oldu. Hem Erbil hem de Süleymaniye yönetimi, İran’a karşı doğrudan bir cephe açacak adımlardan uzak durmaya çalışıyor.
Bunun birkaç nedeni var…
İlk olarak İran, Irak Kürdistanı’nın en önemli ticaret ortaklarından biri. İkinci olarak İran, enerji tesislerini ve kritik altyapıyı vurabilecek kapasiteye sahip olduğunu defalarca gösterdi. İranlı Kürt gruplara yönelik düzenli saldırılar, Erbil’e de gerektiğinde doğrudan müdahale edebileceği mesajını veriyor. Üçüncü olarak ise Bağdat yönetimi ile İran arasında 2023 yılında imzalanan güvenlik anlaşması, İranlı silahlı Kürt grupların sınır hattından uzaklaştırılmasını öngörüyor.
Bu nedenle Erbil açısından İran ile doğrudan karşı karşıya gelmenin maliyeti, sağlayacağı olası kazançtan çok daha yüksek görünüyor.
Türkiye neden bu süreci çok yakından izliyor?
Ankara’nın temel kaygısı, İran’da oluşabilecek bir otorite boşluğunun Kürtler lehine yeni bir egemenlik alanı üretmesi. Türkiye açısından en önemli senaryo, Suriye’de 2012 sonrasında yaşanan sürecin İran’da tekrar etmesi ihtimali. Suriye’de merkezi otoritenin çekildiği alanlarda PYD öncülüğünde yeni bir yönetim modeli ortaya çıkmıştı.
Benzer bir boşluğun İran’ın Kürt bölgelerinde oluşması, Ankara açısından kabul edilmesi zor bir güvenlik riski olarak değerlendiriliyor.
Bu nedenle Türkiye’nin önceliği, savaşın İran’ın kuzeybatısında yeni bir fiili yönetim alanı üretmesini engellemek.
ABD’nin Kürtler ile veya Kürtler olmadan karadan İran’a karadan girme planı?
Washington açısından Kürtler, yeni bir kara savaşının ana gücü olmaktan çok, olası senaryolardan biri olarak değerlendiriliyor. İran’a girmek kolay olmayack, bunun temel nedeni oldukça açık. İran, Afganistan ya da Irak değil ki buralardaki başarıda ortada. Nüfus büyüklüğü, askerî kapasitesi ve coğrafi yapısı nedeniyle İran’a yönelik kapsamlı bir kara harekâtı son derece maliyetli bir seçenek, yüzbinlerce asker onlarca yıl lazım.
Bu nedenle ABD’nin önceliği doğrudan işgalden çok, ekonomik baskı, hava saldırıları, deniz yollarının kontrolü ve diplomatik baskıyı birlikte kullanmak gibi görünüyor.
Kürt kartı ise daha çok baskıyı artırabilecek potansiyel araçlardan biri olarak masada tutuluyor.
Peki İranlı Kürt gruplar ne istiyor?
İranlı Kürt örgütlerin öncelikleri de birbirinden farklı. Bazıları demokratik haklar ve yerel yönetim taleplerini öne çıkarırken, bazı silahlı yapılar daha köklü siyasal değişim hedefliyor. Söylemlerine bakıldığında hiçbiri bağımsızlık istemiyor. Zaten Kürt gruplar arasında tam bir birlik olmadığı için İran içinde büyük bir askerî denge oluşturabilecek kapasiteye sahip değil. Ayrıca geçmiş deneyimler nedeniyle dış güçlerin desteğinin kalıcı olup olmayacağı konusunda da ciddi soru işaretleri taşıyorlar. Bu nedenle birçok Kürt aktör, doğrudan savaşın parçası olmaktan ziyade ortaya çıkacak yeni siyasi denklemde yer edinmeye çalışıyor. Buda yeni veya devam edecek İran rejimin lütfüna bağlı.
Suriye, Irak, İran ve Türkiye’de Kürtler’de aynı çizgide değil
Bölgedeki en önemli yanlışlardan biri, bütün Kürt aktörleri tek bir siyasal irade gibi değerlendirmek. Oysa bugün dört ülkede dört farklı tablo bulunuyor.
• Irak Kürdistanı mevcut federal statüsünü korumaya odaklanıyor.
• Suriye’deki Kürt yönetimi, Şam ile yeni statü pazarlığı yürütüyor.
• İranlı Kürt hareketi, yoğun askerî baskı altında varlığını korumaya çalışıyor.
• Türkiye’de ise PKK’nın silahsızlanması ve yeni siyasi sürece ilişkin tartışmalar devam ediyor.
Dolayısıyla ortak bir Kürt stratejisinden söz etmek yerine, her aktör bulunduğu devletin siyasi ve güvenlik koşullarına göre hareket ettiğini söylemek daha doğru olur.
Asıl mücadele savaş değil, savaş sonrası düzen
Bugün görünen tablo, Kürtlerin kısa vadede İran savaşının belirleyici askerî gücü olmayacağını gösteriyor. Buna karşılık savaşın ortaya çıkaracağı öngörülen yeni bölgesel dengeler, Kürt meselesini yeniden Ortadoğu siyasetinin merkezine taşıyabilir. Bölgede herkes adeta diken üstünde, İran yönetimi ülke bütünlüğünü korumaya çalışırken, Türkiye sınır güvenliğini önceleyen bir politika izliyor. Irak Kürdistanı mevcut statüsünü riske atmak istemiyor. Suriye’deki Kürt yönetimi ise kazanımlarını siyasi güvenceye dönüştürmenin yollarını arıyor. ABD ve İsrail ise Kürt kartını doğrudan savaştan çok, bölgesel baskı ve müzakere süreçlerinde etkili bir kaldıraç olarak görüyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel sorusu, “Kürtler savaşa katılır mı?” değil; “Ortadoğu yeniden şekillenirken Kürtler yeni düzenin neresinde yer alacak?” sorusu olacak. Bu sorunun cevabı ise yalnızca Washington, Tahran ya da Ankara’nın değil; Erbil, Şam ve İran ve Türkiyedeki Kürt siyasi aktörlerinin vereceği kararlarla da şekillenecek.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

