Memleket bir acayip hava dalgasının içinde salınıp duruyor: Sabah güneş, öğlen fırtına, akşam yağmur. Siyaset sahnesinde yaşananlardan toplumsal ruhumuza uzanan alacalı dizge atmosferle koşut bir ortam yaratıyor. Bunalım barometremizin yüksekliği olağandışı olsa da içinde bulunduğumuz koşullara o kadar alıştık ki… Umudumuz, “Ah bir yağmur yağsa ve kiri pası götürse” dileğiyle neredeyse birleşiyor. Tıpkı Oktay Rifat’ın kaleme aldığı “Yağmur Sıkıntısı” oyunu gibi.
***
Yağmur Sıkıntısı, İnci ve Arif’in modern bir apartman dairesindeki evinin mutfağında geçer. Bir emlak komisyoncusu olan Arif ve İnci’nin kahvaltı masasında ufak çekişmelerle başlayan tartışmaları kıyıcı bir savaşa dönüşür. Böylece farklı sınıflar ve bakış açılarından gelen bu karı-kocaya ait toplumsal bir gerilim ortaya konur. Çayın ocağa konulmamış olmasıyla başlayan tartışma giderek derinleşir. Oyunun ikinci bölümünde bunalımı iyiden iyiye artan İnci, kocasının yönlendirmesiyle uyku ilacı alarak yaşamına son verir. Oyun boyunca yağmayan yağmurun verdiği sıkıntı İnci’nin iç sıkıntısını katlar. Artık dönüşsüz bir yola girilmiştir.
***
Toplumsal yapının sunduğu eşitsizliklerin daha da arttığı bir dönemde İnci ve Arif’in ilişkisi karşımıza çokça çıkmaya başladı. Yeni zengin olmasına karşın yaşamın sunduğu değerleri tam kavrayamamış Arif ve kırılganlığı ile yaşam enerjisini kaybeden İnci farklı şekillerle ele alınabilir mutlaka. Yeni orta sınıfın hödük değerlerini kapsayan Arif parayı tek değer sanan ve iktidara kendini yaslayan yanıyla öne geçer. Böylece yaptığı işleri meşru kılmayı başaran bir eylem içinde paraya para demez. Oyunun geçtiği zamanda Demokrat Parti’nin zengin ettikleri gibi bugünün de zenginleri vardır kuşkusuz. Son model arabasıyla o rezidans bu rezidans dolaşıp tebeşir tozunu çekmeye çalışanlar tam da bu başlık altında ele alınabilir. Arif ile İnci’nin ilişkisi aynı zamanda yeni dönemde kimin son sözü söylediğinin temsilidir. Sonuçta adam kendi karısını yok etmekten kaçınmayacaktır. Böylece istediği yaşam alanını genişletebilecek kapasiteye kavuşacaktır.
***
Bütün bu kaotik ilişki yalnızca evlilik ilişkisinde değil pek çok ilişkide karşımıza çıkar. Siyaset alanında kendi merkeziyetçi alanını genişletebilmek için yan yatıp çamura batan tipler onca düzmecelikleriyle karşımızdalar. Üstelik bu tipleri tek bir cenaha indirmek bizi sığ sulara sürükler. At izinin it izine karıştığı bir dönemde akil görünenlerin şaklaban, söz söyleyenlerin cambaz olduğu bir arenada hakkaniyet terazisini arıyoruz.
***
Çok açık ki bugün dünyada artık iki seçenek var: Bunlardan ilki, şu an yaşadıklarımızı aratacak özellikte… Yaşanan bunalımın yükünün, “İtaat et!” dayatmasıyla bütünleşerek yine emekçi sınıfların üzerine yıkılacağı, yoksul halka sunulan acı reçetenin var olan sıkıntıları katmerleyeceği, ulusların belki de yakın gelecekte göçmenlere karşı sınırlarını kapatması ya da denetimi olanca büyüklüğüyle arttırmasıyla birlikte “milliyetçilik” dalgasının büyüyeceği ve daha otoriter bir sistemin dünyaya hâkim olacağı savı.
İkincisi ise: Kapitalizm hastalığının son evreye geldiği… Önümüzdeki küresel krizlerle ekonomik çöküşün hızlanacağı… Devletlerin insani olarak sunduğu barbarlık kılıfının mızrağa sığmayacağı… Sosyalizmin servet eşitliğini sağlayacak biçimde kendini yeniden tadil etmesiyle sınıfların güzellik uykusundan uyanacağı savı… Şimdilik bu savın gerçekliğini tartışmaya bile açamıyoruz. Çünkü bu sürece gerçek anlamda karşı koyabilecek tek gücü elinde barındıran sosyalistler de henüz yeni dünya düzenini çözmeye çalışmakla meşguller!
***
Burada önemli olan, böyle kaotik ortamda nasıl bir örgütlenme içine gidilmeli? Partiler nasıl bir örgütlenmeyle karşımıza çıkmalı? İşin insanı çaresiz bırakan yanı şu: Otokrasinin hâkimiyetinde çok bilinen örgütlenme biçimleri iflas ediyor. Öyleyse hükümetleri “tutarlı politikalara” zorlamak, olabildiğince “eleştiri” sınırını açık tutmak, insanı insan yapan değerleri savunmak, kültür ve sanata yüksek pay ayrılması için diretmek, iş güvencesi olmayan emekçiye sahip çıkmak, kepenklerini indiren esnafın yanında yer almak nasıl mümkün olacak? Asıl tartışmamız gereken bu!
***
Ancak siyaset alanındaki Arif’ler yalnızca kendi bireysel yollarını açmakla meşguller.
Biraz da halkın aşına işine bakın beyler…
Ölüyoruz burada!
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

