F-35 krizi yıllardır uçaklar üzerinden değil, Washington’daki siyasi dengeler üzerinden yürüyor. Trump, Erdoğan’a F-35 satışını gerçekten istiyor ancak karar artık Beyaz Saray’da değil, Kongre’de. Netanyahu’nun devreye girmesi ve İsrail lobisinin etkisi işleri daha da karmaşıklaştırıyor. Ankara Zirvesi’nden teslimat değil, olsa olsa süreci yeniden başlatacak bir niyet beyanı çıkabilir.
ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ
Aslında bu yazının başlığını “Trump Erdoğan’a F-35 hediye edebilir mi?” diye de atabilirdim. Çünkü yıllardır yılan hikâyesine dönen F-35 krizinde asıl mücadele uçaklar üzerinden değil, Washington’daki siyasi dengeler üzerinden yaşanıyor. Daha da önemlisi, bu dosya artık Başkan’ın tek başına çözebileceği bir mesele olmaktan çıktı.
ABD Başkanı Donald Trump, NATO Zirvesi için Air Force One ile Ankara’ya hareket ederken New York Times dikkat çekici bir haber yayımladı. Habere göre Trump, Erdoğan’a “çok mutlu edeceği bir hediye” hazırlıyordu. Bu hediyenin de Türkiye’nin yeniden F-35 programına alınması olduğu iddia ediliyordu.
Doğrusu bu tür haberleri son birkaç yılda defalarca okuduk. Bu yüzden insan ister istemez temkinli yaklaşıyor. Ancak bu kez bazı taşlar gerçekten yerinden oynamış görünüyor.
Peki, yedi yıldır kilitli duran bu dosya, birkaç saatlik lider görüşmesiyle açılabilir mi?
Washington’da konuştuğum isimlerin ortak değerlendirmesi şu: Trump bunu gerçekten istiyor. Ama istemesi yetmiyor. Çünkü F-35 dosyası artık yalnızca Beyaz Saray’ın değil, Kongre’nin kontrolünde. Üstelik Kongre’deki hava, Trump’ın Erdoğan’a bakışından oldukça farklı.
Trump neden bu kadar ısrarcı?
Trump’ın Erdoğan’a yaklaşımı hiçbir zaman Amerikan devletinin geleneksel çizgisiyle örtüşmedi. Beyaz Saray’daki ilk döneminde ekibine, “Golf oynuyor olsam bile Erdoğan ararsa hemen bağlayın!” talimatı verdiği Washington kulislerinde sıkça anlatılır.
Nitekim Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması kararını da hiçbir zaman sahiplenmedi. Bu karar; Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve Kongre’nin ortak güvenlik değerlendirmesinin sonucuydu. Trump ise faturayı sürekli Barack Obama yönetimine çıkardı. Bugün de aynı noktada duruyor.
Trump, F-35 meselesini yalnızca savunma sanayii ya da silah satışı olarak görmüyor. Onun gözünde bu dosya, Erdoğan’la yeniden kurulacak ilişkinin sembolü. Washington’da Türkiye dosyasını yakından takip edenler, Trump’ın Erdoğan’ı hâlâ Putin, Muhammed bin Selman ve Viktor Orbán gibi “anlaşma yapılabilecek güçlü liderler” kategorisinde değerlendirdiğini söylüyor.
Ama artık 2019’da değiliz
Trump’ın yeterince hesaba katmadığı nokta tam da burası. Washington değişti. Türkiye dosyası da değişti. 2019’da tartışma büyük ölçüde S-400’lerden ibaretti. Bugün ise tablo çok daha karmaşık.
Kongre açısından Türkiye denildiğinde artık yalnızca S-400 değil; Hamas’la ilişkiler, İsrail karşıtı söylemler, Doğu Akdeniz gerilimi, Yunanistan ve Ermeni lobilerinin baskısı, insan hakları sicili, Rusya ile sürdürülen ekonomik ilişkiler ve CAATSA yaptırımları aynı dosyanın içinde değerlendiriliyor.
Dolayısıyla Trump’ın “Ben istiyorum, olur!” yaklaşımı bu kez eskisi kadar kolay sonuç vermeyebilir.
Asıl engel Pentagon değil, Kongre
New York Times haberindeki en dikkat çekici ayrıntı, Trump yönetiminin hâlâ Kongre’nin çıkardığı 2020 tarihli yasayı nasıl aşabileceğinin hesabını yapıyor olmasıydı.
Bu son derece önemli. Çünkü ABD Başkanı çıkıp tek başına “F-35’leri veriyorum” diyemiyor. Yasa açık. Yönetim önce Türkiye’nin artık S-400 sistemlerine sahip olmadığını Kongre’ye ispatlamak zorunda.
İşte bütün pazarlık bu noktada düğümleniyor. Daha önce bu köşede de yazmıştım. Yeniden gündeme gelen formüller arasında S-400’lerin üçüncü bir ülkeye devredilmesi, kritik parçalarının sökülmesi ya da tamamen işlevsiz hâle getirilmesi bulunuyor.
Ancak ortada üzerinde uzlaşılmış bir model yok. Bu da sürecin dışarıdan göründüğü kadar ilerlemediğini gösteriyor.
Netanyahu neden şimdi devreye girdi?
Tam bu tartışmalar sürerken İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Fox News’e çıktı ve Türkiye’nin yeniden F-35 programına alınmasına açık biçimde karşı olduğunu söyledi.
Bu açıklama sıradan bir televizyon röportajı olarak görülmemeli. Aslında Netanyahu doğrudan Kongre’ye mesaj gönderdi. Verdiği mesaj da oldukça netti: “Erdoğan’a F-35 vermeyin.”
Washington’da İsrail lobisinin etkisi düşünüldüğünde bunun siyasi ağırlığı küçümsenemez. İsrail uzun yıllardır Türkiye’nin yeniden F-35 programına dönmesini istemiyor. Sebebi yalnızca Erdoğan’ın İsrail karşıtı söylemleri değil. İsrail, bölgedeki niteliksel askeri üstünlüğünü tartışmaya açacak hiçbir gelişmeye sıcak bakmıyor.
F-35 de bu üstünlüğün en kritik unsurlarından biri. Bu nedenle Netanyahu’nun çıkışı, Cumhuriyetçi senatörlere verilmiş güçlü bir siyasi mesaj niteliğinde.
Erdoğan neden bugün daha avantajlı?
Trump açısından tabloyu değiştiren başka gelişmeler de var. Avrupa ile yaşadığı gerilimler… İran savaşı sırasında NATO’dan beklediği desteği bulamaması… Savunma harcamaları konusunda müttefikleriyle yaşadığı kriz… Bütün bunlar Trump’ın Türkiye’ye bakışını değiştirdi.
Artık Erdoğan’ı yalnızca sorun çıkaran bir lider olarak değil, Karadeniz, Ukrayna ve Orta Doğu dosyalarında birlikte çalışılabilecek bir aktör olarak görüyor. Bu yüzden F-35 meselesi yalnızca savaş uçağı satışı değil. Daha kapsamlı bir siyasi pazarlığın sembolü.
Belki ‘niyet beyanı’ olur
Trump bu dosyayı gerçekten açmak istiyor. Erdoğan ise yıllardır bu anı bekliyor. Ancak iki liderin istemesi tek başına yeterli olmayabilir. Çünkü karar artık yalnızca Oval Ofis’te verilmiyor. Kongre’de Jim Risch gibi isimler hâlâ son derece etkili.
İsrail lobisi güçlü. CAATSA yaptırımları yürürlükte. Ve Kongre’nin önemli bir bölümü Erdoğan’a güvenmiyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nden çıkabilecek en gerçekçi sonuç, F-35 teslimatı değil; sürecin yeniden başlatılacağına dair siyasi bir irade açıklaması olacaktır.
Asıl mücadele ise zirveden sonra başlayacak. Ama Ankara’da değil… Washington’da.
Üstelik bu kez pazarlık Erdoğan ile Trump arasında değil, Trump ile Kongre arasında yaşanacak. İşte bu yüzden önümüzdeki günlerde gözlerin çevrilmesi gereken başkent Ankara değil, Washington olacak.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

