Spielberg’in ‘Minority Report’ filmi, işlenmemiş bir suçtan cezalandırılma tartışmasını bugüne taşıyor. NATO’nun Ankara zirvesi öncesi uygulanan güvenlik rejimi aynı mantığı çağrıştırıyor. Protestolar yapılmadan yasaklanıyor, insanlar varsayımsal tehdit gerekçesiyle gözaltına alınıyor. Hukukun bittiği yeri sorgulatan asıl mesele, güvenlik uğruna özgürlükten ne kadar vazgeçileceği. Türkiye, Spielberg’in distopyasını günlük yönetim modeline dönüştürmüş görünüyor.
ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Ünlü yönetmen Steven Spielberg’in 2002 yılında çektiği Minority Report (Azınlık Raporu), bilim kurgu sinemasının kült filmlerinden biri olarak kabul edilir. Başarısının sırrı sadece geleceğin teknolojilerini şaşırtıcı bir isabetle öngörmesi değildir. Filmin asıl başarısı, hukuk devletinin en temel ilkelerinden birini sorgulamasıdır.
Tartışmanın merkezindeki soru son derece basittir: Bir insan, henüz işlemediği bir suç nedeniyle cezalandırılabilir mi?
Aradan 24 yıl geçti. Bugün aynı soru yeniden karşımızda. Ama bu kez bir sinema salonunda değil; NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenleyeceği Liderler Zirvesi öncesinde yaşananlarda.
Ankara’ya baktığınızda, Spielberg’in hayal ettiği 2050’li yılların Washington’unu görüyorsunuz. Aradaki tek fark şu: Spielberg bunu bir distopya olarak yazmıştı. Erdoğan rejimi ise günlük yönetim modeline dönüştürdü.
‘Minority Report’ neden hâlâ konuşuluyor?
Çoğu kişi Minority Report’u Tom Cruise’un oynadığı başarılı bir aksiyon filmi olarak hatırlar. Oysa hukuk fakültelerinde, siyaset bilimi bölümlerinde ve etik tartışmalarında filmin adı bugün bile geçiyorsa bunun nedeni aksiyon sahneleri değil. Philip K. Dick’in kısa öyküsünden uyarlanan film, “PreCrime” adlı bir sistem üzerine kuruludur.
Geleceği görebilen üç kişi/kahin vardır. Onlar bir cinayeti önceden görür. Polis de katili, cinayeti işlemeden önce yakalar.
Sonuç mu?
Cinayet oranı neredeyse sıfıra iner. Fakat bunun korkunç bir bedeli vardır. Masumiyet karinesi ortadan kalkar. İnsanlar yaptıkları için değil, yapabilecekleri varsayılan şeyler nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılır.
Film gösterime girdiğinde hukuk dünyasında uzun tartışmalar yaşandı. “Güvenlik uğruna özgürlükten ne kadar vazgeçilebilir?”
Aslında bugün Ankara’da tartışılan da tam olarak bu.
NATO öncesi “PreCrime” operasyonları
7-8 Temmuz’da Ankara, NATO’nun 36. Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Donald Trump başta olmak üzere 32 ülkenin lideri Türkiye’ye geliyor. Erdoğan açısından bu zirve sadece diplomatik bir toplantı değil; aynı zamanda uluslararası vitrine çıkma fırsatı. Fakat dünya liderleri gelmeden önce Ankara’da yaşananlar, zirvenin kendisinden daha fazla konuşuluyor.
Başkentte fiilen olağanüstü güvenlik rejimi uygulanıyor. Yaklaşık iki hafta boyunca gösteriler yasak. Basın açıklamaları yasak. Yürüyüşler yasak. Toplantılar yasak.
Drone uçurmak bile yasak. Şehrin büyük bölümü güvenlik koridoruna çevrildi. Bununla da yetinilmedi. Savcılık yüzlerce adrese eş zamanlı operasyon başlattı. Şu ana kadar 200’den fazla kişi tutuklandı.
İktidar, bunların terör örgütleriyle bağlantılı olduğunu söylüyor. Oysaki tutuklananlar arasında akademisyenler, gazeteciler, hatta çevreci emekliler bile var. Savcılığa göre tutuklananlar ‘NATO’yu protesto ederek Türkiye’nin itibarına zarar verebilir’miş.
İşte tam burada ‘Azınlık Raporu’ filmi yeniden akla geliyor. Çünkü mesele artık sadece terörle mücadele değil. Asıl soru şu: Devlet, bir kişinin ileride protesto düzenleyebileceği ihtimalini suç gibi değerlendirebilir mi?
Henüz gerçekleşmemiş bir eylem özgürlüğü elinden almak için yeterli olabilir mi?
Spielberg’in hayali, Ankara’nın gerçeği
Minority Report’un gücü teknolojisinden gelmiyordu. Asıl mesele devletin mantığıydı. Filmde insanlar “İleride suç işleyebilirsin!” denilerek hapsediliyordu.
Bugün Ankara’da elbette geleceği gören kâhinler yok. Yapay zekâ da karar vermiyor. Ama ortaya çıkan sonuç dikkat çekici biçimde aynı mantığı çağrıştırıyor. Protestolar yapılmadan yasaklanıyor. Toplantılar gerçekleşmeden engelleniyor. İnsanlar suç işledikleri için değil, işleyebilecekleri varsayımıyla gözaltına alınıyor.
Spielberg’in hayal ettiği sistem teknolojiyle çalışıyordu. Türkiye’deki sistem ise siyasal güçle. Saray kimi isterse onu tutuklatıyor.
Ankara makyaj masasında
NATO hazırlıkları yalnızca güvenlik operasyonlarından ibaret değil. Şehir adeta yeniden dekore ediliyor. Donald Trump’ın uçağı rahat inebilsin diye Etimesgut Havalimanı yaklaşık 10 milyar liralık yatırımla yenilendi. Protokol yollarına yeni asfalt döküldü. Binaların yola bakan cepheleri boyandı. Peyzaj çalışmaları hızlandırıldı. Yol kenarlarına dekoratif paneller yerleştirildi. Çiçekler… Dev saksılar… Yeni kavşaklar…
Sanki Ankara birkaç haftalığına film setine çevrildi. İktidar buna “şehir düzenlemesi” diyor. Fakat yapılan Ankara’nın görülmesini istenmeyen yüzünü gizlemek.
Susturulan sadece protestolar değil
Minority Report’ta sistemin sorgulanmasını istemeyenler vardı. Bugün Ankara’da da benzer bir tablo ortaya çıktı. Çok sayıda bağımsız gazetecinin NATO akreditasyonu reddedildi. NATO ise bu kararların ev sahibi ülkenin güvenlik değerlendirmeleri doğrultusunda alındığını açıkladı.
Ortaya tuhaf bir tablo çıktı. Demokrasi… Hukukun üstünlüğü… İfade özgürlüğü… Bunlar NATO’nun varlık sebepleri arasında. Ama bu değerlerin konuşulacağı zirveye, eleştirel gazeteciler alınmıyor.
İroni bundan daha büyük olabilir mi?
Asıl sınav
Hiç kimse NATO zirvesi gibi bir organizasyonda güvenlik önlemi alınmasına itiraz edemez. Fakat buradaki sorun güvenlik değil. Sorun, güvenlik adına hukukun nerede bittiğidir. İşte Minority Report’un yıllardır unutulmamasının nedeni de budur.
Film bize teknolojiyi anlatmıyordu. Devlet gücünün sınırlarını sorgulatıyordu. Bugün aynı soruyu Ankara soruyor. Bir devlet güvenlik adına ne kadar ileri gidebilir? Bir toplum özgürlüğünü kaybettiğinde gerçekten daha güvenli olur mu?
Birkaç gün sonra zirve bitecek. Trump Amerika’ya dönecek. Diğer liderler ülkelerine gidecek. Yollar yeniden açılacak. Dekoratif paneller sökülecek. Çiçekler solacak.
Ama geriye şu soru kalacak: Türkiye, NATO’ya ev sahipliği yapan ülke olarak mı hatırlanacak? Yoksa Spielberg’in bilimkurgu diye anlattığı hukuk düzenini gerçeğe dönüştüren ülke olarak mı?
Bana sorarsanız, tarihe şimdiden ikincisi olarak geçti bile…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

