BYD’nin Türkiye’de kurmayı planladığı 1 milyar dolarlık fabrika yatırımını askıya alması, yalnızca Çinli şirketin kararından ibaret değil. Çinli otomoti devi, yatırım vaadinin ardından Türkiye’de 61 binden fazla araç sattı. Vergi avantajları ve teşviklerin akıbeti tartışma konusu. Hesaplamalara göre şirket son iki yılda 23-25 milyar TL’lik ‘vergi avantajı’ sağladı. İsmi açıklanmayan Bakanlık kaynakları, teşvik sürecinin 2026 başında askıya alındığını, anlaşma ve teminatların geçerli olduğunu duyurdu. Ancak bu konuda resmi bir açıklama yok! Dünden beri hiçbir iktidar yetkilisi tek kelime etmedi. Peki burada tek sorun BYD’nin tavrı mı? Türkiye, uluslararası şirketler için ‘yatırım yapılabilir’ bir ülke mi? Hukuki güvence var mı ülkede? Ekonomi ‘öngörülebilir’ mi? Kurallar belli mi? Kaldı ki BYD’ye o teşvikler nasıl, hangi şartlarda ve kimler tarafından verildi?
Çinli elektrikli araç üreticisi BYD’nin Türkiye’de kurmayı planladığı fabrika yatırımını askıya alması, otomotiv sektöründe yalnızca bir şirket kararının ötesine geçen bir tartışma başlattı. 2024’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı imza töreniyle duyurulan yatırım, 1 milyar dolarlık fabrika, yıllık 150 bin araç kapasitesi, Ar-Ge merkezi, 2026 sonunda üretime başlama hedefi ve 5 bin kişiye kadar istihdam vaadiyle açıklanmıştı.
Hatta dönemin Sanayi Bakanı Fatih Kacır, geçtiğimiz yıl şubat ayında katıldığı bir televizyon programında, “Manisa’da BYD yerini aldı. ÇED raporunu tamamladı. Şu anda yatırıma başladı, herhangi bir aksaklık yok. Ekiplerimiz günlük görüşüyor. 1 milyar dolarlık bir yatırım. Yıllık 150 bin üretim kapasitesine sahip bir fabrika.” dedi.
Ancak gelinen noktada şirket, Türkiye’deki fabrikanın inşaatına başlamadı. BYD Başkan Yardımcısı Stella Li, önceki gün yaptığı açıklamada şirketin önceliğinin Macaristan’daki fabrika ve Avrupa’da ikinci bir üretim tesisi arayışı olduğunu açıkladı. Türkiye’de üretime başlamak için belirlenmiş bir takvim bulunmadığını söyleyen Li’nin açıklaması, Manisa yatırımı için beklenen sürecin fiilen durduğunu gösterdi.
Tek suçlu BYD mi?
Bu gelişmeyi yalnızca “BYD sözünü tutmadı! BYD Türkiye’yi kandırdı!” diye okumak eksik olur. Şirket açısından bakıldığında küresel otomotiv pazarı, Avrupa Birliği’nin Çin menşeli elektrikli araçlara uyguladığı vergiler, Avrupa’da üretim yapma zorunluluğu ve lojistik hesapları yatırım kararlarını etkiliyor. BYD, Avrupa pazarına daha doğrudan erişmek ve AB vergilerinden kaçınmak için Macaristan’daki tesisini öne almış görünüyor. Bu, şirketin kendi ticari stratejisi açısından anlaşılabilir bir tercih olabilir. Li’nin açıklamalarından da bunu anlıyoruz. Şunu özellikle belirtmek gerekiyor; mesele sadece ‘ucuz’ işgücü vs. de değil…
Dolayısıyla Türkiye açısından mesele burada bitmiyor. Çünkü BYD’nin Türkiye yatırımının duyurulduğu dönemde şirkete önemli vergi ve ithalat avantajları sağlayan düzenlemeler yapılmıştı. Çin menşeli araçlara uygulanan yüzde 40 veya araç başına en az 7 bin dolarlık ek mali yükümlülük, yatırım teşvik belgesi kapsamında muafiyet alan üreticiler için devre dışı bırakılmıştı. Bu düzenleme BYD anlaşmasından hemen önce yürürlüğe girdi.
2025’de 45 binden fazla araç sattı
BYD bu süreçte Türkiye pazarında hızlı büyüdü. ODMD verilerine göre şirket 2023’te 839, 2024’te 8 bin 331, 2025’te 45 bin 537 ve 2026’nın ilk beş ayında 6 bin 726 otomobil sattı. Böylece BYD’nin Türkiye’deki toplam satışı 61 bin 433 adede ulaştı. Satışların önemli bölümü, yatırım vaadiyle başlayan teşvik ve vergi avantajı tartışmasının ardından gerçekleşti.
Vergi avantajının toplam büyüklüğü konusunda ise kamuoyuna açıklanmış kesin bir tablo yok. BYD’nin kaç aracı hangi muafiyet kapsamında ithal ettiği, hangi modelde ne kadar vergi avantajı oluştuğu ve devletin ne kadarlık gelirden vazgeçtiği kalem kalem açıklanmadı.
Ancak otomotiv analistlerinin hesaplarına göre araç başına oluşabilecek vergi avantajı 7 bin 500 ila 11 bin dolar arasında değişiyor. Bu aralık, 61 bin 433 araçlık toplam satışa uygulandığında teorik olarak 500 milyon dolar civarında büyüklüğe işaret ediyor.
İsmi açıklanmayan bakanlık yetkilileri!
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ise BYD yatırımında öngörülen ilerleme sağlanamadığı için şirketin teşviklerden yararlanma sürecinin 2026 yılı başında askıya alındığını açıkladı. İsmi açıklanmayan bakanlık yetkilileri, yatırım anlaşmasının, şirketin yükümlülüklerinin ve devlete sunulan teminatların geçerliliğini koruduğunu söylüyor. Yatırım tamamlanmazsa şirketin yararlandığı teşvikleri mevzuat, taahhüt ve teminatlar kapsamında geri ödemekle yükümlü olacağı ifade ediliyor.
BYD bugüne kadar hangi vergi avantajlarından ne ölçüde yararlandı? Askıya alınan teşvikler hangi tarihten itibaren durduruldu? Daha önce sağlanan muafiyetler için geri alma mekanizması işletilecek mi? Teminatların tutarı ne kadar? Şirket yatırım takvimini tamamen iptal ederse kamu ne kadar alacağını tahsil edecek? Bu soruların cevabı henüz yok! İktirar temsilcileri sessiz…
Öngörülebilir olmak!
Esasında asıl mesele bu da değil…
BYD’yi eleştirmek, ‘sahtekarlıkla’ suçlamak kolay… Peki bu konuda tek suçlu BYD mi? Belki de şöyle sormak lazım; suçlu BYD mi?
Günümüzde küresel sermaye yalnızca düşük vergiye, ucuz iş gücüne ya da büyük pazar potansiyeline bakmıyor. Büyük ölçekli sanayi yatırımları için yatırımcı en başta öngörülebilirlik istiyor. 1 milyar dolarlık bir yatırımdan bahsediyoruz… Yıllarca sürecek bir iş…
Yatırımcı hukukun nasıl işleyeceğini, kuralların ne zaman ve nasıl değişeceğini, teşviklerin hangi şartlarda verilip hangi şartlarda geri alınacağını, yarın alınacak bir siyasi kararın bugünkü yatırım hesabını bozup bozmayacağını bilmek istiyor.
Türkiye’nin en temel sorunu burada başlıyor. Yatırım ortamı sık sık kişilere, ani kararlara, değişen vergi düzenlemelerine ve siyasi iklime bağlı hale geldiğinde, yatırımcı için risk büyüyor. Daha doğrusu ‘öngörülebilir’ olmaktan çıkıyor ülke…
Bir ülkede kurallar net değilse, kararlar kalıcı ve öngörülebilir değilse, hukuk güvencesi güçlü hissedilmiyorsa, yalnızca yabancı yatırımcı değil yerli sermaye de uzun vadeli üretim yatırımı yapmakta tereddüt ediyor.
Bugün dolar 46 TL; yarın 60 lira olmayacağının garantisi var mı? Bugün Ekrem İmamoğlu tutuklu; yarın Özgür Özel’in tutuklanmayacağının garantisi var mı?
Mesele sadece BYD değil; Türkiye hukuka dönmediği sürece hiçbir uluslararası yatırımcının gelmesi mümkün değil…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

