Al Pacino, Keanu Reeves, Charlize Theron’un oynadığı Şeytanın Avukatı, Andrew Neiderman’ın gerilim romanından uyarlanan 1997 yapımı bir filmdi.
Gizemli ve güçlü bir hukuk şirketinde işe başlayan hırslı bir avukat, patronuna ruhunu satıp tüm değerlerinden vazgeçerek kariyerinde hızla yükselirken onun aslında şeytan olduğunu çok geç anlamıştır.
“Ortaklık”, işbirlikçilerin ağzına sürülen bir parmak baldır.
DOKTOR FAUST
“Şeytanla anlaşma” teması 16. yüzyıldan beri Avrupa edebiyatında en çok işlenmiş konulardandır.
Özellikle Dr. Faust’un teoloji ve tıp öğrenimi, büyücülük gibi bilgi ve güç edinme çabaları, tutkularıyla dolu, onu cehenneme götüren şeytanla antlaşması temelindeki yaşamı çevresinde oluşturulan birçok masal, efsane, öykü vardır.
Faust’la ilgili öykülerden yola çıkan Christopher Marlowe, 1580’de Elizabeth dönemi İngiliz tragedyasının yaratılmasının öncüsü olan Dr. Faustus oyununu yazar (Mitos Boyut).
Oyunda, Almanya’da bir üniversitede teoloji öğretim üyesi olan Dr. Faust’un daha çok bilgiye erişebilmek ve büyücülük sanatı karşılığında ruhunu şeytana satarak bir trajediye sürüklenmesi anlatılır.
Şeytana kendini teslim eden Faust, amaçlarından sapar; büyüler, düzenbazlıklar yapar ve kendi sonunu getirir.
Onu bu yol boyunca uyaran kişiler olsa da o, yalnızca görmek istediği gerçekleri görerek açgözlülüğüne, egosuna yenik düşer.
FAUST EFSANESİNİN 20. YÜZYILA TAŞINMASI
Goethe’nin dünya klasikleri arasında önemli bir yeri olan ve ülkemizde de birçok yayınevince yayımlanan tragedyası Faust, romantizmden klasisizme geçişi sağlayan bir yapıttır.
Ortaçağdan yeniçağa geçiş dönemini aktaran Faust’ta felsefe, tıp, doğa bilimleri ve teolojiyi araştırarak yeryüzünün sırlarını çözmek için yaşayan Faust’un bunalımda olduğu bir gece karşısına çıkan ve ona dünya hazlarını vaat eden şeytanla anlaşma yapması anlatılır.
Şeytan, Faust’u gençleştirerek ona aşk duygusunu tattırır, dünyayı gezdirir, bir sihirbaz olarak yükselişini sağlar ama felaketi kaçınılmazdır.
GÜNÜMÜZ ŞEYTANINA KARŞI
Thomas Mann, 1947’de yayımlanan Doktor Faustus (Can) adlı başyapıtında Faust efsanesini Almanya’nın çalkantıları bağlamında yeniden biçimlendirir.
Karmaşık yapısı, iç içe geçen ayrıntıları, simgesel göndermeleri, ustalıklı kurgusuyla çürümenin bir kişiden bir topluma yönelerek Almanya’daki Nazi partisinin yükseliş nedenlerinin aktarıldığı bu romanda; Alman edebiyatında gurur, güç ve ilerlemenin ilk örneği ve simgesi olan Faust efsanesinin tarihsel konumuyla Naziliğin yükseldiği dönemin ilişkisi simgelerle aktarılır.
Faust efsanesinin yeniden anlatımı olarak roman; insanlığını yitirme, büyüklenme, kandırılma, günaha girme, bedel ödeme gibi temalarla İkinci Dünya Savaşı’na giden süreçte Almanya’nın entelektüel çöküşünü simgelerle anlatır.
György Lukacs’ın, “modern sanatın trajedisinin örnek bir yapıtı” dediği romanda, zekâsı ve yaratıcılığıyla başarılı olmaya aday besteci Adrian Leverkühn, gerçek büyüklüğe olan tutkusu nedeniyle şeytan benzeri bir varlıkla Faust gibi bir anlaşma yapar.
Naziliğin yükselişine, Almanya’nın çöküşüne yol açan Alman kültürel ve siyasal ortamıyla örtüşen yaşamında Leverkühn, yirmi dört yıllık yaratıcı deha karşılığında ruhunu şeytana teslim ederek aşkı reddeder, sanatsal esinini yüceltecek diye kendisine frengi bulaştırır, deliliği bile göze alır.
Leverkühn’ün bedensel ve zihinsel olarak yozlaşan yaşamı, Almanya’nın ulusal felaketiyle örtüşür.
Günümüz şeytanı emperyalizmle işbirlikçiliğin sınırlarını olağanüstü genişleterek kişisel hırsları için feda eden ve ağzına çalınan bir parmak balla oyalanan kişi ve kurumları gördüğümüz son günlerde yaşadıklarımız İsmet İnönü’nün ünlenen sözünü getirdi aklıma:
“Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer.
Uyurken bile gözün biri açık olacak!”
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

