BÜLENT KORUCU | YORUM
Hakan Şükür diye biri vardı hatırlıyor musunuz? Hani şu en çok gol atanlar listesinde birinci sıranın boş bırakılmasına yol açan ‘uzun boylu santrfor’.
Az daha ağzınızdan kaçırıyordunuz değil mi? Neyse ki son anda yutkundunuz ama yine de sağınıza solunuza bakın, bu kadarcık bir refleksi rapor edecekler bulunabilir yakınlarda. Yakınlık derken hem mekansal hem de nesebi olanı kastettim. Bu devirde insan babasına bile güvenmekte zorlanabilir.
“Babam, polisleri de yanına alarak beni aramaya katıldığında benim için ölmüştü.” diyen KHK’lı genç kadını okuduğumda derin ve kasvetli bir nefes almıştım. Bir babayı kızına yabancılaştıran şey yalnızca korku değildi; yeniden yazılmış gerçeklikti. Büyük ihtimalle kızını seviyordu ve kötülüğüne şahit olmamıştı; devlet öyle dediği için ikna olmuştu.
Neyse konumuza dönelim. Biraz abartıyor olabilirim lakin Türkiye futbolunu Hakan Şükür’süz anlatmak bana imkansız görünüyor.
Milli Takım’ın 24 yıl aradan sonra gittiği Dünya Kupası’nı konuşuyorlar fakat üçüncülükle dönen başarılı kadroyu ayrıntılı biçimde analiz edemiyorlar. Çünkü ‘en’lerin adamının ismini anmak yasak!
En çok şuna güldüm; mevki mevki iki takımı karşılaştıran bir yayında, santrfor kısmını pas geçtiler. Düşünsenize ‘Kerem mi o mu’ dediklerinde bindelik oranlarda bile farklı görüş çıkmayacaktı.
Hakan Şükür en çarpıcı olanı ama yaşadığımız distopyada tek örnek değil. ‘Büyük Birader’ bizi sadece gözetlemekle kalmıyor; kafamızı karıştıracak, bedel ödememize yol açacak gerçekleri de ayıklıyor. Yok etmek boşluk oluşturacaksa hakikati yeniden üretiyor. Ve bunu aralıksız yapıyor ki biz hata edip yanlış düşüncelere kapılmayalım.
1984 romanının yazarı George Orwell kurgusal bir dünya yazdı; bir karabasan olarak resmettiği ülkede en önemli kurumlardan biri ‘Gerçek Bakanlığı’ idi. Ana karakter ‘Winston Smith’ ve mesai arkadaşlarının görevi; gazete arşivlerini, kitapları, makaleleri ve fotoğrafları yani gerçeği, partinin direktifleri doğrultusunda sürekli değiştirmekti. Dün yaşanan bugün ‘düzeltiliyor’, insanlar da inanmak zorunda kalıyordu.
Hakan Şükür…
Rejimin hain ilan ettiği veya buharlaştırdığı kişilerin isimlerini tüm tarihi kayıtlardan, doğum listelerinden ve gazete arşivlerinden siler; hiç var olmamış gibi tarihten kazırlardı. Tıpkı Hakan Şükür gibi.
Bu düzende iç ve dış düşmanlar da sıklıkla yer değiştirirdi. Öyle ki vatandaşlar yanlışlıkla bir düşmana övgüler dizerek hain durumuna düşebilirdi. ‘Okyanusya’ en son kiminle savaştaydı, barış ne zaman geldi, yeni savaş hangi ülkeyle ve ne zaman başladı? Doğru bilgiyi ancak Gerçek Bakanlığı bilir. Ve elbette her seferinde tarihin yeniden yazılır.
Sahi bir ara ABD ve NATO, Türkiye’yi kuşatıyordu, ne oldu? İki hafta sonra Ankara’da büyük bir toplantı mı yapacaklar? Kötü bir şaka mı bu! İşgal mi gerçekleşti yoksa düşman mı değişti!
Kitapları yakıp yeniden yazmak, gazete arşivlerini değiştirmek, tarihi vesikaları yeni gerçeğe uyarlamak… Bunlar işin kolay kısmı. Ya zihinler, ya hafızalar…
İşte tam burada ‘çift düşün’ devreye giriyor. Birbirine tamamen zıt iki inancı veya gerçeği aynı anda zihninde barındırmak mümkün mü? Tanık olduğun ya da bizzat içinde yer aldığın olayın hiç yaşanmamış olmasını sağlıklı bir zihin nasıl kabullenir? Kötü hatıralarda bu anlaşılabilir, insan zaten unutmak ister lakin dünyanın en hızlı golünü silmek mümkün mü?
Mümkün. Bilinçsizliği bilerek seçiyorsan, sistemli biçimde kendini kandırıyorsan ve bunun farkındaysan, mümkün ve kolay. Bunu sistemin nimetleri karşılığında yapanlar, aynı zamanda toplumun yeni gerçeği kabullenmesini de sağlamakla yükümlü. Bir de sırf rejime sadakatinden ve devlet denen puta tapınmak için çift düşünenler var. Polisi alıp kızının kapısına giden baba gibi. Bu cehennemin yakıtları onlar.
Orwell bir dünya kurdu zihninde ve aslında insanlığın gidiş yönüne işaret etti. Ama onun hayal gücü, Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçekleştirdiklerinin gerisinde kaldı. Fakat o 11 saniyede atılan gol bütün büyüyü bozuyor. O gol Güney Kore’den çok rejimin ağlarını havalandırıyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

