AKP’nin konuşan isimlerinden Metin Külünk, Abdullah Gül için, “İngiltere’nin mutemedi!” dedi. Altını doldurabildi mi? Hayır. Komplo teorilerine yatkın, tek taraflı bir zihniyet. Peki ya Washington? Trump’ın adı neden yok Külünk’ün komplolarında? Kendi içlerinden çıkan, birlikte siyaset yaptıkları Gül’ü ‘Londra ajanı’ ilan edecek kadar düşmüş bir AKP zihniyetiyle karşı karşıyayız. Külünk münferit bir vaka değil; AKP’ye egemen olan zihniyetin klasik tezahürü.
NECİP F. BAHADIR | YORUM
Mutemet ‘güvenilir kişi’ demek… Kavram olarak para akışından, maaş ödemelerinden sorumlu olan kişi anlamına geliyor. Kelimenin kökeni kolayca tahmin edileceği gibi Arapça… ‘İtimat’ kelimesiyle aynı kökten. Başlıktaki Gül ise AKP’nin ilk başbakanı ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül…
Siyasete 1991 seçimlerinde Refah Partisi’nden girdi. Kayseri milletvekiliydi. Erbakan’ın hükümetinde bakanlık yaptı. Hep siyasetin zirvelerinde yer aldı. Erbakan’ın da Erdoğan’ın da güvendiği bir isimdi, mutemediydi yani…
Abdullah Gül kavga ve mücadele adamı değil. Sakin bir fıtrata sahip… Bu yüzden ‘hazıra konan’ ve bunu karakterine dönüştüren biri olarak bilinir. Ancak ben bu itham ve yakıştırmanın biraz ‘abartılı’ olduğunu düşünüyorum.
Örnek mi?
27 Nisan bildirisine sert cevap verilmesini isteyen oydu. Erdoğan yelkenleri indirmiş, uzlaşma arayışından yanaydı. Sonradan hem ‘karşı bildirinin’ ekmeğini yedi hem de Yaşar Büyükanıt’la ‘kanka’ oldu.
Yanlış anlaşılmasın Abdullah Gül’e sempatim falan yok. Son 10 yılın sorumlularından biri olarak görüyorum. Büyük kaybetti. Erdoğan zulüm politikalarına ‘dur’ diyebilecek nadir insanlardandı. O susmayı tercih etti. Bahanesi ne olursa olsun kendisini ‘dilsiz şeytana’ dönüştürdü. Hiç şüphesiz Erdoğan’ın suç ve günah ortağı… Tarihe böyle geçti. Bu saatten sonra da kendisini aklaması, temize çıkarması imkânsız gibi…
Tabii siyasi tövbe kapısı henüz kapanmış değil. Pek umutlu olduğumu söyleyemesem de bir ihtiyat payı bırakmakta da fayda var. Siyaset ve hayat bu… Ne olacağı belli olmaz. Her türlü sürprizi barındırır.
Yazının giriş faslı biraz uzadı, farkındayım. Amacım Abdullah Gül’ü değerlendirmek vs. değil. AKP’nin konuşan isimlerinden Metin Külünk’ün T24’ten Cansu Çamlıbel’e söylediklerini yorumlamak…
Cansu Çamlıbel’in röportajları üst üste yazı konusu oldu. Ama bir tesadüf bu. Başarılı işler çıkardığına da şüphe yok. Bu haftaki konuğu Metin Külünk idi. Külünk konuşan, düşündüklerini söylemekten çekinmeyen biri… O da Gül gibi ‘milli görüş’ kökenli… Ve de Erdoğan’a yakın… Erbakan’a da uzak değildi.
Külünk uzun konuşmasında haberlere hatta manşetlere konu olan iki önemli mesaj verdi. Her ikisi de çarpıcıydı. Sözü nasıl olduysa Abdullah Gül’e getirdi ve hiç lafı eğip bükmeden, “Gül, İngiltere’nin adamı!” dedi.
Bu ağır ithamın altını doldurabildi mi? Hayır, söyledikleri dikkatle okunursa çelişkiler içinde olduğu görülür… Komplo teorilerine yatkın birisi… Bütün teorileri tek taraflı… Erdoğan bırakın teorilerden, gerçeklerden bile muaf… Külünk’ü okurken Kadir Mısırlıoğlu’nu hatırladım. Onun şakirdi olmalı…
Saçma sapan fikirleriyle Mısırlıoğlu çok kişiyi zehirledi. Özellikle de siyasal İslam mahallesinde… Ve AKP sokağında…
Abdullah Gül, ‘etkisiz’ eleman!
Metin Külünk, Gül’ün bir toplantıda konuşmasına atıf yaparak şöyle dedi: “Bakın, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin her ülkede bir mutemedi vardır. Abdullah Gül odur. Bunları söyletiyorlar çünkü Erdoğan’ın Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda ve kendi ekseninde ilerlemesini önceleyen duruşu rahatsız etti…”
Abdullah Gül’ün bir Londra geçmişi var. Külünk’ün dayanağı bu mu? Gül’ün hangi yaklaşımı, hangi siyaseti Londra ürünü? Erdoğan’a karşı ‘potansiyel lider’ risk ve tehlikesi oluşturması mı?
Belki çok önceden böyle bir ihtimal vardı fakat tehlike geçti. Bu saatten sonra Gül’ün siyasi çıkış yapacak ne mecali var ne de sağlığı el verir. Bir ‘etkisiz elemana’ dönüştü. Buna rağmen Külünk’ün radarına nasıl girdi?
Anlamak zor. Birilerini yaftalamak bu kadar kolay mı? AKP için çok kolay… AKP’nin en büyük meziyeti bu… Suçlamak, iftira atmak… Gül birlikte siyaset yaptıkları isimdi. Dava arkadaşlarıydı. O günlerin hiç mi hatırı yok?
Bir an Külünk’ün doğru söylediğine düşünelim…
Böyle bir ismi ‘başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı’ makamına kadar yükselten Erdoğan ve AKP’nin suçu ve günahına ne demeli? Gül, AKP’nin bir numaralı kurucusu… Erdoğan İstanbul’daydı ve siyasi yasağı vardı. Külünk kendi ayağına sıktığının farkında değil mi?
Metin Külünk gerçeklerden kopmuş, hayal dünyasında yaşayan biri… Fakat klasik bir AKP prototipi… AKP zihniyetinin dışa yansıyan yüzü… Kendi içlerinden çıkan Gül’ü ‘Londra’nın mutemedi’ diye yaftalayacak kadar komplocu…
AKP işte böyle zihniyet… Kara çalma, yaftalama konusunda üstüne yok. Metin Külünk münferit bir vaka değil. AKP’ye egemen olan zihniyetin klasik tezahürü… Söylediklerini önemsemem o yüzden… Doğru ve isabetli bulduğumdan değil. AKP’nin tarihi yazılırken bunun da dikkate alınması ve tarihe not düşülmesi için…
Acı olan da Gül’e sahip çıkan bir Allah’ın kulunun bile olmaması… Külünk’e tepki gösteren, itiraz eden yok. En azından ‘boşboğazlık ettiğini’ söyleyen birilerinin çıkmasını beklerdim. AKP medyasına baktım karşı bir haber ve yazıya rastlamadım. Karar gazetesi dâhi sessizdi. Acaba Fehmi Koru da mı arkadaşı ve dostu Gül’ü sahiplenmeyecek? Gül’ün de herhangi bir tepkisiyle karşılaşmadım. ‘Ciddiye almadığı’ için sessiz kaldığı söylenebilir. Fakat insan hiç mi rahatsız olmaz? Külünk veya Erdoğan’a sitem etmez, teessüflerini bildirmez?
Komplo teorisinin alıcısı çok!
Metin Külünk’ün altını çizdiğim diğer mesajı AKP içineydi. Komplo teorileriyle aklını bozunca nerede duracağını kestirmek zor. Komploculuk muhafazakâr kesimin hastalığı… Her olayı, aklının ermediği her olup biteni, araştırmadan, soruşturmadan, ter dökmeden bir teoriyle açıklayıvermek. Cemil Çiçek, “Bu ülkede komplo teorisi ve plaket üretimi hiç bitmeyecek.” derdi. Komplo teorisi emeksiz üretim demek… Ve maalesef müşterisi bol. Alıcısı çok. Sadece muhafazakâr kesimle sınırlı değil.
Şu cümleler Külünk’e ait: “Sayın Cumhurbaşkanımızın çevresinde AK Parti’nin içerisinde bu Londra Tel Aviv hattından beslenen bir akıl, Erdoğan sonrasını hatta sandıkta Erdoğan yenilgisinin üretilmesinin zeminini hazırlıyor. İmamoğlu projesinin asıl sahiplenicilerinden önemli bir hat AK Parti’de var…”
Keşke bir tespit olsa… Bir veriye dayansa… Kim onlar? Bir tane isim verse, verebilse! Peki o hattı oluşturan isimleri AKP’ye kim soktu? İngiltere Kralı mı? Yoksa Netanyahu mu? Erdoğan’ın sorumluluğu yok mu? Külünk’ün gördüğünü Erdoğan göremiyor mu? Görüyorsa neden gereğini yapmıyor? Eli kolu bağlı mı?
Londra, Tel Aviv tamam… Peki Washington masum mu? Külünk’ün komplolarında ABD ve Trump’ın adı niye yok? ABD’siz bir komplo teorisi olabilir mi?
Tabii o riskli konu… Çünkü Trump, Erdoğan’ın en yakın dostu… Tek taraflı bir dostluk… Mutemet kavramı illa kullanılacaksa Erdoğan’a daha çok yakışmaz mı? ‘Trump’ın mutemedi’ gerçeğe de daha uygun düşmez mi?
Bir soru daha Külünk ve benzerlerine… İsrail en büyük kazanımı kimin döneminde elde etti? Erdoğan’ın AKP’si Tel Aviv’i bir milim geriletebildi mi? Retorik/hamaset dışında ne yaptı? Londra için de aynı şey söylenebilir. Erdoğan Londra’ya savaş mı açtı yoksa diz mi çöktü?
Metin Külünk gerçeklerden kopmuş, hayal dünyasında yaşayan biri… Fakat klasik bir AKP prototipi… AKP zihniyetinin dışa yansıyan yüzü… Kendi içlerinden çıkan Gül’ü ‘Londra’nın mutemedi’ diye yaftalayacak kadar komplocu…
Sanmayın söylediklerinin alıcısı yok. Siyasal İslam mahallesi potansiyel müşterisi… Muhafazakârların trajedisini ve AKP’nin hâli pür melalini görmeniz için dikkatinize sunmak istedim.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

