Site icon Serbest Görüş

Bediüzzaman’ın Valileri (2): Van Valisi Tahir Paşa

Bediüzzaman’ın Valileri (2): Van Valisi Tahir Paşa


Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU | YORUM

Bediüzzaman’ın hayatında önemli bir dönüm noktası Van’da yaşadığı yıllardır. Tahir Paşa’nın konağında yaşayan Bediüzzaman, Van yıllarında, klasik medrese eğitimi sonrasında modern dünyanın eserleriyle karşılaşacak ve yeni bir ufuk elde edecektir.

YENİ BİR HAYAT

Bediüzzaman Bitlis’ten sonra 1897’de Van’a gelmiş ve 15 yıl burada yaşamıştır. Van’a gelişi Latin harfli Tarihçe’de; “Van’da maruf ulema bulunmadığından Hasan Paşa’nın daveti üzerine Van’a gitti. Van’da on beş sene kalarak, aşairin irşadı için aralarında seyahatle tedris ve tederrüs (ders alma, öğrenme) vazifesiyle hayat geçirdi.” şeklinde yer almaktadır.

Benzer ifade 1919’da basılan Tarihçe’de de mevcut olup “Vanlı Hasan Paşa” tarafından davet edildiği belirtilmektedir. Badıllı da aynı ifadeyi kaleme aldığı biyografide tekrarlar. Aynı şekilde DİA’da Açıkgenç’in kaleme aldığı biyografide de “Hasan Paşa” ifadesi geçmektedir (Açıkgenç, A. (2018), DİA, “Said Nursi”, C. 35, s. 565-572).

İki Tarihçe’de de Hasan Paşa’nın kimliği konusunda başka bir bilgi verilmez. Bazı kaynaklar, onun dönemin Van valisi olduğunu hatta genç Said’in onun döneminde vali konağında kalmaya başladığını yazarlar.

Van’da 1895’te valilik yapan Ahmed Nazım Paşa’dan sonra kısa süreli olarak M. Şemseddin Bey (1896) ve vekil olarak da Şemsi Paşa (Ferik, 1897) valilik yapmıştır. Sonrasında ise bu göreve İşkodralı Tahir Paşa atanmış ve uzun bir süre bu görevde kalmıştır.

Araştırmamız sırasında Van’da Hasan Paşa adında bir valinin 1876-1883 yılları arasında görev yaptığını tespit ettik (BOA, İ. DH, 738/60445, H. 20.12.1293; 975/75501, H. 3.9.1302). Dolayısıyla Bediüzzaman’ı Van’a davet ettiği ifade edilen valinin Hasan Paşa olması mümkün değildir. 

Ayrıca Arvas’ın tespitlerine göre 1897 yılında Van Vilayet İdare Meclisi’nin seçilmiş üyeleri arasında “Hasan Paşa” adında birisi bulunmaktadır. Eserlerdeki ismin doğru olduğunu kabul edecek olursak davetin bu kişi tarafından yapılmış olması gerekir.

Bediüzzaman’ın Van’a gelme tarihi olarak 1897 yılı ve davet eden kişinin de “Vali” olduğu kabul edilirse, bu kişinin Şemsi Paşa olması daha mantıklı gözükmektedir. Arşiv kayıtlarına göre Şemseddin Bey’in yerine VIII. Fırka Kumandanı Ferik Şemsi Paşa bu göreve 9 Mayıs 1897’de vekaleten atanmıştır (BOA; BEO, 948/71090, H. 7.12.1314). Paşa’nın bu görevi 1898 Ağustosuna kadar sürmüştür (Y.EE, 132/5, H. 10.04.1316).

TAHİR PAŞA

Peki, Bediüzzaman’ı himayesine alan ve onun değişim ve dönüşümünde önemli bir rol oynayan Tahir Paşa kimdi?

Tahir Paşa 1848’de, bugünkü Arnavutluk’un bir şehri olan İşkodra’da dünyaya geldi. Babası Podgorica hâkimi Hacı Ali Efendi’dir. Sıbyan Mektebindeki ilk eğitiminden sonra medrese eğitimi almış ve bu sayede Arapça ve Farsça öğrenmişti. Türkçenin yanında ana dili olarak Arnavutça bilen Paşa, Sırpça da öğrenmişti. İki evlilik yapan Paşa’nın ilk eşinden üç, ikinci eşinden de sekiz çocuğu dünyaya gelmişti.

İşkodra’da memur olarak devlet görevine başlayan Paşa; İşkodra, Selanik ve Bitlis mektupçuluğu görevlerinden sonra 1889’da Musul valiliğine tayin edildi. 1891’de bu görevden azledildikten sonra bir süre kendisine görev verilmedi.

1898’de ise Van valisi olarak görevlendirildi (BOA, İ. DH, 1353/12; H. 9.10.1315). Paşa bu görevi esnasında bir taraftan “kanunsuz ve zalimane icraatlarda bulunmak” gibi çeşitli şikayetlere konu olurken diğer taraftan Abdülhamid tarafından kendisine birinci rütbeden “Nişan-ı Mecidi” verildi ve altın liyakat madalyası ile taltif edildi.

Paşa’nın Van valiliği 1906’da sona erdi. Paşa ayrıca İran sınırı meselesinin çözülmesi için kurulan komisyonun başkanlığını yaptı ve İran tarafından kendisine nişan takdim edildi (BOA, İ.TAL, 264/53, H. 16.07.1319). Paşa’ya Fransa tarafından da “Légion D’Honneur” nişanı verildi.

Paşa Van’dan sonra elli gün Trabzon valiliği (BEO, 3074/230534, H. 29.04.1325) yaptıktan sonra yeni görev yeri Bitlis oldu. Bu görevinde iken Erzurum valiliğine tayin edildi.

Cevdet Tahir Paşa

İkinci Meşrutiyetin ilanı sonrasında İttihatçılar tarafından “Abdülhamid rejiminin valisi” olarak değerlendirilen Paşa’nın gözden düştüğü anlaşılıyor. Nitekim Erzurum’dan alınarak 1910’da ikinci defa Bitlis valisi olarak atandı (DH. MUİ, 87/2, H. 12.2.1328). Son görev yeri ise daha önce görev yaptığı Musul valiliği oldu (DH. MUİ, 116/57, H. 11.08.1328, 18 Ağustos 1910).

Paşa, bu görevindeyken tiroit hastalığından dolayı kırk dört yıl süren devlet görevinden sonra emekliliğini istedi ve tedavi için İstanbul’a gitti. İstanbul’da Kasım 1913’te vefat etti. Bazı çalışmalarda Paşa’nın 1925’te vefat ettiği de belirtilmektedir.

Paşa’nın oğullarından birisi olan Cevdet Bey (Belbez) ise babasının valiliği sırasında Van’da maiyet memuru olarak devlet memurluğuna başladı. Daha sonra kaymakamlık ve mutasarrıflık yaptı. 1914 yılında, daha önce babasının görevde bulunduğu Van valiliğine tayin edildi. Cevdet Bey, Enver Paşa’nın kız kardeşiyle evlendi. 1917’de memuriyetten istifa eden Cevdet Bey, 1955’te vefat etti.

Bediüzzaman’ın Cevdet Bey’le maiyet memurluğu sırasında tanışması muhtemeldir. Daha sonra da Cevdet Bey’in Van Valisi olmasıyla bir kez daha yolları kesişecek ve Birinci Dünya Savaşı başlarında Ermeni ve Ruslara karşı birlikte mücadele edeceklerdir. Paşa’nın kızlarından Münime Hanım da İstiklal Harbi komutanlarından Fahreddin Altay Paşa ile evlenmiştir.

Risale-i Nur’da Tahir Paşa’nın ismi, Tarihçe-i Hayat başta olmak üzere Şualar, Sikke-i Tasdik-i Gaybi ve Emirdağ Lahikası gibi çeşitli eserlerde benzer temalarla yer almaktadır. Bu temalar; meşhur “Müslümanların elinden Kur’an-ı Kerim’in alınması”, Paşa’nın Avrupa kitaplarından soru sorması ve Paşa ile aralarında geçen bazı hadiselere dairdir.

Van’da Bediüzzaman’ın gerek Vali Tahir Paşa gerekse diğer memurlarla çok yakın ilişkiler içinde olduğu eserlerde belirtilmektedir. Yine Tarihçe’lere göre; Kürt aşiretleri arasında seyahatler yapmış, onları irşad etmeye çalışmıştır. Bunun nedenini, o dönemin şartlarında aramalıdır.

Bölgede çıkan ilk isyanlar sonrasında II. Mahmut âlimlerin fetvalarından da destek alarak “Halifeye karşı ayaklanan” Kürt beyleriyle mücadele ederek merkezi otoriteyi tesis etmeye çalışmıştı.

Tanzimat devrinde merkezi otorite kurulmaya çalışılırken de Müşir Osman Paşa’nın teklifiyle bölgede asayişin sağlanması için “Diyarbakır eyaleti, Van, Hakkâri, Muş sancaklarıyla Cizre, Botan ve Mardin kazalarından oluşan” ve adına “Kürdistan eyaleti” denilen yeni bir eyalet kuruldu (1847).

Böylece “şimdiye kadar Devlet-i Âliyye’nin dâhilinde mülk olmuş, gerçekte ise birtakım mütegallibenin zorbalıklarına maruz kalmıştır” denilen “Havali-i Kürdistan” merkezi sisteme dâhil edildi.

Abdülhamid devrinde çıkan Ermeni isyanlarına karşı devletin bulduğu çözümlerden birisi Sünni Kürt aşiretlerini yanına çekmektir. Bu amaçla Hamidiye alayları teşkil edilmişti.

Padişahın adını taşıyan “Hamidiye Alayları”, IV. Ordu Kumandanı Zeki Paşa vasıtasıyla doğrudan padişaha bağlı olarak görülüyor, aşiret reisleri İstanbul’a götürülerek padişah tarafından taltif ediliyordu. Bu yolla Kürt aşiretleriyle Saray arasında yeni bir bağ kuruluyor ve Abdülhamid, “Bave Kurdan (Kürtler’in Babası)” oluyordu.

İşte Abdülhamid’in politikalarına paralel bir şekilde, Tahir Paşa’nın istikbal vaat eden bu genci bu nedenlerle himaye ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim Tarihçelerde, Bediüzzaman’ın Kürt aşiretlerini barıştırdığına dair örnekler yer aldığı gibi, Risale-i Nur’da Ermenilere karşı oluşturulan Hamidiye Alaylarıyla ilgili yaklaşımı da olumludur.

Bediüzzaman, Van’da Vali Tahir Paşa’nın himayesinde farklı ufuklara açılma imkânı buldu. Bu durum, Tarihçe’lerde İslam dini hakkındaki şüpheleri ortadan kaldırmak için “fünun tahsiline” ihtiyaç duyduğu şeklinde ifade edilir. Bunun için Tahir Paşa’nın konağı ideal bir ortam oluşturdu. Bu sayede “tarih, coğrafya, riyaziyat, tabakat, mevalid ve felsefe” kitapları okudu.

Medrese eğitimi aldığından dini ilimlere vakıf olan Tahir Paşa’nın sıradan bir mülki amir olmadığı anlaşılıyor. Paşa, genç Said’i desteklemekle kalmamış, onu teşvik için huzurunda ilmi münazaralar yaptırmıştır.

Tarihçe’de bir coğrafya ve bir de kimya muallimiyle münazara yaptığı ve muallimleri “ilzam ettiği” bir olaya yer verilmiştir (Abdurrahman (1335), s. 29). Bu “harikulade başarısıyla” artık o, “Bediüzzaman” olarak anılacaktır (Bazı eserlerde bu lakabın daha önce verildiği belirtilir).

Okuduğu kitaplar Bediüzzaman’da, “ulum-ı diniye ile fünun-ı asriyeyi mezcetmek” düşüncesini öne çıkarmasını sağlayacaktır. Tahir Paşa ayrıca “Avrupa kitaplarını tetebbu ederek (bir konuyu adım adım izleme, derinlemesine inceleme, araştırma ve tetkik etme)” sorular sormaktaydı. Bu sürecin onun Türkçesinin gelişmesine de çok büyük katkısı olmuş hatta ilk Türkçe mektubunu yayladan Paşa’ya yazmıştır.

Genç Said’in valilik imkanlarından istifadeyle konağa gelen gazeteleri takip etmesi, onun sadece Osmanlı coğrafyasında değil dünyada yaşanan siyasi, sosyal ve bilimsel gelişmeleri değerlendirmesine fırsat vermiştir. Buna dair izleri, Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde görmek mümkündür.

Paşa’nın sağladığı bu ortamın Bediüzzaman’ın bir ideal haline getireceği “Mısır’daki El-Ezher gibi Kürdistan’da dini ilimlerle pozitif ilimlerin birlikte okutulacağı Medresetü’z-Zehra-Darülfünun” projesine zemin hazırladığı açıktır. Bunun için Arap harfli Tarihçe’de “Şüphesiz istibdat her teşebbüs-i şahsiyeye mâni olduğu gibi buna da mâni oldu” denilerek açıkça Abdülhamid hedef alınmıştır (Abdurrahman (1335), s. 31).

Peki genç Said’in okuduğu kitaplar hangileri olabilir? Gerek Tarihçe’ler gerekse Risale-i Nur, bize bu konuda açık bir şey söylemiyor. Ancak Bediüzzaman’ın eserlerindeki muhtevaya bakarak bu kitapların çok geniş bir yelpazede yer aldığını söyleyebiliriz.

Şerif Mardin bu konuda; 1870’lerden itibaren Osmanlı’da bilimin popülerleşmesi sürecinin olduğunu ve II. Abdülhamid döneminin ilk yıllarında çeşitli bilimsel cep kitaplarının yayınlandığını yazarak Nursi’nin bu eserleri okumuş olabileceğini ileri sürer.

Bu eserler; logaritma, telefon, kozmografya, kimya, zooloji, doğa tarihi ve fiziki antropoloji gibi alanları kapsamaktadır. Tahir Paşa’nın zengin kütüphanesinde bu eserlerin olduğunu söyleyebiliriz. Mardin başka çıkarımlarda da bulunarak bu yıllarda İslam dünyasının gerileme nedenlerine dair eserler okuduğu tahminini de yapar.

Arap harfli Tarihçe’den anlaşıldığına göre Bediüzzaman, Tahir Paşa ile iyi ilişkiler içinde olsa da ciddi tartışmalara da girmiş ve Paşa’nın gadrine uğrayarak Bitlis’e sürgüne gönderilmiştir.

Bediüzzaman buna tepki olarak İran’a geçerek Paşa aleyhinde “bir cemiyet oluşturmayı” bile planlamışsa da araya girenler Paşa ile barışmasını sağlamıştır (Abdurrahman (1335), s. 32).

Bediüzzaman’ın zaman zaman yaşanan ihtilaflara rağmen Tahir Paşa ile olan yakınlığı ilginçtir ve Mardin, bundan hareketle genç Said’i Paşa’nın “dini danışmanı” olarak tanımlamaktadır.

VAN ŞEHRİ VE TAHİR PAŞA KONAĞI

Peki o yıllarda Van nasıl bir yerdi?

1895’te Van Valisi Bahri Paşa’nın gönderdiği bir telgrafa göre vilayetin toplam nüfusu 173.773 Müslüman ve 88.887 Gayrimüslim olmak üzere 262.660 idi. Gayrimüslimler; 61.933’ü Ermeni, 25.054’ü Nasturi ve 1.900 Yahudi’den oluşuyordu.

1896 yılında Van merkezde 748 Nasturi, 35.000 Ermeni ve 27.950 Müslüman olmak üzere toplam 63.698 kişi yaşamaktaydı (Arvas, T. Z. (2018), s. 213). Buna göre Bediüzzaman, nüfusunun yarıdan fazlasını gayrimüslimlerin oluşturduğu bir şehre gelmişti.

Eğitim alanında önemli gelişmelerin yaşandığı Abdülhamid devrinde, Van sancağında on rüşdiye bulunmakta olup ayrıca bir de askeri rüşdiye vardı. İdadi açılması ise çok geç bir tarihte Tahir Paşa’nın gayretleriyle gerçekleşmiştir (1907). Bediüzzaman’ın o devirde rüşdiyeler için yazılan ders kitaplarını da okumuş olduğunu tahmin edebiliriz.

Van merkezde çoğunluğu oluşturan Ermenilerin ise on okulu bulunmakta ve bu okullara bazı Müslüman ailelerin çocukları da gitmekteydi. Şehirde ayrıca 1898 Salnamesine göre Amerikan misyonerleri tarafından açılan iki rüşdiye ve bir idadi faaliyetteydi.

Van’da bir matbaa faaliyette bulunmakta ve Türkçe vilayet gazetesi basılmaktaydı. Van’a telgraf hattı 1864’te ulaşmış. 1897’de telgraf tellerinin uzunluğu 1.425 kilometreye çıkmıştı.

Genç Said’in ikamet ettiği Tahir Paşa Konağı, Van’ın bugünkü İpekyolu ilçesinde bulunmaktaydı. Konakla ilgili ayrıntılı bilgi olmasa da 1880’de dönemin yerel yöneticileri tarafından İranlı bir ustaya yaptırıldığı, Tahir Paşa ve ailesi tarafından kullanımı ile de “Tahir Paşa Konağı” adıyla anıldığı belirtilmektedir.

Konak Rus işgalinde karargâh olarak kullanılmış; Ruslar ve Ermeniler 1918’de şehri terk ederken üst katını yakmışlar, sonradan da konak özel mülkiyete geçmiştir. 1995’ten sonra kullanılmayan bina zamanla yıkılmaya başlamış ve 2011 depreminde tamamen yıkılmıştır.

Sonuçta Tahir Paşa’nın Bediüzzaman’ın hayatında önemli bir rol oynadığı çok açıktır. Paşa ayrıca Bediüzzaman’ın; “Kürdistan ulemasını ilzam ediyorsun fakat İstanbul’a gidip o denizdeki büyük balıklara meydan okuyamazsın” diyerek Van, Bitlis ve Diyarbakır’daki “Darülfünun projesi” için İstanbul’a gelmesinde de etkili olacaktır (Abdurrahman (1335), s. 34-35).

Paşa sağladığı ortamla, genç Said’in dünyaya bakışını değiştirmiş, onun yerel bir “kanaat önderi” olması yerine Osmanlı ülkesindeki geniş kitlelere ulaşabilecek bir konuma gelmesindeki sürecin temel taşlarını döşemiştir.

Kaynaklar: Osmanlı Arşivleri (BOA; BEO, İ.DH, İ.TAL, Y.EE, DH.MUİ), Abdurrahman (1335), Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatı, İstanbul, Necm-i İstikbal; Bediüzzaman Said Nursi (2007), Tarihçe-i Hayat, İstanbul, Şahdamar; Şahiner, N. (1974), Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul, Yeni Asya; Badıllı, A. (2019), Mufassal Tarihçe-i Hayat, İstanbul, Sebat; Mardin, Ş. (1992), Bediüzzaman Said Nursi Olayı, İstanbul, İletişim; Açıkgenç, A. (2018), DİA, “Said Nursi”, C. 35, s. 565-572; Kırmızı, A. (2008), Abdülhamid’in Valileri, İstanbul, Klasik; Arvas, T. Z. (2018), Sultan II. Abdülhamid Döneminde Van Vilayeti, Van,  Van Büyükşehir Belediyesi; Öztürk, Ş. (2026), “Van Tahir Paşa Konağı Hakkında Bir Araştırma”, YYÜ Sosyal Bilimler Dergisi, S. 71, s. 1-33; “Bozkurt, U. (2019), “II. Abdülhamid’in Valilerinden İşkodralı Tahir Paşa’nın Hayatı (1848-1913) ve Devlet Adamlığı”, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, S. 218, s. 237-254.

Anahtar Kelimeler: Bediüzzaman, Ömer Paşa, Tahir Paşa.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version