YÜKSEL DURGUT | YORUM
Roma İmparatoru Commodus için söylenmiş bir söz var: “Kötü değildi, zayıftı.”
İngiliz tarihçi Edward Gibbon yukarıdaki sözü kaleme aldığında, bir imparatorluğun kaderini iki kelimeye sığdırdı. Çünkü Commodus ne bir dahiydi ne de bir canavar. Sadece zayıftı. Ama işin aslında, zayıflık, iktidarın en karanlık odasıydı. O odada kimse ışığı yakmaz çünkü herkes karanlıktan beslenirdi.
Marcus Aurelius, Roma’nın en ağırbaşlı imparatoruydu. ‘Kendime Düşünceler’ adlı eseri yazdı. Erdemliydi, ölümü düşündü, orduları yönetti. Öldüğünde yerine geçen oğlu Commodus ise babasının filozof cübbesini değil, gladyatör miğferine talip oldu.
Peki bu “zayıf, basit, korkak ve arkadaşlarının kölesi olmuş” imparator çocukluğundan beri aklı ve özgürlüğü seven her şeyden tiksinirdi. Halkın eğlencelerine düşkündü. Yani at yarışları, gladyatör dövüşleri, vahşi hayvan avları. Arenada filler, aslanlar, devekuşları okla vurulurdu. Sakat insanları sopayla döverek öldürüp “Dev katlettim!” diye ortalıkta gezerdi.
Devleti, beceriksiz gözdelerine bıraktı – hem de elinden gelse kafalarını uçurmaya da hazırdı. Gibbon’a göre, “Haremde vakit geçiriyordu. Anlama zevkinden tamamen yoksun ilk Roma imparatoruydu.”
Roma onun zamanında yanmadı (ki o işi Nero yapmıştı) ama yeniden inşa edilen şehre kendi adını verdi: Colonia Lucia Annia Commodiana. Kendi taktığı 12 unvana göre ayların adlarını değiştirdi.
Sonunda herkese fazla geldi. En sevdiği cariye Marcia, adını bir suikast listesinde buldu. Zehirli şarabı o hazırlattı. Zehir yetmedi, güreşçi Narcissus’u yolladılar. Ve Commodus, kendi hamamında can verdi.
Dönemin tanığı, Romalı senatör ve tarihçi Cassius Dio –ki imparatorluğun işleyişini içeriden görmüş bir isimdi– onun için şöyle der: “Doğuştan kötü değildi, tam tersine yaşayan en saf adamlardan biriydi. Fakat bu büyük sadelik ve korkaklık, onu arkadaşlarının kölesi yaptı. Onu şehvete ve zulme alıştırdılar. Kısa sürede onun içindeki kötülük ortaya çıktı.”
Ve imparatorluk, bir gecede eski adına döndü. Değiştirilen aylar, sahte ünvanlar, yeniden adlandırılan şehirler; hepsi tarihin çöplüğünü boyladı.
Tarihçi Gibbon, Commodus için “anlama zevkinden tamamen yoksun” birisi olarak adlandırıyor. Yani aklı olan her şeyden tiksiniyor. Bugünün Commodus’ları da uzmanları dinlemiyor, okumuyor, detaylara girmiyor.
Roma, Commodus’un ölümüyle yıkılmadı. Yüzyıllar boyu haritalarda kaldı. Ama çürüme başlamıştı. Bugün de bir yerlerde bir Narcissus var mı bilinmez ama her hamamın kapısı aralık, içeriden buhar geliyor.
14. yüzyılın İranlı şairi Hafız-ı Şirazi, yüzyıllar önce bir şey fark etmiş. Demiş ki: “Dünya, kralları eleyen bir elekten ibarettir. Taçlar, saraylar, ordular… Hepsi o elekten geçer.”
Bugün Ortadoğu’ya bakın. Elekten geçmeyen kral kalmadı. Yarın sıra başka taçlara gelecek. Elek acımasızdır. Ve en acısı şu: Elek çalışırken kimse fark etmez. Herkes “idare eder” sanır; ta ki bir sabah uyandığınızda, tacınız elinizden gidene dek!
Tiranlıkla hükümdar olunmuyor. Roma’da da olmadı. Kimse gücünü zayıflık üzerine kuramaz. Her nesil kendi Commodus’unu yetiştiriyor. Her ülke kendi arenasını kuruyor. Ve her defasında aynı şey oluyor.
Benzer benzeri, zayıflık, zayıflığı çeker. Tiranlık ise yalnızlığı çeker.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

