Site icon Serbest Görüş

Strasbourg konuştu, muhalefet neden susuyor?

İdris Gürsoy


AİHM Büyük Dairesi tarihi bir karar verdi. Türkiye’nin on binlerce mahkûmiyeti yeniden yargılaması gerekiyor. İktidar bildiğini okuyor. Peki muhalefet ve barolar nerede? Türkiye’de muhalefet, barolar ve sivil toplum evrensel hukuku gerçekten savunuyor mu? Yoksa hukuk yalnızca kendi mahallesine dokunulduğunda mı hatırlanıyor?

İDRİS GÜRSOY | YORUM

Şaban Yasak’ın suçu neydi?

2011-2014 yılları arasında öğrenci koordinatörlüğü yapmak. Bank Asya’da hesap açmak. Sohbet programları düzenlemek. O yıllarda tamamen yasal, olağan, sivil faaliyetler.

Bu faaliyetler gerekçesiyle silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm edildi. Çorum L Tipi Cezaevi’ne gönderildi. 14 ay yerde şilte üzerinde yattı. Mahremiyet yoktu. Sürekli yapay ışık vardı. Gürültü uyku düzenini bozuyordu.

Şaban Yasak’ın dosyası, on binlerce benzer dosyanın sembolü haline geldi.

Strasbourg’un kararı

5 Mayıs 2026.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, 17 hâkimle toplandı ve tarihi kararını açıkladı. 11’e karşı 6 oyla: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi ihlal edildi. Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi çiğnendi.

Büyük Daire’nin gerekçesi netti: Türk mahkemeleri, Şaban Yasak’ın örgütün terör niteliğini bildiğini ve bu bilinçle hareket ettiğini somut biçimde ispatlayamadı.

Bank Asya hesabı. HTS kayıtları. Tanık beyanları. Bunların hiçbiri terör örgütü üyeliği kastını kanıtlamaya yetmezdi. Şiddeti bilmeden, istemeden, desteklemeden kimse silahlı örgüt üyesi ilan edilemezdi.

9’a karşı 8 oyla: Sözleşme’nin 3. maddesi de ihlal edildi. Kötü muamele yasağı çiğnendi. Aşırı kalabalık, yerde yatma zorunluluğu, yetersiz hijyen ve mahremiyet eksikliği; bunların bütünü aşağılayıcı muamele düzeyine ulaşmıştı.

Büyük Daire kararları kesindir. İtiraz yolu yoktur.

Bu karar münferit değil

Yasak kararı aniden ortaya çıkmış bir istisna değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aynı içtihadı defalarca tescilledi: Demirhan, Bozyokuş, Karslı, Seyhan davaları.

Her seferinde aynı tespit yapıldı: Türk mahkemeleri bireysel cezai sorumluluğun en temel ilkelerine riayet etmedi. Yasak kararıyla bu içtihat çizgisi hem güçlendi hem de genişledi.

Davayı Büyük Daire’ye taşıyan avukat Johan Vande Lanotte kararın ardından şunu söyledi: “Gülen hareketiyle bir şekilde bağlantısı bulunan on binlerce insan, otomatik olarak terör örgütü üyesi sayılamaz.”

Türkiye’nin on binlerce kesinleşmiş mahkûmiyet kararını yeniden ele alması gerekiyor.

Ankara ne yapıyor?

Hiçbir şey. Daha önceki AİHM kararlarında da aynı tablo yaşandı. Yalçınkaya kararının ardından yeniden yargılama süreçleri başlatılmadı. Mahkûmiyetler bozulmadı. İktidar kararları uygulamak bir yana, kamuoyunda ciddi bir tartışmaya bile açmadı.

Yasak kararı için de aynı sessizlik hâkim. Adalet Bakanlığı’ndan resmi bir açıklama gelmedi. Yargı mekanizmaları harekete geçmedi. Bu tavır, Türkiye’yi AİHM kararlarını tanımayan ülkeler ligine itiyor. Çünkü AİHM kararları bağlayıcıdır. Uygulanmaması, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetimine tabidir.

Muhalefet ve barolar nerede?

İşte asıl soru bu. İktidarın bu karara kulak tıkaması şaşırtıcı değil. Bu tablonun mimarları onlar. Ama Ana Muhalefeatet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Barosu nerede? “Bu kararın gereği derhal yapılsın” diyen güçlü bir muhalefet açıklaması neden yok? Binlerce insanın yeniden yargılanması için siyasi ve hukuki baskı oluşturulması neden gündemde değil?

Bu soru bu köşede daha önce de soruldu.

Ergenekon davalarında adil yargılanma hakkını yüksek sesle savunan çevreler, aynı ilkeleri bugün neden sahiplenmiyor?

‘Kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesi istisnasız herkese uygulanır ve uygulanmak zorunda; başka seçeneğiniz yok. AİHM Büyük Dairesi’nin tescillediği ihlaller yalnızca Şaban Yasak’ın değil; öğretmenlerin, polislerin, akademisyenlerin, memurların, sıradan vatandaşların dosyalarıdır.

Bu insanlar için ses çıkarmak, evrensel hukuku savunmaktır. İlke, mağdurun kimliğine göre değişmez.

Strasbourg defalarca konuştu

Bu, AİHM’in Türkiye’ye verdiği ilk ihlal kararı değil. Büyük ihtimalle son da olmayacak. Ama her kararda aynı döngü işliyor: Strasbourg konuşuyor. Ankara bildiğini okuyor. Muhalefet ve sivil toplum susuyor. Ve on binlerce insan cezaevinde beklemeye devam ediyor.

Türkiye’de muhalefet yaklaşık on yıldır aynı hatayı tekrarlıyor: Yalnızca kendi mahallesine dokunulduğunda tepki göstermek. Bu tutum, farkında olsun ya da olmasın, otoriter iktidarın en çok istediği muhalefet biçimidir. Çünkü seçici tepki sistemi sorgulamaz; yalnızca kendi payını korumaya çalışır.

Oysa hukuksuzluk seçici değildir. Bugün Şaban Yasak’ın dosyasında tescillenen ihlaller, yarın başka isimlerin dosyalarında karşılarına çıkacak. Zaten çıkıyor.

AİHM Büyük Dairesi görevini yaptı.

Şimdi soru şu: Türkiye’de muhalefet, barolar ve sivil toplum evrensel hukuku gerçekten savunuyor mu? Yoksa hukuk yalnızca kendi mahallesine dokunulduğunda mı hatırlanıyor? Çünkü hukuk herkes için savunulmadığında, bir gün hiç kimse için kalmaz.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version