Yargılamalar sil baştan; Şaban Yasak kararı güncel yargılamalarda dönüm noktası olacak!
AİHM Büyük Dairesi, bugün açıkladığı ‘Şaban Yasak’ başvurusunda çok önemli bir karara imza attı. Büyük Daire, hem 7. madde (kanunsuz ceza olmaz) ve hem de 3. maddeden (kötü muamele yasağı) ihlal kararı vererek 2. Dairenin eleştirilen önceki kararını bozdu.
Peki bu karar ne anlama geliyor?
Hukukçulara göre bu karar çok önemli bir dönüm noktası. Zira ‘Şaban Yasak v. Türkiye’ dosyasında AİHM, önemli bir sınır çizdi. Buna göre Hizmet Hareketi’nin faaliyetlerine katılma, kod adı kullanma veya bu yapı içinde görev alma gibi hususlar, kişinin isnat edilen örgütsel suç kapsamında cebir ve şiddet içeren bir amacın varlığını bildiği somut olarak ispatlanmadıkça tek başına terör örgütü üyeliği için yeterli değil… Ceza sorumluluğu ancak bireyselleştirilmiş değerlendirme, somut delil ve kast (mens rea) unsurunun ortaya konulmasıyla kurulabilir.
Karar basitçe şunu söylüyor: Türkiye’de “terör örgütü üyeliği” (TCK 314) suçlamasında mahkemeler artık sadece “şüpheli bağlantılar” veya “varsayımlar” ile “Bu adam örgüte üye” diyemez. Kişinin gerçekten örgüte üye olmak istediğini, niyet ettiğini (kastını) somut şekilde araştırmak ve kanıtlamak zorunda. Bunu yapmazsa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal etmiş olur. Bu karar, özellikle Bylock, banka hesapları, dernek üyeliği gibi “her şey delil” diye bakılan binlerce davada savunma avukatlarına çok güçlü bir silah veriyor.
İhraç Hakim Ali Kadıoğlu, kararla ilgili paylaşımında şunları yazdı: “Herkesin anlayacağı şekilde özetliyorum: “Örgütün terörist amacını, yani cebir ve şiddete bulaşacağını bildiği açıkça ispat edilemeyen kişiler, kod adı kullansalar ve 17 Aralık sonrasında cemaat bağlantısını devam ettirseler, hatta Büyük Bölge Talebe Mesulü gibi görev alsalar, bunların hepsi de tanım beyanıyla ispatlansa bile sadece cemaat içinde yer aldıkları ve görev aldıkları için cezalandırılamaz”. Büyük Daire “hakkında 100 tanık olsa da kod adı kullansa da cemaat içinde görevleri olsa da cebir ve şiddet amacını bildiğini ispatlamalısın” diyor.”
Benzer nitelikteki tüm dosyalarda dikkate alınmalı
Eski hakim, avukat Lale Demirkaya da kararı sosyal medya hesabından yorumladı. Şunları yazdı: AİHM Büyük Dairesi bugün Türkiye hakkında yeni bir 7. Madde ihlal kararı daha verdi. Mahkemelerde yaptığımız savunmalarda bugüne kadar ısrarla dile getirdiğimiz hususlar, bu kararla bir kez daha AİHM tarafından vurgulanmış ve ihlal gerekçesi yapılmış oldu: Varsayımlarla suç değerlendirmesi yapılamaz. Suç olmayan fiiller, zorlama ve akıl dışı yorumlarla suç gerekçesine dönüştürülemez. Kalıplaşmış kabullerle değil; isnat edilen suçu işlemeye elverişli somut eylem, dosya zanlısına yönelik olarak bireyselleştirilmiş değerlendirme ve hukuki öngörülebilirlik temelinde karar verilmelidir. AİHM Büyük Dairesi, bu kararla sistematik hale gelen bu ihlal uygulamasına son verilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. AİHM kararları yalnızca ilgili başvurucu bakımından değil, benzer nitelikteki tüm dosyalarda dikkate alınmalı; savcılıklar, mahkemeler ve yüksek yargı organları bu kararları somut dosyalara etkili biçimde uygulamalıdır.”
Masum insanlardan ‘terörist’ çıkaramazsınız!
Güncel davaları yakından takip eden hukukçulardan Avukat Hatice Yıldız da kararla ilgili paylaşımında şunları yazdı: “AİHM Büyük Daire Yasak/Türkiye kararını açıkladı. Hem kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin (AİHS Md. 7) ve Kötü muamele yasağının (AİHS Md. 3) ihlal edildiğine karar verdi. Türk yargısının sınıfta kaldığı bir kez daha uluslarası mahkeme tarafından tescil edildi. Yasak dosyasında kod adı kullanma, bölge talebe mesulü olma iddiaları ve bu iddiaları ileri süren etkin pişmanlıktan yararlanmış tanık anlatımları vardı. Ayrıca cezaevi şartları konusunda kötü muamele yasağının ihlali başvurusunda bulunmuştu. Bu kararla, ödül ve cezaya maruz bırakarak alınan etkin pişmanlık beyanları, kod adı kullanma iddiası, evlerden sorumlu olma (BTM) iddiası ile verilen mahkumiyet kararı kanunsuz ceza olmaz ilkesine aykırı bulundu. AİHM kararları masum insanlardan “terörist” çıkaramazsanız diyor.”
İnsan hakları hukukçusu Avukat Kerem Altıparmak, AİHM Büyük Daire’nin bugünkü ‘Şaban Yasak’ kararını sosyal medya hesabından değerlendirdi. Şunları yazdı:
- Yasak/TR Büyük Daire kararının AİHS ve Türkiye hukuku açısından önemine aşağıda kısaca değinmeye çalıştım. Bu karar mens rea kavramını 7. madde içtihadına çok güçlü bir şekilde soktuğu gibi Türkiye’deki yargılamalarda da avukatlara çok güçlü bir savunma aracı sunabilir.
- Yasak/TR kararında Úna Ní Raifeartaigh’ın değerlendirmesi ilginç. AİHM daha önce verdiği kararlarda TCK 314’ün (örgüt üyeliği) içtihatla birlikte öngörülebilir bir yasal dayanak olduğuna karar vermişti. Bence bu saptama, özellikle de uygulama dikkate alındığında yanlıştı.
- Türkiye’de Yargıtay içtihadı dahil uygulamada örgüt üyeliği için her şey delil olabiliyor, hatta Anayasal hakların kullanımı delil sayılıyor, şiddetle bağ aranmıyor, varsayımlardan hareket ediliyor. Bu 314’ün lafzından ve uygulamasından kaynaklanan bir öngörülemezlik sorunu.
- Ancak AİHM bir kez 314’ü öngörülebilir kabul edince kaçınılmaz olarak 314’ün her olayda doğru uygulanıp uygulanmadığını denetlemeye başladı. Bu da ister istemez “4. derece mahkeme” sularında yüzmesine, 6. madde ile 7. madde denetiminin bir birine karışmasına neden oldu.
- Ama her işte bir hayır var tabi. Bu yaklaşım 7. maddenin denetim alanını genişletti. Yalçınkaya’da sorun görece kolaydı. Bylock=üyelik olmaz dedi, maddi unsuru değerlendirdi. Yasak’ta ise 7. madde manevi unsurun (mens rea) da varlığını gerektirir noktasına geldi AİHM.
- Artık ceza mahkemeleri açısından, en azından örgüt suçlarında, manevi varlığı ortaya koyacak bir araştırma yapma yükümlülüğü de var. Varsayımlardan spekülasyondan hareket ederek manevi unsurun var olduğu sonucuna ulaşılması ise Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal edecek.
- İdeal dünyada bunun çözümü 314’ü öngörülebilir bir kanun hükmü haline getirmek olurdu tabi ama bu mümkün olamayacağına göre Yasak/TR kararından Türkiye’deki hukukçulara kalan miras mens rea (manevi unsur) meselesi olacak. Bunun her yargılamada Yasak’a atıfla sorgulanması lazım.
Kerem Altıparmak’a göre de bu karar çok önemli. Altıparmak, aslında şunu diyor: “Artık örgüt üyeliği davalarında mahkemeler ‘manevi unsur’u (yani kişinin niyetini) da araştırmak zorunda. Sadece şüphe ve tahminle ‘suç var’ denemez. Bu, avukatlara her davada kullanabilecekleri çok güçlü bir savunma aracı sunuyor.”
Kısaca ne değişiyor?
Daha önce AİHM, “Türkiye’de bu suç maddesi yeterince net!” demiş ve bu kararı büyük tepki çekmişti. AİHM Büyük Daire, bugün açıkladığı kararında ise, “Durun, niyet de kanıtlanmalı!” diyor. Yani bundan sonra savcı ve mahkeme, “Bu kişi örgüte üye olmak istemiş mi, gerçekten buna niyet etmiş mi?” sorusunu da cevaplamak zorunda kalacak. Sadece “Şu uygulamayı indirmiş, şu hesaba para yatırmış, şu derneğe üye olmuş!” diyerek insanlara ceva verilemeyecek. İşte bu nedenle bugün açıklanan ‘Yasak kararı’ örgüt üyeliği davalarında dönüm noktası olarak gösteriliyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

