Site icon Serbest Görüş

Obama’nın stratejisi, Türkiye’nin çıkmazı

Obama’nın stratejisi, Türkiye’nin çıkmazı


ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM

ABD eski başkanlarından Barack Obama’nın Türkiye muhalefetine ‘akıl verdiğini, tavsiyelerde bulunduğunu’ söylesem muhtemelen “Nasıl yani?” dersiniz. Tabi ki öyle bir durum yok. Keşke olsaydı ama Obama’dan Türkiye muhalefetine, özellikle de CHP’ye stratejik danışmanlık yapması pek mümkün değil. Fakat The New Yorker dergisine verdiği kapsamlı röportaj içeriği itibariyle bir bakıma ‘bedavadan danışmanlık’ sayılabilir. En azından ben öyle yorumladım.

The New Yorker’in röportajı görünüşte Amerikan iç siyasetine dair bir muhasebe gibi gözüküyor. Fakat mülakatı çok daha geniş bir anlam taşıyor. Obama’nın sözleri sadece Donald Trump dönemine ait bir değerlendirme değil, otoriterleşme eğilimlerine karşı nasıl bir siyaset üretileceğine dair dikkatle okunması gereken bir yol haritası.

Sistem sessizce çöküyor

Obama’nın sözleri, ilk bakışta geçmişe dönük bir analiz gibi okunabilir. Ancak satır aralarına girildiğinde, asıl meselenin bugün ve yarın olduğu anlaşılıyor. Çünkü tarif edilen süreç, klasik anlamda bir iktidar değişimi ya da politik rekabet değil. Daha derin, daha sinsi bir dönüşümden söz ediyor Obama. Kurumların içerden aşındırıldığı, normların yavaş yavaş etkisizleştirildiği bir süreç bu. Açık bir kırılma anı yok. Tanklar sokakta değil. Fakat sistem, her gün biraz daha işlevsiz hale geliyor.

Bu tablo Türkiye’ye yabancı değil. Son yıllarda yaşananlar hatırlandığında, benzer bir modelin çok daha ileri bir aşamasının tecrübe edildiği görülüyor. Yargının bağımsızlığını yitirmesi, meclisin etkisizleşmesi, medyanın tamamen kontrol altına alınması, bürokrasinin siyasi sadakat temelinde yeniden şekillenmesi… Bunların hiçbiri bir gecede olmadı. Küçük adımlarla başladı, zamanla normalleşti, ardından kalıcı hale geldi. Obama’nın “guardrails” diye tarif ettiği denge ve denetim mekanizmalarının ortadan kalkması tam da böyle gerçekleşiyor.

Oyunun parçası değil oyun kuran olmak!

Röportajın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Obama’nın az konuştuğu yönündeki eleştirilere yaptığı izahat. Kendi ifadesiyle, her gün tepki veren bir siyasetçi lider olmaktan çıkar, yorumcuya dönüşür. Bu cümle, Türkiye’de muhalefetin içine düştüğü temel açmazı da tarif ediyor. Sürekli reaksiyon veren, gündemi takip eden, her açıklamaya cevap yetiştirmeye çalışan bir siyaset tarzı, kısa vadede görünürlük sağlayabilir. Fakat uzun vadede oyunu kuran değil, oyunun parçası haline gelen bir pozisyona sürükler.

Obama’nın tercih ettiği yöntem farklı. Enerjisini sınırlı ama etkili anlarda kullanıyor. Her tartışmanın içinde yer almamayı bilinçli bir strateji olarak benimsiyor. Bu yaklaşım, özellikle popülist liderlerin yarattığı sürekli kriz atmosferinde daha da anlam kazanıyor. Çünkü bu tür liderler, rakiplerini kendi kurdukları tartışma zeminine çekerek avantaj elde eder. Tepki veren siyasetçi, farkında olmadan bu zemini güçlendirir.

Röportajın bir diğer önemli boyutu, siyaset yapma biçiminin değiştiğine dair tespitler. Obama artık klasik liderlik anlayışının ötesine geçmiş durumda. Genç siyasetçilere alan açıyor, farklı platformlarda görünür olmayı önemsiyor, yeni medya düzenine uyum sağlıyor. Çünkü seçmenin davranışı değişmiş durumda. Bu gerçeklik, Türkiye’de hâlâ yeterince kavranabilmiş değil.

Obama’nın en sert uyarısı ise demokrasinin doğasına ilişkin. Ona göre demokrasi bir gecede çökmez. Aksine, yavaş yavaş aşınır. Küçük ihlaller sıradanlaşır, kurumların itibarı zedelenir, toplum bu değişime alışır. Sonunda ortaya çıkan tablo, başlangıçtakinden tamamen farklıdır ama süreç o kadar kademeli ilerler ki, kırılma anı çoğu zaman fark edilmez.

Asıl mesele 

Türkiye açısından bakıldığında, bu tespitlerin her biri tanıdık bir hikâyeyi hatırlatıyor. Tartışmanın hâlâ liderler ve seçimler üzerinden yürütülmesi, asıl meselenin gözden kaçmasına neden oluyor. Oysa mesele, sadece iktidarın kimde olduğu değil. Asıl mesele sistemin nasıl işlediğidir.

Obama’nın yaklaşımı, kısa vadeli kazanımların ötesine geçen bir perspektif sunuyor. Siyaseti bir maraton olarak görüyor. Kurumların yeniden inşasını, kadroların güçlendirilmesini, toplumsal güvenin yeniden tesis edilmesini merkeze alıyor. Bu bakış açısı, Türkiye’de eksik olan stratejik derinliğe işaret ediyor.

Sonuçta ortaya çıkan tablo net; bugünün dünyasında siyasi mücadele sadece sandıkta verilmiyor. Kurumlar, normlar, kamuoyu algısı, medya düzeni, hepsi bu mücadelenin bir parçası. Obama’nın röportajı, bu çok katmanlı mücadeleyi anlamak isteyenler için önemli ipuçları sunuyor.

Türkiye’de muhalefetin önünde duran temel soru ise değişmiyor. Günü kurtaran hamlelerle mi ilerleyecek, yoksa uzun vadeli bir stratejiyle sistemi yeniden kurmaya mı odaklanacak? Bu sorunun cevabı, sadece bir seçim sonucunu değil, ülkenin gelecekte nasıl yönetileceğini de belirleyecek.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version