İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın (İBBŞT) geleneksel olarak düzenlediği 40. Genç Günler, dans gösterisiyle başladı. Her sene olduğu gibi gençlere alan açmak için düzenlenen etkinlikler büyük ilgiyle devam ediyor. Onlarca oyunun sahnelediği ve 19 Mayıs’a kadar sürecek olan Genç Günler’in programında bu sene kısa film gösterimleri de yer alıyor.
Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde yapılacak kısa film gösterimleri 18, 19 Mayıs tarihlerinde özel bir seçkiyle seyirciyle buluşacak. Farklı türlerden yapımların yer aldığı program, hem yerel hikâyelere hem de evrensel temalara odaklanarak sinemaseverlere geniş bir perspektif sunmayı hedefliyor. Gösterimlerin ardından yönetmenler ve teknik ekiplerle yapılacak söyleşilerde ise kısa film yapım süreçleri tartışılacak. Genç Günler’i İBBŞT’nin Genel Sanat yönetmeni Ayşegül İşsever ile konuştuk.
KATLANARAK ARTIYOR…
– Genç Günler’in yola çıkış hikâyesi nedir? 40 yıl dile kolay…
Gençlerin çeşitli sanat disiplinlerindeki alanlarında kendilerini daha görünür hale getirmesi, özgür bir alan sunulması için, yapılmış bir şey bu aslında. Her sene katlanarak artan bir katılım oluyor. Bu çok büyük ve herkesin kolay kolay yapamayacağı bir organizasyon. Uluslararası festivallerde böyle yapılıyor. Şehir Tiyatrosu’nun bu kasları her zaman kuvvetlidir. Şehir Tiyatrosu’nda çözümsüzlük diye bir şey söz konusu değildir. Yani hemen anında problemler çözülür. Ve Şehir Tiyatrosu’nun bana göre en büyük özelliği herhangi bir sıkıntı karşısında da çok hemen yekvücut olma hali vardır.
– Katılım her sene katlanarak artıyor dediniz, bu sene katılım durumu nasıl?
Katılan ekibin tamamını 1400 kişiyi 7 sahnede 60 kişilik bir ekiple misafir ediyoruz. Büyük emek, ben buradan bizim ekibimiz 60 kişiye de özel teşekkür ediyorum. Çünkü bu arkadaşlarımın hepsi ya tasarımcı, ya oyuncu, ya yönetmen, hepsinin çocuk oyunları var. Bizim sezon 2 Mayıs’ta bitiyor. Ama oyunlar bitince bizim sezonumuz bitmiyor. Bizim sezonumuz aslında bu sene haziranın ilk haftası bitiyor. Mayısın ilk haftası bizim yazarlık atölyesinin okumalarını yaptık onların sonuçlandırması olacak. Hemen arkasından liseler arasında gençlik tiyatro festivalini gerçekleştireceğiz: Bu yıl herkese tek gün verelim dedik. Onun için de festivali uzattık ve altı günden on bir güne çıkardık. Profesyonel bir alan sunuyoruz. Bir şey yapıldı mı tam yapılmalı bence. O yüzden onlar kulislerin keyfini sürsün, bir otursun, oranın bir tozunu yutsun, sahneye çıkıp bir tiradını oynasın, keyfine varsın derim. Aynı şeyi üniversiteliler için de yapıyoruz. Onları daha profesyonel bir alanda seyirci ile buluşturuyoruz ve profesyonel bir ekipmanla karşılıyoruz. Yani istedikleri kadar ışık, arzu ettikleri ne varsa onlara sağlamak için gayret ediyoruz. Bazılarının taşınmasına bile yardım ediyoruz. Sonuçta tiyatromuzun büyükleri çok isabetli bir şey yapmış. Dolayısıyla biz de bunu sürdürüyoruz.
‘GELECEK PEKİ NASIL GELECEK?’
– Bu sene nasıl bir tema ile yola çıktınız?
Her sene bir temamız oluyor. Geçen sene ‘Gelecek peki nasıl gelecek?’ diye bir mottoyla başlamıştık. Şimdi bu senede bunu pekiştiren bir tema yapalım dedik. İnsanları hayatında bir parantez açıp düşünmeye sevk etmek istedik. Ve biz bu sene “Hazır mıyız?” dedik.
– Neye hazır mıyız?
Hazır mıyız? Değişime, dönüşüme hazır mıyız? Çünkü müthiş bir fırtına geliyor. Büyük bir değişim, büyük bir dönüşüm geçirecek insanoğlu. Biz buna hazır mıyız? Mesela yapay zekâ bir sürü gencin işini elinden alacak deniyor. Şimdi bunların yerine bir hazırlık yapılmış mı? Bir ön alabilir miyiz? İnsan bilmediği bir konuda ön alamaz, kendini koruyamaz. Kestiremiyor ki neler olacak diye insan. Teknolojiyi mesela hiç kestiremiyor. Yapay zekâ ile insanoğlunun bir imtihanı olacak. Bu imtihanda yapay zekâ ile yapılan sanatın da bir imtihanı olacak. Biz sanatta yapay zekâyı nereye kadar kullanacağız? Sınırımız ne olacak? Nasıl bir yol aldık? Müziği biraz ele geçirmeye başladı. Ve korkunç bir hal aldı aslında. İlk zamanlar anlamıyorduk yapay zekâ ile yapılan bir şeyi ama şimdi anlıyoruz bir işin yapay zekâyla yapılıp yapılmadığını, herhangi bir çevirinin, herhangi bir yazının bir sunum yazısı dahi olabilir bu.
– Nasıl anlıyorsunuz?
Anlıyoruz çünkü evet yapay zekâ çok hızlı ilerliyor ama yaratıcılık yok bir kere. Hep aynı kodlar. Ruhu yok, hayal kuramıyor mesela. Şimdi burada esas olan akıllı davranmak. Bu teknolojiyi, bu dijitalleşmeyi itmek, reddetmek oyunu baştan kaybetmek demek. Onun yerine el ele yürüyüp sınırlarını bizim belirlediğimiz bir durumda tutmak. Ve ona göre ilerlemek. Neyi kullanacağımıza, neyi kullanmayacağımıza karar vermek. Ha diyecekler ki bu bizim elimizde mi? İnsanoğlunun tüketimden dolayı bir gücü var. Tüketmediği zaman alıcısı olmadığı zaman bir süre sonra yok oluyor. Şimdi bunu çok iyi dengelemek lazım. Bu nasıl olur? İşte bizim gibi kurumların bu tip farkındalıklar yaratıp bunları biraz daha köklü bir şekilde masaya yatırıp çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Bu sanatla ayrı bir konu değil aslında. İşte biz bütün bunlara hazır mıyız diye sormak istedik?
KISA FİLMLER…
– Dans ile açtınız Genç Günler’in perdesini ve yenilikler de var. Bahseder misiniz?
Açılışımızı bir dans gösterisiyle yaptık. Bu sene eksikliğini hep hissettiğim kısa film gösterimlerini ekledik. Üniversitelerle işbirliği yaptık. Çok fazla geri dönüş oldu. Fakat tabii bu konuda bizim olanaklarımız kısıtlı.
Biz küçük olsun bizim olsun dedik. Sonra onu genişletelim, büyütelim, hatasız gidelim diye daha küçük ölçekte başladık. Genç Günler’e katılan iki oyunu geçen sene repertuvarımıza aldık.
Herkese buranın kapısı açık. Hiçbir sıkıntı yaşamazlar. Güzel şeylerle karşılaşırlar. Biz çok heyecanlıyız. Hazırlıklarımızı yaptık. Her şeyimiz hazır bekliyoruz. Bakalım nasıl olacak, nasıl yapacağız? Ben de buradan besleniyorum aslında. Tabii ki hepsine katılamıyorum, ama seçtiklerim var.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

