Site icon Serbest Görüş

Güneşe en yakın yıldız; Sevr’den kabre…

İlhan Yıldırım


İLHAN YILDIRIM | YORUM

“Ruhlar bir araya gelmiş topluluklar (gibidir). Onlardan birbiriyle tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar ayrılırlar.” Hz. Muhammed (sas)

Göçebe bir hikaye anlatıcısı olan Walter Benjamin, sanayileşme, savaş ve şehirleşmenin yaşandığı modern çağın gelişiyle birlikte, “Hikayelerin kaybolduğu boşluğu bilgi dolduruyor ve deneyimin koptuğu yerde yalnızca izole bireyler kalıyor.” diye teşhis koymuştur. ‘Hikaye anlatma tekniğinin’ ortadan kalkmasını sadece geçici bir kültürel olgu olarak değil, aynı zamanda insanın yaşamın anlamını örme kapasitesinin kaybı olarak görüyordu.

(Sosyal) medyanın gelişmesiyle birlikte ‘bilgi’ taşmış durumda. Ancak günlük yaşamın karmaşık ve çok yönlü ‘hikaye olmaya değer deneyimleri’ giderek hafızanın derinliklerine karışıyor. Çoğu zaman geriye sadece soluk kalıntılar kalıyor. Ayrıca, bilginin verimli iletişimine alışkın olsak da, başkalarının yürek hoplatan seslerini dinleme fırsatlarının azaldığına da dikkat çekiyor. Özetle insanı olduran, hayatı yaşamaya değer kılan ve yolu güzelleştiren hikayeleri solumaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.  

“İnsan, ilişkiler yumağıdır.”

İnsanı tanımlayan şey ise gerçeklikle rabıtalarıdır. Yani eş, aile, arkadaş, gelenek, vatan gibi unsurlarla olan bağlarıdır. Daha önce İnsan-ı Ekmel olan Hz. Peygamber’in (sas) tertemiz hayat arkadaşına değinmiştik. Şimdi ise risalet güneşine en yakın yıldıza yani en sadık yol arkadaşına kısa bir bakış atacağız. Çünkü Hz. Ebubekir bir dostun ne olduğuna dair en iyi örnektir.

Dostun ışığı varlığımızı güneş gibi aydınlatır. Hayatı zenginleştirir ve kişiyi daha insan kılar. Başkalarını anlama ve herkese açık olma kapasitesini arttırır. Hz. Ebubekir en iyi dost olduğundan, zayıflamış ilişkileri nasıl güçlendireceğimizi ve kendi küçük dünyamızda kapalı kalmanın rahatlığını nasıl aşacağımızı ondan öğrenebiliriz.

Hz. Ebubekir’in şehadeti…

Hz. Ebubekir ile Hz. Muhammed (sas) peygamberlikten önce bile yakın arkadaştılar. İslam’ı kabul etmeden önce Ebubekir, Hz. Peygamber’e (sas) endişesini dile getirmişti: “Ey Ebu’l Kasım, neden artık halkımızın toplantılarında bulunmuyorsun? İnsanlar neden seni atalarına kötü konuşmakla suçluyorlar?”

Hz. Peygamber (sas), “Ben Allah’ın Resulüyüm ve seni Allah’a davet ediyorum!” diye cevap vermişti.

Bu iki kısa cümle, bütün hissiyatı ve latifeleri uyanık olan Ebubekir’in gerçeği anlaması için yeterliydi.

Rivayet edenler, Hz. Peygamber’in gözleri sevinç ve şükran gözyaşlarıyla dolduğunu aktardılar. Onun mesajına inanan Ebubekir’i kucakladı, alnından öptü ve ardından Hira Mağarası’nda ilk vahyin nasıl geldiğini ve Allah’ın kelamının nasıl indiğini anlatmaya başladı.

Hz. Ebubekir, mesajı kabul ettikten sonra yakın çevresini ve arkadaşlarını Hz. Peygamber’in huzuruna getirdi. Bu kişilerin Ebubekir’in vesilesiyle İslam’a geçmesi Hz. Ebubekir’e duyulan hayranlığımızı daha da arttırır. Çünkü onlar aşere-i mübeşşereden beşiydi: Osman b. Affan, Zübeyir b. Avvam, Talha b. Ubeydullah, Sad b. ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf. 

Hazreti Ebubekir’in Mekke’de farklı kabilelerden ve farklı yaş gruplarından insanlarla güçlü ilişkileri vardı. Bu yönüyle insan ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği söylenebilir. Temiz vicdanlar ihmal edilen insan ilişkilerinin sadece yalnızlığa değil, dünya savaşlarına da yol açtığını öne sürerler. Sağlam insan ilişkileri, kötülüğün yıkıcı etkisine karşı koymak için kritik bir öneme sahip.

Zübeyir bin Avvam henüz 15 yaşındaydı. Talha bin Ubeydullah ondan biraz daha büyüktü. Sad bin Ebi Vakkas ve Abdurrahman bin Avf yaklaşık 17 yaşlarındaydı. Aralarında en büyük olan 28 yaşında Osman bin Affan’dı. Hz. Ebubekir’e olan sevgileriyle o günden sonra birçok insan İslam’ı kabul etti.

Günümüzde bu tür hakikat merkezli dostluk anlayışının farklı tezahürleri görülebilir. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin öğrencilerini “tesadüfi dostluklardan” daha fazlası olarak gördüğü açıktır; belirli bir erdeme, aynı hakikat aşkına ve insanlığın derdine dayanan derin bir birliktelik sunmaktadır. Bu nedenle etrafındaki insanlara “Arkadaşlarım!” diye hitap ettiğini duyduğumuzda, bunu önemli bir onur ve saygı ifadesi olarak duymalıyız.

Zaman ve mekan üstü bir kardeşliğe çeken şey ise, ortak bir maksatta birleşmeleridir. “Bizim gibi hakikat ve âhiret kardeşlerin, ihtilâf-ı zaman ve mekân, sohbetlerine ve ünsiyetlerine bir mâni teşkil etmez. Biri şarkta, biri garpta, biri mazide, biri müstakbelde, biri dünyada, biri âhirette olsa da, beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler. Hususan bir tek maksat için bir tek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler.” (Bediuzzaman)

“Eğer insanlardan bir dost edinseydim…” 

Zamanın ve mekanın ihtilafı bu türlü kardeşlikle olan bağa hiçbir şekilde engel olamaz.

Hz. Ebubekir Habeşistan’a hicret eden Müslümanlara katılmak için Mekke’den ayrılırken İbnü’d Düğunne ile karşılaştı. Hz. Ebubekir’e, “Senin gibi erdemli biri ayrılmamalıdır.” dedi. Bunu şu sözlerle gerekçelendirdi: “Sen doğru konuşursun, akrabayı gözetirsin, emanete dikkat edersin, misafire ikramda bulunursun, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşarsın.”

İbni’d Düğunne Ebubekir’i, Hatice validemizin Hz. Peygamber’i tanımlarken kullandığı beş niteliğin aynısıyla tanımlamıştı. Gerçekten ikisi için de, önceden bir anlaşma olmaksızın aynı tarif kullanılması olağanüstü bir benzerlik! Ayrıca bu 5 nitelik Hz. Peygamber’in ve Hz. Ebubekir’in başkalarına karşı duyarlılığı ve insan ilişkilerine dair önemli özelliklerdir. Bu durum, Allah’ın Hz. Peygamber’i (sas) kendisine dost seçtiği gibi, Hz. Ebubekir’i de ona yol arkadaşı kıldığının bir işareti olarak görülebilir.

Nitekim bir hadis-i şerifte “İnsanlardan bir dost edinseydim, Ebubekir’i dost edinirdim. Ama o benim arkadaşım, kardeşim!” buyurmuşlardır. Hz. Peygamber’in (sas) dostluğu Allah’aydı ve o Allah’tan başkasını dost edinmezdi. Nitekim Allah Resulü’nün vefat ederken son sözü Lâ ilâhe illallah değil: “Allâhümme’r-refîka’l-a’lâ” olmuştur.

Hz. Peygamber (sas), Hz. Ebubekir’e duyduğu derin sevgiyi, onu dost edineceğini ifade ederek göstermiştir. Arapçada en yakın dost için kullanılan “halil” terimi, arkadaşlıktan daha fazla bir mana taşır. Büyük bir yakınlığı ve sarsılmaz bir bağı ifade eder. Bu hususta Hz. Peygamber (sas) dedesi İbrahim Aleyhisselâma benzemektedir. Zira Peygamberimiz (sas) ceddinden olan Hz. İbrahim’den konuşurken, ‘İbrahim Halîlullah’ diye bahsetmişlerdir, yani Allah’ın dostu İbrahim.

Hz. Peygamber (sas) alışılmadık bir zamanda Hz. Ebubekir’in evine geldiğinde Ebubekir’in ilk söylediği şey şu idi: “Babam ve annem ona feda olsun! Allah’a yemin ederim ki, bu saatte ciddi bir mesele dışında gelmezdi.”

Yani, Allah Resulü’nün bu saatte Ebubekir’i ziyaret etmesine neden olan ciddi bir mesele vardı.

Hz. Peygamber (sas) ona Hicret meselesini açtığında, Hz. Ebubekir büyük bir heyecan duydu. “Arkadaşlık! Babam ve annem sana feda olsun ey Allah’ın Resulü!” diye haykırdı.

Hz. Peygamber (sas) “Evet, arkadaşlık!” diye cevap verdi. Sahih-i Buhari’de rivayet edildiğine göre, Hz. Aişe şöyle demiştir: “Allah’a yemin ederim ki, o güne kadar Ebubekir’in sevinçten ağladığını görmemiştim.”

Mekkeli müşrikler amansız bir şekilde Hz. Peygamber’i (sas) takip ediyordu. Bu arkadaşlık, Ebubekir için büyük bir risk almaktı. Malını, ailesini ve vatanını geride bırakması gerekebilirdi. Ama Allah Resulü (sas) yanında olduğu sürece, bu Ebubekir’i sevinçten ağlatan bir şeydi. Ona göre iman, güvence alanı değil, garantiler olmadan yaşama cesaretidir. Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi, “Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir.”

Hz. Ebubekir, Hz. Peygamber (sas) ile Sevr Mağarası’nda üç gece geçirdikten sonra onu daha çok andırır hale geldi. O’nun (sas) gibi yürüdü. O’nun (sas) gibi konuştu. Her hareketi onun gibiydi. Genel olarak onun iç ve dış özelliklerini benimsedi.

Öyle ki yolculuk sırasında onu Hz. Peygamber (sas) ile karıştırdılar. Böyle bir durumda şalını kaldırıp, Hz. Peygamber’in üzerine tuttu. Bu, Medine halkına Peygamber Muhammed’in (sas) kim olduğunu göstermenin çok zarif bir yoluydu.

Hz. Ebubekir, Hz. Peygamber’in doğumundan iki yıl sonra Mekke’de doğdu ve Hz. Peygamber’in vefatından iki yıl sonra aynı yaşta (63 yaşında) vefat etti. Eşinin bedenini yıkamasını ve Allah Resulü’nün yanına defnedilmesini vasiyet etmişti. Cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı ve Hz. Ebubekir, başı Hz. Peygamber’in omuz hizasında olacak şekilde defnedildi.

O Mağaradaydı; ve şimdi de kabrinin başucunda onun yanında duruyor.

“İnsan sevdiğiyle beraberdir.”

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version