Site icon Serbest Görüş

Dolmabahçe’den bugüne: Tasfiye genişledi!

İdris Gürsoy


İDRİS GÜRSOY | YORUM

Ergenekon davalarıyla Türkiye ilk defa darbe girişimcilerini, derin devlet unsurlarını, yasadışı yapılanmaları yargı önüne çıkarıyordu. Peki bu davalar nasıl bitti? Cevap, bir mahkeme kararında değil; kapalı kapılar ardındaki müzakere masalarında saklı.

Tayyip Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt arasındaki Dolmabahçe buluşması 4 Mayıs 2007’de gerçekleşti. 19 yıl önceki bu buluşma, Türkiye siyasi tarihinin en az konuşulan ama en belirleyici anlarından biri olarak kayıtlara geçti. Görüşmenin içeriği hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmadı. Tarafların bu konudaki açıklaması netti: “Mezara gidecek.”

Kamuoyunu doğrudan ilgilendiren bir görüşmenin içeriği için bu ifadenin kullanılması, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz. Ama asıl dikkat çekici olan, bu tutumun neredeyse hiç sorgulanmamış olmasıdır.

Ergenekon darbe davası sanıkları tahliye ediliyor

Görüşmenin ardından gelen gelişmeler, müzakerenin boyutlarını gözler önüne serdi. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmenin hemen ardından kamuoyuna önemli bir açıklama yaptı: Tahliyeler olacaktı.

Bu açıklama son derece çarpıcı bir tabloyu ortaya koyuyordu. Ergenekon sanıklarının serbest bırakılması, yargı sürecinin doğal bir sonucu olarak değil; siyasi bir müzakerenin çıktısı olarak duyurulmuştu. Üstelik bu duyuruyu yapan, hukuk devletinin kurumsal temsilcisi sayılan Barolar Birliği başkanıydı.

Perde arkasındaki tablo zamanla daha net görünür hale geldi. Ortaya çıkan uzlaşmanın temel hatları şöyle özetlenebilir: TSK, Ergenekon davalarıyla zedelenen itibarını iade-i itibarla geri kazanacak; sanıklar serbest bırakılacaktı. AKP iktidarının o döneme ait yolsuzluk dosyaları gündemden düşürülecekti. Karşılığında ise Gülen hareketiyle bağlantılı oldukları değerlendirilen ve önceden fişlenmiş kişiler toplu olarak tasfiye edilecekti.

Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in cezaevinden çıkışında yaptığı açıklama, bu uzlaşmanın ruhunu tek cümlede özetledi: “İntikam alacağız, bütün tarikatların kökünü kazıyacağız.”

Bu söylem, hukuki bir beraatten değil; siyasi bir güç dengesinin yeniden kurulmasından besleniyordu.

Dolmabahçe’de kurulan bu zımni ittifak, zamanla Cumhur İttifakı’nın ideolojik zeminini oluşturdu. AKP, MHP ve Vatan Partisi’nin yakınlaşması; yalnızca seçim hesaplarının değil, ortak bir tasfiye projesinin ürünüydü.

Hedef belliydi: Gülen hareketiyle organik ya da bürokratik bağı olduğu değerlendirilen herkes. Ama hedefin bu denli geniş tanımlanması, hukuki bir çerçeveyi değil; siyasi bir tasfiye mantığını yansıtıyordu.

Nitekim sonraki süreçte on binlerce kişi herhangi bir mahkeme kararı aranmaksızın ihraç edildi. Dün “delil yoktu” diyenler, bugün delilsiz uygulamalara ses çıkarmadı.

Tüm bu sürecin ortaya koyduğu tablo, Türkiye’de hukukun gerçek anlamda araç olmaktan çıkmadığını gösteriyor. Değişen yalnızca hukuku araçsallaştıranların kimliğiydi.

Planın revizyonu

Uzlaşmanın arka planına bakıldığında tablo daha da karmaşık bir hal alıyor. Ergenekon-AKP yakınlaşmasından önce hazırlanmış fişleme listeleri ve hareket planları mevcuttu. Bu planlar başlangıçta hem AKP’yi hem de Gülen hareketini hedef alıyordu. Uzlaşmayla birlikte revize edildi: AKP dokunulmaz hale getirildi, Gülen hareketi ise tek hedef olarak belirlendi.

Medyadaki, barolardaki ve diğer kurumlardaki bazı unsurlar bu çerçevede yeniden konumlandırıldı. Yani o dönemde kimin susacağı, kimin konuşacağı, hangi haberin yapılıp hangisinin görmezden gelineceği büyük ölçüde yeni planların gölgesinde şekillendi.

Bu tablo, kurumsal sessizliğin neden bu denli sistematik bir görünüm aldığını açıklıyor. Söz konusu olan yalnızca bireysel korku ya da seçici empati değildi; aynı zamanda önceden kurgulanmış bir konumlanmaydı.

Kaybeden: Hukuk ve sıradaki herkes

Dolmabahçe görüşmesinin içeriği gerçekten mezara gidebilir. Ama ortaya çıkan sonuçlar, o görüşmede nelerin konuşulduğuna dair güçlü bir tablo çiziyor. Bir uzlaşma masasında hukuk pazarlık konusu haline geldiğinde, masadan kalkan taraf her zaman hukukun kendisi olur.

Bugün yaşanan ihlalleri anlamak için yalnızca 2016’ya bakmak yetmez. Asıl kırılma, 4 Mayıs 2007’de kapalı kapılar ardında müzakere edilen ve kamuoyuna hiç tam olarak açıklanmayan bu uzlaşmayla başladı.

Ama tasfiye mantığı, başladığı noktada durmuyor.

Gülen hareketiyle başlayan cadı avı, zamanla merkez medyayı, sivil toplum kuruluşlarını, demokratik hareketleri ve CHP’yi de kapsayacak biçimde genişledi. Uzlaşmanın ortakları olan kurumlar ve çevreler, bu genişlemenin kendilerini de hedef aldığını gördüklerinde artık çok geçti. Çünkü planın ortağı olmak onları korumadı. Sadece sıralarını erteledi.

Tasfiye mantığı, başladığı noktada hiçbir zaman durmadı. Nerede duracağını ise yalnızca hukuka dönüş belirleyebilir.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version