“Casusluk” davasının ikinci duruşması Silivri’de başladı. İlk gün Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu’nun savunmalarının ardından bugün Merdan Yanardağ hakim karşısına çıktı. Yanardağ, iddianamenin seçimlere katılmayı, seçim kazanmayı, yayın yapmayı ve siyasal eleştiriyi suç gibi gösterdiğini söyledi. TELE1 üzerinden Ekrem İmamoğlu lehine seçim manipülasyonu yapıldığı iddiasını “deli saçması” olarak nitelendiren Yanardağ, “Bir canlı yayında ve bir televizyon kanalı aracılığıyla casusluk yapıldığını görmedim!Seçimlerde bir adayı desteklemek ne zamandan beri suç? Ekrem İmamoğlu’na destek vermiş olmak nasıl bir casusluk faaliyeti olabiliyor? İddianame siyaset yapmayı yasaklamaya çalışıyor. Peki kime karşı siyaset yapmayı yasaklamaya çalışıyor? İktidara karşı. Siyaset ancak iktidar tarafından yapılırsa serbesttir, iktidara karşı yapılırsa yasaktır demeye çalışıyor. Bu nedenle bir içtihat oluşturarak fiilen bir dikta hukuku yaratmaya çalışıyor bu davalar üzerinden.” dedi.
İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün yargılandığı “siyasal casusluk” davasında ikinci duruşma Silivri’de başladı. Davanın ilk gününde Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu savunma yaptı. Mahkeme heyeti, ilk günkü oturumun ardından duruşmayı ikinci güne ertelemişti.
İkinci günün ilk savunmasını Merdan Yanardağ yaptı. Davanın siyasi olduğunu savunarak operasyonun amaçlarından birinin TELE1’e el koymak olduğunu söyledi. Yanardağ, “Dün 2 savunma izledik. Birisi kısa süre sonra bu ülkeye Cumhurbaşkanı olacak Ekrem İmamoğlu’dur. Davanın siyasi olduğunu söyledi. Ben kendisine de söyledim, Silivri’den bu ülkeye bir Cumhurbaşkanı çıkacak.” dedi.
Amaç Tele1’e el koymak
Yanardağ, iddianamenin yalnızca kendisini değil, demokratik siyaseti ve gazeteciliği hedef aldığını savundu. “Demokrasi, demokratik hak ve özgürlükleri, temel vatandaşlık haklarını suç sayan bir iddianameyle karşı karşıyayız.” diyen Yanardağ, seçimlere katılmanın, seçim kazanmanın, televizyon yayını yapmanın ve siyasal eleştiride bulunmanın suç gibi gösterildiğini söyledi. TELE1’e yönelik sürecin davanın ana başlıklarından biri olduğunu belirten Yanardağ, kanalın gazeteciler tarafından kurulan ve yönetilen bağımsız bir medya kuruluşu olduğunu vurguladı. Yanardağ, “Bu operasyonun iki temel amacı var. Birincisi, TELE1’e el koymak; benim ve arkadaşlarımı susturmaya çalışmak.” dedi.
Merdan Yanardağ, iddianamedeki casusluk değerlendirmelerini de sert sözlerle eleştirdi. İddianamede casusluk ve devlet sırrı kavramlarına ilişkin teorik bölümlerin iki doktora tezi ve bir makaleye dayandırıldığını söyleyen Yanardağ, akademik tezlerin mutlak doğru kabul edilemeyeceğini belirtti. İddianamedeki yaklaşımı “Spor olsun diye casusluk yapmışız!” sözleriyle eleştirdi.
Spor olsun diye casusluk yapmışız?
Yanardağ’ın savunmasında en dikkat çeken bölüm, TELE1 yayınları üzerinden seçim manipülasyonu yapıldığı iddiasına verdiği yanıt oldu. İddianamede, TELE1 üzerinden Ekrem İmamoğlu lehine algı operasyonu yapıldığı, 2024 seçimlerinin ve CHP kurultayının bu yolla etkilendiği iddiasının yer aldığını söyleyen Yanardağ, bu suçlamayı “deli saçması” olarak nitelendirdi. Yanardağ bu bölümde şu ifadeleri kullandı: “Bu iddianame şunu iddia ediyor: TELE1 üzerinden manipüle etmişiz ve Ekrem Bey seçimi o nedenle kazanmış. Deli saçması. Yani ben de bunu bir casus olduğu iddia edilen, iddia makamı tarafından ileri sürülen Hüseyin Gün’ün talepleri doğrultusunda Ekrem İmamoğlu lehine bir algı operasyonu yapmışım TELE1 üzerinden ve 2024 seçimlerini ve CHP kurultayını da Özgür Özel’in kazanmasını sağlamışım. Aynen bunu söylüyor. Ve bu nedenle bir saat 39 dakika 6 saniyelik bir programın tam bant çözümü var burada. Vallahi ben dünyanın hiçbir yerinde bir canlı yayında ve bir televizyon kanalı aracılığıyla casusluk yapıldığını görmedim.”
Hangi gizli belgeyi ele geçirmişiz?
Merdan Yanardağ, iddianamede hangi gizli belgenin ele geçirildiğinin, hangi bilginin devlet sırrı olduğunun ve hangi yabancı devlet yararına hareket edildiğinin ortaya konulmadığını savundu. “Hangi gizli belge ve bilgi alışverişi olmuş? Hangi gizli belge ele geçirilmiş? Hangisi devlet sırrı niteliğinde?” diye soran Yanardağ, “Mozaik sır” yaklaşımını da “Soğuk savaş artığı bir kafa” sözleriyle eleştirdi. Savunmasında siyaset yapma hakkına da vurgu yapan Yanardağ, iddianamenin iktidara karşı muhalefeti suç haline getirmeye çalıştığını ileri sürdü. Yanardağ, “Seçimlerde bir adayı desteklemek ne zamandan beri suç? Ekrem İmamoğlu’na destek vermiş olmak nasıl bir casusluk faaliyeti olabiliyor?” dedi.
Yanardağ sözlerini şöyle sürdürdü: “İddianame siyaset yapmayı yasaklamaya çalışıyor. Peki kime karşı siyaset yapmayı yasaklamaya çalışıyor? İktidara karşı. Siyaset ancak iktidar tarafından yapılırsa serbesttir, iktidara karşı yapılırsa yasaktır demeye çalışıyor. Bu nedenle bir içtihat oluşturarak fiilen bir dikta hukuku yaratmaya çalışıyor bu davalar üzerinden.”
Davanın ilk gününde savunma yapan Hüseyin Gün, hakkındaki casusluk suçlamasını reddetmiş, İmamoğlu’nu yalnızca bir kez gördüğünü, İBB veri tabanını kopyalamadığını ve çalışmanın açık kaynaklara dayalı sosyal medya analizi olduğunu savunmuştu. Gün ayrıca 15 Temmuz sonrası devlet adına yurt dışında görev yaptığını söylemiş ve dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından şirketlerine verildiğini belirttiği “tam yetki” belgesini mahkemeye sunmuştu. Buna göre Gün, Hizmet Hareketi mensuplarını devletin talebi doğrultusunda fişlemişti.
Ekrem İmamoğlu ise ilk günkü savunmasında davayı siyasi olarak nitelendirmiş, iddianameyi “hukuk cinayeti” ve “çöp” olarak tanımlamıştı. İmamoğlu, “Ortada casusluk varsa MİT de ilgili tüm istihbarat birimleri de çıksın millete tek bir somut belge göstersin” diyerek MİT Başkanı İbrahim Kalın’a ve ilgili kurumlara çağrı yapmıştı.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

