Site icon Serbest Görüş

BELÇİKA | Gazeteciler Press Club’ta buluştu: ‘Sınır ötesi baskı çağında sürgündeki sesler’

Haber Merkezi TR724


ERSAN KIRLI | BRÜKSEL TR724

Belçika merkezli STK Solidarity With OTHERS, Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesiyle bugün Brüksel’de Basın Özgürlüğü Konuşmaları’nın ikinci bölümünü düzenledi. Press Club Brussels’ta düzenlenen etkinlikte, basın özgürlüğü konusunun az görünen ancak giderek daha acil hale gelen bir boyutu olarak sürgündeki gazetecilerin durumu ele alındı.

Panel, sürgündeki gazetecilerin tecrübelerini, bu koşullar altında bağımsız haberciliğe devam etmenin zorluklarını ve AB nezdinde atılabilecek adımları değerlendirmek üzere sürgündeki gazetecileri, uzmanları ve basın özgürlüğü savunucularını bir araya getirdi.

Solidarity With OTHERS’ın düzenlediği geçen yılki Basın Özgürlüğü Konuşmaları’nın birinci bölümünde dijital çağda gazeteciliğe, teknolojinin bu mesleği nasıl yeniden şekillendirdiğine odaklanılmıştı.

‘Basın Özgürlüğü Sohbetleri: Sınır Ötesi Baskı Çağında Sürgündeki Sesler’ isimli panele gazeteci Selçuk Gültaşlı moderatörlük yaparken İsveç’te sürgünde yaşayan TR724 yazarı, gazeteci Levent Kenez ve Belçika’da sürgünde yaşayan Suriyeli gazeteci Ebrahim Mahfoud konuşmacılar arasındaydı.

Panelde sürgün gazetecilerin yanısıra Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi’nde (ECPMF) üst düzey Avrupa Birliği sorumlusu Ena Bavčić ve Sciences Po Paris Uluslararası İlişkiler Okulu’nda araştırmacı ve misafir öğretim üyesi Stephen Reimer da yer aldı.

Gültaşlı, Türkiye’deki tutuklu gazetecilere dikkat çekti

Selçuk Gültaşlı, programın sunumunu yaparken sürgündeki gazetecilerin problemlerinin yanısıra Türkiye’de en az 9 yıldan daha uzun süredir hapiste tutulan gazeteciler Hidayet Karaca, Mehmet Baransu ve Ali Ünal’ın haksız tutukluluklarına dikkat çekti.

Stephen Reimer, otoriter ülkelerin sınır ötesi baskılarına vurgu yaparak bazı uluslarası mekanizmaların bu ülkeler tarafından sivil toplum üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıldığını ifade etti. Karapara aklama gibi uluslararası suçlarla mücadele için kurulan yapıların farklı taktiklerle gazetecilerin ve muhaliflerin baskı altına alınması noktasında istismar edildiğini dile getirdi. Reimer, İnterpol’ün de otoriter ülkeler tarafından istismar edilen kurumlardan biri olduğunu, kırmızı bülten çıkarmanın sınır ötesi baskı noktasında en bilinen taktiklerden biri olduğuna değindi.

Ena Bavčić; sınır ötesi baskının sadece gazetecileri yada hedef alınan kişileri değil aynı zamanda aileler başta olmak üzere toplumu da etkilediğini belirtti. Bavčić, gazetecilerin sadece fiziksel değil aynı zamanda digital yoldan baskılarla da baş etmek zorunda kaldığını söyledi. Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi’nde gazetecilere legal konular da dahil olmak üzere birçok konuda yardımcı olmaya çalıştıklarını belirtti.

Kenez: Eğer Korucu boyun eğseydi…

Levent Kenez, panelde 15 Temmuz sonrasında yaşadıklarını ve bir sürgün gazeteci olarak kendi tecrübelerini paylaştı. Türkiye’de 15 Temmuz ile ilgili devlet yetkililerinin daha önceden bilgi sahibi olduklarına dair yaptıkları haber nedeniyle gözaltına alındığını ve daha sonra ülkeyi terketmek zorunda kaldığını belirtti.

Kenez, devletin gazetecilere karşı baskısına örneklerden biri olarak meslektaşı Bülent Korucu’nun eşinin gazeteciyi tehdit etmek ve üzerinde baskı kurmak için tutuklanarak hapse atılmasını örnek gösterdi. Kenez, Korucu’nun bu baskılara boyun eğmediğini söyledi ve “Eğer Korucu, bu tehdit ve baskılara boyun eğseydi Türkiye’de birçok gazeteci ve muhalif ismin eşleri, çocukları, aileleri benzer şekilde hedef alınırdı.” dedi.

Kenez, İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin gazetecilerin iadesini talep etmesine ve yine bu süreçte rejim medyası tarafından hedef alınmalarına, meslektaşının gün ortasında fiziksel şiddete uğradığına değindi. Kenez, ayrıca BM kurumlarında sunum yapmak için çağrıldıklarında Türkiyeli yetkililerin bunu engellemek için yoğun çaba harcadıklarını ancak başarılı olamadıklarını ifade etti. Kenez, sürgündeki gazeteciler için en büyük problemlerden birinin de sosyal medya platformları üzerinden uygulanan sansür olduğuna dikkat çekti.

Suriyeli gazeteci Ebrahim Mahfoud ise sürgündeki gazetecilerin yerleştikleri ülkelerde yaşadıkları zorluklara dikkat çekti. İtalya’da yaşadığı süreçte basın kartı olmadığı için gazetecilik yapmasının engellendiğini belirtti. Belçika’da ise gazeteciliğe devam etme noktasında daha rahat bir ortam olduğunu düşündüğünü söyledi. Mahfoud, buna rağmen geldiklerde ülkelerde çalışma fırsatlarının kendileri için çok sınırlı olduğuna vurgu yaptı. Mahfoud, sürgündeki gazetecilere daha fazla destek olunması, fırsatlar oluşturulması gerektiğini dile getirdi.

Ulusötesi baskıya dikkat çekildi: Hiçbir yer yeterince güvenli değil

Panelde; otoriter rejimlerin baskı taktikleri, sürgündeki gezetecilerin yaşadıkları zorluklar ve AB düzeyinde atılması gereken adımlar masaya yatırıldı.

Avrupa genelinde sürgün gazetecilerin sayısının giderek arttığı ifade edilirken AB’nin bu gazetecilere tam bir koruma sağlayamadığına dikkat çekildi. “Avrupa Birliği ülkelerine ulaştıktan sonra bile gazeteciler; gözetleme, taciz, yıldırma, yasal baskı ve memleketlerindeki aile üyelerine veya meslektaşlarına yönelik tehditlerle karşılaşmaya devam edebiliyor.” denildi.

Otoriter ülkelerin ülkesini terk etmek zorunda kalan gazetecileri yurtdışında da taciz ve tehdit etmeye devam ettiği belirtilirken eleştirel sesleri susturmak için otoriter baskının ulusal sınırların ötesine taşınmasına  ve artmakta olan ulusötesi baskıya dikkat çekildi.

Buna ek olarak gazeteciler sürgünde karşılaştıkları hukuki belirsizlik, maddi istikrarsızlık, izolasyon ve çalışmalarını sürdürmelerinin önündeki engeller gibi çeşitli zorlukları gündeme getirdi.

BM ve AB’de adımlar atılsa da uygulamada boşluklar var

BM Özel Raportörü’nün 2024’deki “Sürgündeki Gazeteciler” raporu, sürgündeki gazetecilerin karşılaştığı tehditlere ve ev sahibi devletlerin onları koruma yükümlülüklerine dikkat çekmişti. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi; ulusötesi baskıyı insan haklarına, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne yönelik büyüyen bir tehdit olarak nitelendirirken; Avrupa Parlamentosu önümüzdeki aylarda ikinci bir ulusötesi baskı raporunu oylamaya hazırlanıyor.

Uluslararası kurum ve kuruluşlar önemli adımlar atmış olsa da uygulama süreci ve gazetecilerin korunmasında temel boşluklar devam ediyor.

Others bugün ilgili raporunu da yayınladı

Solidarity With OTHERS, panelle birlikte “Ulusötesi Baskı Çağında Sürgündeki Sesler” isimli bir de rapor yayınladı. Rapor, dünya çapında birçoğu sürgünde olan 35 gazeteciyle yapılan röportajlara dayanıyor. Rapor genel olarak bu gazetecilerin yaşadıkları deneyimleri, maruz kaldıkları baskıları ve temel koruma eksikliklerini vurgulamakla birlikte politika önerileri de sunuyor.

Çalışmada; gazetecilerin büyük çoğunluğu yerinden edildikten sonra habercilik yapmaya devam etse de, neredeyse hepsi süregelen ulusötesi baskı, çevrimiçi taciz, hukuki güvensizlik, mali istikrarsızlık ve derin psikolojik yaralara gündeme getiriyor.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version