Site icon Serbest Görüş

Akın Gürlek’e muhtıra: “Konuşma!”

Necip F. Bahadır


NECİP F. BAHADIR | YORUM

Eskiden günün anlam ve önemine ilişkin yazılırdı. AKP’nin devri iktidarında milli günler de, bayramlar da manasını yitirdi.

Bugün 19 Mayıs! Gençliğin bayram yapacak hâli mi kaldı? ‘Ev genci’ diye bir kavram türedi. İşsiz, güçsüz, yarını karanlık gençler…

AKP Gençliği mi? İktidarın imkanlarıyla statları doldurmak kolay. Tribünlerde yüzlerini kapatan gençler kimden utandı, neyden çekindi acaba? Nereye gittiklerini söylemedikleri ailelerinden mi, arkadaşlarından mı?

Peki spor ne durumda? Bahçeli, TFF Başkanı’na “Ligi tescil etme… Şike, bahis iddiaları şaibeli hale getirdi. Bu yıl ligden düşme olmasın…” demiş. Takımı lige tutunamadı çünkü. Ne alakaysa Karagümrük taraftarı Bahçeli… Memleketi desen değil, çocukluğunun geçtiği diyar desen değil. Karagümrük nire, Osmaniye nire?

MHP lideri sadece taraftar… Bugüne kadar tribünde arzı endam ettiği görülmedi. Futbol adamlarıyla makamında görüştü. Forma aldı, poz verdi. O kadar… Ötesi yok.

Bir ara Beşiktaş’a sempatisi vardı. Hatta ‘kulüp üyeliği’ bulunuyordu. Siyah Beyazlı takımı bıraktı, Karagümrük’ün renklerine gönül verdi. Yüzü hiç gülmedi. O günden sonra Karagümrük asansör takım oldu. Çıktı, düştü sürekli…

Bahçeli uğursuz mu geldi acaba? Futbolda uğur, baht, şans kavramları önemlidir. Aklı başında nice yöneticinin oturduğu koltuğu değiştirerek ‘uğur yaptığını’ gördüm ben. Uğuru bir defa gole denk gelmiş, sürekli tekrarlanacak sanıyor zavallı.

Eskiden işler yolunda gitmezse özellikle İstanbul takımları Eyüp Sultan’a ziyarete giderdi. Son dönemde pek bu yönde haberlere rastlamadım. Türk futbolunda hafife alınmayacak biçimde hem de ‘büyü gerçeği’ bile olduğunu söylesem, şaşırır mısınız?

Aziz Yıldırım mesela büyü peşinde koşan başkanlardandı. Vaktiyle ciddi ciddi Siirt’ten ‘büyücü’ getirttiğini bile duymuştum. Yıldırım tekrar kafasını kaldırdı. Erdoğan’ın tavrı vardı, acaba ‘aradaki soğukluğu’ giderdi mi? Yoksa Erdoğan’ın eli artık futbola kadar uzanmıyor mu? Ya da Yıldırım, Erdoğan’a rağmen mi çıktı?

‘Futbol asla sadece futbol değildir’. Peki nedir? Hayatın bizzat kendisi…

Sosyolojisi kadar siyaseti de eksik değildir. Erdoğan, Aziz Yıldırım’ın şike yaptığını ve Türk futbolunu mahvettiğini düşünüyordu. Bunu yakın çevresiyle de paylaştı. Şike operasyonun bizzat arkasındaki isimdi Erdoğan… Ona rağmen kamuoyuna bu denli yankı uyandıran operasyon olması mümkün mü? Erdoğan istemeseydi, Aziz Yıldırım’ı kim hapishaneye gönderebilirdi? Bu gerçeği Yıldırım’ın kendisi de biliyor. Ama gerçeği söylemek işine gelmediği için ‘hokus-pokus’ yapmaktan geri durmuyor.

Hiç şüpheniz olmasın, Fenerbahçe başkanlığının yolu Ankara’dan, Saray’dan geçer. Rağmen aday olunabilir tabii… Kazanılabilir de… Sonrası karanlık… Bir bedeli olur mutlaka… Ali Koç, Fenerbahçe’nin şampiyon olamamasının faturasını açık açık Ankara’ya kesmedi mi? Arşiv orada, sözleri hala gök kubbede yankılanmakta… “Bizzat Ankara…” ağzından çıkan kelimelerdi.

Aziz Yıldırım, yeniden Fenerbahçe’de başkan adayı oldu. Saray’dan izin aldı mı, bilmiyoruz…

Sadettin Saran başkanlığı döneminde Erdoğan’la görüşemedi. Ayak üzeri resepsiyon görüşmesini saymıyorum. O kadar Bülent Ersoy da görüştü! Saray’ın kapıları Saran’ın Fenerbahçe’sine kapandı.

Akın Gürlek, iktidarı da rahatsız etti

Söylendiğine göre… Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir kanalıyla Adalet Bakanı Akın Gürlek’le irtibat kurmuş… Bu kesinlikle ‘Sarayın vizesi’ sayılmaz. Başka ‘yeşil ışık’ yakılmadıysa Ankara’nın rızası yok demektir. Gürlek ‘bakanlık koltuğuna’ oturduktan sonra Erdoğan’ı kızdırıcak hal ve hareketlere yöneldi. Her uzatılan mikrofona konuştu. Medyaya oynadı. İsmini ve cismini görünür ve bilinir kılmak için her yolu kullandı. Burada yakında ‘kulağı çekilir’ diye yazdığımı hatırlıyorum. Erdoğan öyle kapalı kapılar ardından değil, herkesin önünde basar fırçayı…

Ve nitekim ‘uyarı’ geldi. Oldukça da ‘sert tonda…’ Doğrudan Saray’dan da değil. Meclis grup yönetimi kanalıyla… Bir yazılı açıklama kamuoyuyla paylaşıldı. İkazdan öte, muhtıra gibi… Altında imza ‘grup başkanlığı’ olsa da söyleten Erdoğan’dan başkası değil. Adresi de Akın Gürlek…

O salona biraz erken gelir, kulisten geçerken de konuşurdu, oturunca da mesaj vermekten geri durmazdı. Kamera ve mikrofonların ilk yöneldiği isimdi. Bekir Bozdağ bir ara “İktidar şirk kabul etmez!” demişti ya… Erdoğan sözünün üzerine, başka sözler konmasını sindirebilir mi?

Aziz Yıldırım’ın kanalı eğer Akın Gürlek ise yarı yolda kalır. Evet Adalet Bakanlığı etkili bir bakanlık… Fakat Saray’ın yanında esamesi okunmaz. Nice bakan geldi geçti. Bugün isimlerini hatırlayan bile yok. Bir kaç ay önce Ali Yerlikaya diye bir bakan vardı. Her gün haber olurdu. Kapı önüne kondu, o günden sonra ne adı duyuldu ne de kendisini gören oldu. Siyasette ‘eski’ ile ‘yeni’ arasındaki çizgi çok incedir. Akın Gürlek’in Yıldırım’a referans olacak kadar ağırlığı olduğunu sanmıyorum.

Öte yandan bu kadar ‘yasa dışı bahis’ operasyonları yapılırken üzerinde ‘şike lekesi’ bulunan Yıldırım’ın Fenerbahçe gibi bir kulübe tekrar başkan olmasını Saray’ın da, zamanında ruhuyla pek bağdaştıramıyorum. ‘Beraat etti’ falan… Hayır, o leke, o kadar kolay çıkmaz. Yargıyı alt üst ettikten sonra beraatin hükmü ancak konjonktürle sınırlı kalır. Rasim Ozan Kütahyalı’nın ‘yasa dışı bahis ve kara para aklamaktan tutuklandığı’ ortamda Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’ye aday olmasında çelişki yok mu?

Madem futboldan açtık bahsi… Devam edelim. Albert Camus diye bir filozof var. ‘Varoluş felsefesinin’ önemli isimlerinden… Vakiyle futbol oynamış o da. Cezayir’de kalecilik yapmış. Adnan Menderes gibi… Camus, “Hayata dair ne biliyorsam futbola borçluyum. Futbolda top asla beklediğiniz yerden gelmez, tıpkı hayatın karşımıza çıkardıkları gibi…” diyor.

Futbol kulüplerinin arkasında ne tür siyaset ve sosyoloji barındırdığını öğrenmek için Simon Kuper’in o efsane kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Bahçeli’nin takımı küme düştü ama Erdoğan’ın Karagümrük’ü son maçta lige tutundu. Hem de Galatasaray’ı yenerek… Bir gün sonra da Galatasaray takım olarak Erdoğan’la görüştü. Dursun Özbek siyasetçileri bile yarı yolda bırakacak türden konuşma yaptı. Erdoğan’a övgüde sınır tanımadı.

Sesi biraz heyacan yüklüydü. Dili ile kalbi örtüşmedi mi? Acaba o da mı siyaset yaptı?

Fenerbahçe şampiyon olsaydı, önce Anıtkabir’e giderdi. Peki Galatasaray ne yaptı? Daha üzerilerindeki formanın teri kurumadan, ayağının tozuyla Erdoğan’a koştu.

Masum bir soru; Kasımpaşa’yı küme düşürmüş bir takım olarak gitmenin ezikliğine de fırsat verebilirler miydi? Galatasaray yedeklerlerle çıktı maça, ‘boş verdi’ de, Fenerbahçe ve Trabzon terinin son damlasına kadar oynadı mı?

Maalesef hayır…

Hele Trabzon kendi sahasında 3-0 yenilecek takım mı? Cuma günü final maçı var tamam… Futbolun hiç mi onuru yok? Formanın hiç mi hakkı hukuku yok? Olan Antalya’ya oldu tabii. Onlar da son maça bırakmayacaklardı.

Erdoğan’ın futbola başladığı Erok Süper Lig’in eşiğine kadar geldi. Çorum’la final oynayacak. Nasıl geldi? Keçiörengücü’nden İbrahim Akdağ’ın isyanını duymuş olmalısınız; “Cumhurbaşkanını hepimiz seviyoruz. Erokspor’dakiler de onun evladı, biz de onun evladıyız. Net söylüyorum, Erok kayırılıyor. Bir takım şeyleri Cumhurbaşkanımızın haberi olmadan yaptıklarını biliyoruz. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Allah’tan başka kimseden korkmuyorum. Bu lig gerçekçi değil. Nasıl istiyorlarsa o şekilde bitiriyorlar maçları…” 

Bu bir futbol yazısı değil. Madem bugün 19 Mayıs, Gençlik ve Spor bayramı… Kıyısından köşesinden mevzuyu yazmak istedim.

 

 

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version