NECİP F. BAHADIR | YORUM
İlk duyduğumda inanamadım, biraz abartı olduğunu düşündüm. Gerçi iddiayı gündeme getiren de ‘sözüne güvenilir’ biriydi. Tek kişilik parti gibi çalışan ve tüm siyasi hayatını hukuksuzluklara adayan Ömer Faruk Gergerlioğlu’ydu. Bakanın cümlesini düzelteceğini tahmin ediyordum. Hiç kimse tarihe böyle geçmek ve de ileride bu şekilde hatırlanmak istemezdi. Bir kaç gün bekledim, herhangi bir tekzip veya tevil gelmedi. Demek ki doğruymuş, ayniyle vakiymiş. O söz sürç-i lisan değilmiş, bakan bile isteye söylemiş. Arkasında durduğuna göre başka ne denebilir.
Ömer Faruk Gergerlioğlu, “891 bebek ve çocuğun annesi var şu anda cezaevlerinde… Bununla ilgili Aile Bakanı Mahinur Hanım’la görüşüyorum.” dedi. Milletvekilinin görevi bu zaten… Nerede bir sorun ve sıkıntı varsa onu dile getirmek, muhatabına iletmek, bakanlığın her yere yetişmesi mümkün değil. Usüldendir, bakanlar siyasetçiden gelen talepleri duymazdan gelmez, ilgi gösterir, not alır ve ‘ilgileneceğini’ söyler, ardından da mutlaka bilgilendirir. En azından AKP’den önce böyleydi. AKP her şeyin ayarlarıyla oynadığı vekil – bakan ilişkisini de bozdu.
“Bakan Mahinur Hanım bana dedi ki…” diyor Gergerlioğlu; “Onlar teröristlerin çocukları… Adalet Bakanlığı ilgilensin… Bana ne? Kulaklarım duydu bu lafları…”
Gergerlioğlu da duydukları karşısında şaşkın… Onun da böyle ‘çirkin ve densiz diyaloğu’ ilk kez yaşadığı belli. “Bana ne?” diyen bir bakan! AKP sayesinde Türk siyaseti bunu da gördü.
Allah aşkına ‘Onlar teröristlerin çocukları…’ da ne demek? Çocukların suçu, günahı nedir? Bu nasıl bir kafa ve zihniyettir. Mahinur Göktaş acaba kendisini İsrail’de, Netanyahu kabinesinde bir bakan mı sanıyor?
Ömer Faruk Gergerlioğlu bu diyaloğu kamuoyuna açıkladığında ‘kıyametin kopacağını’, bakanın o cümleyi söylediğine söyleyeceğine bin pişman edileceğini, dindar muhafazakar mahalleden itirazlar, muhalefet partilerinden hatta AKP içinden tepkiler yükseleceğini umuyordum.
Ah benim iflah olmaz iyimser yanım. Yine yanıldım. Çok sınırlı bir alanda yankılandı. Tepkiler, itirazlar yok denecek kadar zayıf kaldı. Oysa akıl ve vicdan taşıyan herkesin ‘ayağa kalkması’ gerekiyordu. Dindar mahalle sustu. ‘Zulüm kendindendi’ çünkü. AKP duymadı. Muhalefet görmezden geldi.
Utanmayan yüzler!
AKP’nin kadınları siyasette maalesef hiç de iyi sınav veremedi. Başı açık veya kapalı bir çok kadını AKP Meclis’e taşıdı. Bu iyi bir şeydi. Temsilin niceliği fena değildi fakat niteliği felaket oldu. Daha önce AKP’nin ‘çirkin kadınları’ diye yazmıştım. ‘Çirkinlik’ siyasi anlamdaydı.
Yıllarca ekranlarda muhafazakar mahalleyi temsil eden Özlem Zengin, AKP’nin ve siyasetin ‘çirkin yüzü’ olmayı başardı. Bir ‘nefret objesine’ dönüştü. Meclis’in çatısı altında ‘nepotizm’ tartışmaları gündeme geldiği zaman, “Hayır, utanmıyoruz!” diyebildi. Bağlamı ne olursa olsun bir kadının “Utanmıyoruz!” diye haykırdığı nerede görülmüş! Ve tarihe ‘utanmaz bir yüz’ olarak geçti.
Yarın çok şey unutulur gider ve fakat bu “Utanmıyoruz!” çıkışı hep hatırlanır. Bir dönemin ‘utanç yüzü’ olarak tarihe ve hafızalara kazanır.
Bir zamanlar mazlumiyetin simgesiydi, Leyla Şahin… Başörtüsü yüzünden haksızlıklara uğramıştı. ‘Muhafazakarım’ diyen herkesten destek gördü. Elinden bir şey gelmeyen dualarına ortak etti. Şahin, yurtdışında okumak zorunda kaldı. Sonra memleketine döndü. AKP’den Meclis’e girdi.
Ve ne yazık ki ‘zulmün sesi’ oldu. Kendi hikayesinden dersler çıkararak onurlu ve asil bir duruş sergilemesi beklenirken zulüm politikalarının ‘suç ortağı’ olmaktan çekinmedi. Dönemin ‘çirkin yüzlerinden’ birine dönüştü.
Şimdi bu halkaya Aile Bakanı Mahinur Özdemir eklendi. Doğrusu ondan hiç beklemezdim. AKP’nin Avrupa görmüş ismiydi. Avrupa’nın göbeğinde gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, en alttan en üstte kariyer basamaklarını tırmanmıştı. Belçika Parlamentosu’na ilk başörtülü milletvekili olarak seçilmişti. Onunla ne kadar gururlanmıştık. Ve fakat devran döndü, AKP’ye dümen kırdı, bakan koltuğuna oturdu. Görkemli ve şaşaalı seçim çalışmalarıyla gündeme geldi. Eşinin adı ‘Yunus Emre Vakfı’nın yolsuzluklarına bulaştı. Yargı dokunamadı. İstifa etmesi yetti.
Öcalan için aynı şeyi söyleyebilir mi?
O Avrupa görmüş AKP’li Aile Bakanı Mahinur Özdemir, Meclis’te bir milletvekilinin sorusuna cevap verirken, “Bana ne? Onlar teröristlerin çocukları!” gibi ‘çirkin ve densiz’ cevaplar verebildi.
Acaba o dosyalardan haberdar mı? Nereden biliyor ‘teröristlerin çocukları’ olduğunu? Pekala kendisi de onlardan biri olabilirdi. Aralarında yakından tanıdığı ve bildiği birileri yok mu? Olmaz olur mu? Öcalan için aynı şeyi söyleyebilir mi? Hadi, İmralı’ya aile yakınlarının gitmesini ve görüşmesini engellesin de görelim?
Koltuğu ‘sallantıda’ olan bakanlardan biriydi. Gözden çoktan düştü. Böyle ‘densiz’ çıkışlarla koltuğunu koruyamayacağı Ali Yerlikaya örneğinde görülmedi mi? Yerlikaya ne taklalar attı, bir işe yaradı mı? Günün sorunda kapının önüne konuverdi. Eğer Mahinur Hanım bu tip ‘çirkin ve deniz’ mesajlarla koltuğunu korumayı hedefliyorsa çabası boşuna… Hiçbir faydasını görmez. Hele siyasette yarını yok. AKP ile birlikte tarihe karışacak biri… Ama kolay unutulmayacak. Bu cümlesiyle bir dönemin ‘sembol isimlerinden’ biri olmayı hak etti! Densizliğin, çirkinliğin sembolü… Bu yafta boynuna asıldı, kendisini kurtaramaz.
Bazen düşünüyorum “Acaba AKP sadece bana mı çok hayal kırıklığı yaşattı?” diye… Bu kadar skandal fazla değil mi? Mahinur Göktaş, Brüksel’de yetişmiş biri değil miydi? AB kriterlerini ondan daha bilen birisi olabilir mi? Her şey yalan mıydı? Böyle biri değildi o! Doğrusu ondan böyle bir çıkış beklemezdim. Yanılttı beni.
Milyonların kalbini kırdı. Rahmetli Erbakan, “Tuz golüne düşen tuz olur!” derdi. AKP de öyle… Bulaşanı kendisine benzetiyor. Nice siyasetçinin dünyasını ve ahiretini kararttı. Akibetini mahvetti. Oysa ‘karanlıkta bir mum olmak’ da vardı.
Mahinur Özdemir de karanlığı seçenlerden oldu!
Yazık etti kendine…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

