Site icon Serbest Görüş

Sami Selçuk ‘yapısal bozulmayı’ yazdı; Türk yargısı ‘usul’ krizini aşamıyor!

TR724 HABER


Eski Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, üç yazılık değerlendirmesinde Türk yargısındaki temel sorunun hukukçuların bilgi eksikliği değil, yargılamanın özellikle “duruşma” aşamasının doğru işletilememesi olduğunu aktardı. Selçuk’a göre davaların yıllarca sürmesi sadece teknik bir aksaklık değil, adaleti etkisizleştiren yapısal bir bozulma. Yazılarda, tarafların yabancı mahkemeleri tercih etmesinin arkasında da bu işleyiş sorununun bulunduğu vurgulandı. Selçuk, gerçek bir “tartışma” yürütülmeden karar verilmesini hukuk sapması olarak niteledi ve Türk hukukçularına yargılama anlayışını kökten gözden geçirme çağrısı yaptı.

Türkiye’de hukukun duayen isimlerinden biri olarak gösterilen Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, t24’te ‘Türk hukukçulara sesleniyorum’ başlığıyla 3 yazı kaleme aldı. Yazılarından ilki 17 Nisan’da yayınlandı. Bu yazısında Selçuk, tarafların uluslararası sözleşmelerde Londra, Paris ya da Viyana gibi yabancı mahkemeleri tercih etmesinin temel nedeninin Türk hukukçuların bilgisizliği değil, Türkiye’de yargılamanın özellikle “duruşma” aşamasının sağlıklı işletilememesi olduğunu anlattı. Selçuk’a göre Türk yargısındaki asıl sorun, davaların etkin, canlı ve kesintisiz bir “tartışma” süreciyle yürütülmemesi; bunun da yargılamaları gereksiz yere uzatarak adalet duygusunu zedelemesiydi. Ona göre mesele yalnızca mahkemelerin yavaş işlemesi değil; yargılamanın usulünün doğru kurulamaması nedeniyle adaletin etkisini kaybetmesi.

18 Nisan’da yayınlanan serinin ikinci yazısında ise Sami Selçuk, Türk yargısının duruşma/tartışma pratiği değişmedikçe büyük adaletsizliklerin süreceğini yazdı. Bu yüzden hukukçular artık oyalanmadan yargılama anlayışını kökten gözden geçirmek zorundaydı.

Bugün ise serinin 3. yazısı yayınlandı. Bugünke yazıda Sami Selçuk, önceki iki yazıdaki tezini daha sert ve daha sistematik biçimde sürdürüyor. Temel iddiası şu: Türkiye’de davaların aylarca, hatta yıllarca sürmesi artık sıradan bir aksaklık değil, doğrudan doğruya “hukuk sapması”. Selçuk’a göre özellikle “duruşma” dediğimiz aşama, aslında gerçek anlamda bir “tartışma” olarak yürütülmediği için yargılama temel ilkelerini yitiriyor; iddia, savunma ve kanıtlar aynı oturum içinde canlı biçimde tartışılmadan verilen kararlar da adaleti zedeliyor. Bu yüzden yabancı şirketlerin Türk mahkemelerini yetkili kılmamasının temel nedeninin “Türk yargıcına güvensizlik” değil, duruşma aşamasının doğru kavranmaması ve doğru yürütülmemesi olduğunu savunuyor.

Selçuk yazıda ayrıca çözüm de öneriyor. Keşif, bilirkişi ve benzeri işlemlerin önce tamamlanması; ardından duruşma aşamasında bütün kanıtların ve taraf tezlerinin tek ve gerçek bir “tartışma” içinde ele alınması gerektiğini söylüyor. Dünyanın pek çok ülkesinde duruşmaların bu mantıkla yürüdüğünü, gerektiğinde “yedek yargıç” gibi kurumlarla kesintisizliğin korunduğunu hatırlatıyor. Türkiye’de ise “yargıç değişti, eski tutanaklar okundu, duruşmaya devam edildi” anlayışının hukuka aykırı bir alışkanlığa dönüştüğünü belirtiyor ve hukukçulara açık bir çağrı yapıyor: “İnsanların çığlıklarını duyun, bu hukuk dışılığı artık sıradan saymayın, uyanın.”

Sami Selçuk’un bugünkü yazısından bir bölüm:

“Özetle yapılacak işler, şunlardır: Sözgelimi, yukarıda değinildiği üzere, yineleme pahasına belirtmek gerekir ki, keşif yapmak, bilirkişiden görüş almak vb. işler gerekiyorsa, yargılama sırasında tartışma (duruşma) aşamasına geçilmeden ilkin bunlar yapılmalı, dosyaya konulmalı, sonra da tartışma aşamasında bunlar dahil, her türden kanıtlar getirilip, iddia ve savunmaya yüksek sesle görüşlerini sergileme olanağı tanınmalı, yani tam anlamıyla bir tartışma yapılmalı, yaşanmalı, mahkeme yargıcı ya da yargıçları da bütün bunları gözeterek rahatça karar(ların)ı vermelidirler.”

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version