PKK yöneticisi Murat Karayılan, DEM Parti heyetinin bir aydır İmralı ile temas kurmamasını “tehlike işareti” olarak yorumladı. Çözüm yasalarının beklendiği Nisan ayındaki sessizliğin ardından sürecin dondurulduğunu söyleyen Karayılan, “Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur. Bize yansıyan ve bizim gördüğümüz budur. Ne o raporda belirtilenlerin gerekleri yapıldı ne de herhangi bir yasal çalışma yürütüldü. Mevcut durumda onu da askıya almış bulunuyorlar. Oysa buna karşı biz her şeyi resmi ve yasalarımıza uygun olarak, geri dönülemez bir biçimde çoğunlukla da kamuoyuna açık bir biçimde yaptık. Kısacası devletin ve iktidarın yasal olarak yaptığı hiçbir pratik yoktur. Güven verici hiçbir yasal durum söz konusu değildir.” dedi.
PKK yöneticilerinden Murat Karayılan, “terörsüz Türkiye” hedefiyle yürütülen ve PKK’nın silahsızlanmasını amaçlayan sürece dair ANF’nin sorularını cevapladı. Mevcut aşamada sürecin askıya alındığını iddia etti. Gelinen noktayı “sürecin dondurulması” olarak tanımladı. ‘Somut adım atmayan ve teslimiyet dayatan iktidarın süreci dondurduğunu’ söyledi. Sürecin ilerlemesi için Abdullah Öcalan’ın rolü ve yasal adımların şart olduğunu vurguladı.
“Bir ayı aşkın bir zamandır Önder Apo ile görüşme olmuyor. 27 Şubat 2025 tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlatılması ardından ikinci defadır bu kadar uzun arayla Önder Apo’dan haber alınamıyor. Bu durumun sürecin gidişatıyla bir bağlantısı var mı?” şeklindeki soruya Karayılan, “Elbette ki vardır. Normal değildir. Hem de hükümet ve AKP yetkilileri tarafından çözüm yasalarının çıkacağı ay olarak belirlenen ve herkesin heyecanla beklediği Nisan ayında Önder Apo ile hiçbir görüşmenin olmamış olması normal olmadığı gibi, sürecin geleceği açısından da bir tehlike işaretidir.” diyerek karşılık verdi.
Muhabirin, “Yani buradan yola çıkarak sürecin dondurulduğunu belirtebilir miyiz?” demesi üzerine ise Karayılan şunları söyledi:
- “Evet, şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur. Bize yansıyan ve bizim gördüğümüz budur. Belirtilen bu tartışma sonrası, yaşanan bölgesel-konjonktürel gelişmelerin ve yine bir takım iç süreçlerin de etkisiyle karar verici güçlerin böyle uygun gördüğü, adım atılmasının durdurulduğu ya da ertelendiği açıkça görülüyor. Aylarca sürdürülen meclis komisyonu faaliyetlerinin sonucu olarak ortaya çıkan resmi bir rapora rağmen sürecin yürütülmemesinin başka bir izahı olamaz.”
- Gerçekler ortadayken bazı AKP yetkililerinin ve bazı basın çevrelerinin bizim gereken adımları atmadığımızı söylemesi, uydurulmuş birer siyasi manevra söyleminden başka bir şey değildir. Çünkü biz Hareket olarak bu aşamada üzerimize düşen görevlerin gereğini yaptık. İktidarın adım atması için gerekenlerin hepsini eksiksiz bir biçimde yaptığımız aşikardır. Bunlar kamuoyuna açık olarak yapılan şeylerdir. Bir örgütün 42 yıldır yürüttüğü mücadele tarzı olan silahlı mücadele stratejisini sona erdirmesi ve kendini feshetmesi sıradan bir karar değildir. En stratejik bir karardır. Bu karar ve peşi sıra atılan adımlar duruyorken kimse bizim adım atmadığımızı söyleyemez.
- ‘Örgüt takvime uymadı’ tespiti asla doğru bir tespit değildir. Çünkü bizim açımızdan böyle bir takvim durumu yoktu. Takvimi belirleyen Önderlik ve devlet tarafıydı. Her şeyden önce Önder Apo’nun 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı tarihi açıklamayla barış ve demokratik toplum stratejisini geliştirmesi tarihsel bir çıkıştır. Bu bizde köklü bir dönüşümün başlangıcı olmuştur. Ve bizler de hareket olarak buna katıldık. Nitekim bir gün sonra 1 Mart tarihi itibarıyla ateşkes ilan ettik.
- Mayıs ayının başında 12’nci PKK Kongresi ile silahlı mücadele stratejisine son verme ve PKK’nin fesih kararını aldık. Burada, hareketimizin başlangıcında kabul edilen Kürdistan Devriminin Yolu Manifestosu yerine Demokratik Komünal Toplum Manifestosu’nu kabul ettik. Bunları biz yasalarımıza uygun ve resmi bir şekilde kamuoyuna açık olarak yaptık. Bu çok köklü bir değişimdir. Bir hareket için böyle köklü ve derinlikli kararların alınması kolay bir şey değildir.
- Ardından, 11 Temmuz 2025’te KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat yoldaşın öncülüğünde gerçekleşen silah yakma merasimi ve eylemi sıradan bir şey değildi. Önemli bir mesajdı. Kararlığımızın düzeyini yansıtan bir duruştu. Yine 25 Eylül’de yapılan basın açıklamasıyla Kuzey’den ve çeşitli kritik yerlerden çekildiğimizi ilan etmemiz ve benzeri pratiklerin geliştirilmesi yaşandı. Bunları biz hareket olarak yaptık. Bu temelde savaş durdu. Eylemler durduruldu. Türkiye karşıtı sürdürülen tüm faaliyetler durduruldu.
“Az önce iktidarın adım atması için gerekenlerin hepsini eksiksiz bir biçimde yaptığınızı belirttiniz. Peki bunlara karşı devlet veya iktidar hiçbir şey yapmadı mı?” sorusu üzerine ise Karayılan şu açıklamada bulundu:
- Bizim attığımız adımlar karşısında iktidarın da yaptığı şeyler bellidir. İşte, 1 Temmuz 2025 tarihi itibarıyla ateşkese uymaya başladılar. Yani, güçlerimizin 1 Mart tarihi itibarıyla içine girmiş olduğu eylemsizlik ve çatışmaların durdurulması kararına, Türk devlet güçleri tarafından ta 1 Temmuz günü pratikte yanıt verilmiş oldu. Bir de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuyla ilgili bir komisyon kuruldu ve bu komisyon çalışmalara başladı. İmralı’ya, idari izinlerle heyetlerin gidiş gelişi oldu. Bunların dışında elle tutulur, somut hiçbir adım atılmadı, hiçbir gelişme yaşanmadı. Özellikle resmi hiçbir belge-bulgu vermemeye özen gösteriyorlar. Bu belirttiğim yapılan şeylerin hepsi de idari yönetim kararıyla yapılan şeylerdir. Resmiyeti ve belgesi yoktur.
- Tecrit devam ediyor; yasal olarak vardır. İşte bir yetkili çıkıp da, ‘şu heyetin gidişinde fayda yoktur; artık bundan sonra durdurulacak, gitmesin’ gibi şeyler belirtip durdurabiliyor veya hareketlendirebiliyor. Yani bir yetkilinin dilinin ucuna bağlı işlerdir bunlar. Bu tür bir yaklaşıma kimse güvenemez. Geliştirilen bir sistem, bir yasa yoktur. Kurumlar kendi idari kararlarıyla bazı pratikler yapıyorlar. Bunlar da çoğunlukla kamuoyuna açık değil. Tek yapılan resmi çalışma, TBMM Komisyonu faaliyetleri ve onların çıkardığı rapor ve tabii ki aynı komisyondan bir heyetin İmralı’ya gitmesi ve Önder Apo ile görüşmesidir.
- Ne o raporda belirtilenlerin gerekleri yapıldı ne de herhangi bir yasal çalışma yürütüldü. Mevcut durumda onu da askıya almış bulunuyorlar. Oysa buna karşı biz her şeyi resmi ve yasalarımıza uygun olarak, geri dönülemez bir biçimde çoğunlukla da kamuoyuna açık bir biçimde yaptık. Kısacası devletin ve iktidarın yasal olarak yaptığı hiçbir pratik yoktur. Güven verici hiçbir yasal durum söz konusu değildir.
- Takvimden söz edilecekse takvim şudur: Önder Apo’nun 27 Şubat’ın yıl dönümünde yaptığı ikinci açıklama da önemlidir. Bu açıklamada, “sürecin ikinci aşaması başlamıştır” dedi. İkinci aşama, sürecin ilerlemesi için çıkarılması gereken yasaların aşamasıdır. Bunun ardından çeşitli AKP ve iktidar yetkilileri Ramazan Bayramı’ndan sonrasını işaret ettiler. Daha sonra bizzat Nisan ayı zikredilerek Nisan’da yasal adımların atılacağı tasarının meclise geleceğinden söz edildi. Eğer bir takvimden söz edilecekse takvim buydu. Bizim açımızdan ifade edilen, belirtilen başka takvim yoktu. Bu konuda iktidarın güven artırıcı, güven verici, sürece taktiksel değil ciddi yaklaşıldığına dair herhangi bir somut adımı olmadı. Mesela Meclis Komisyonu raporu, ortak, 1-2 istisna dışında herkesin kabul ettiği bir rapordu. O raporda belirtilen kimi hususlarda öyle yeni yasalara, kanunlara gerek görülmeden uygulama olabilirdi.
Röportajda ‘Öcalan’ın statüsü konusu da gündeme geldi. Bu konuda Murat Karayılan’ın görüşü şöyle:
- En çok Türkiye’nin çıkarını düşünen kişi olarak bilinen milliyetçi hareketin lideri Devlet Bahçeli’nin de tüm Türkiye’nin huzurunda belirtiği gibi, Önder Apo’nun bir statü sorunu vardır. Statüsünü netleştirmek gerekiyor. Bu statü aslında fiziki özgürlüktür. Daha açık söylemek gerekirse, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan bu sürecin gelişme şansı yoktur. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Halkımızın tümü söylüyor. Uluslararası düzeyde takip eden bütün akademisyenler, tarafsız gözlemcilerin hepsi bunu söylüyor. Nitekim dünyada çözülen benzer birçok sorun da böyle çözülmüştür.
- Yani bu denli köklü devindirici bir barış sürecini geliştiren ve bunda önemli rol oynayan, öncülük eden bir liderin zindanda tutulmasının bir izahı olamaz. Bunu topluma kabul ettirme de öyle zor değildir. Bunu da iyi biliyoruz. AKP Genel Başkanı bu konuda zemin açsa veya bazı çabalar sergilese Türkiye toplumunun bunu doğru algılaması pekala mümkündür. Bunun için önemli olan zeminin açılması ve imkanın sunulmasıdır. 50 yıllık savaş sürecinin sona erdirilmesi az bir şey değildir. Bunu yapan kişinin rolünün görülmesi ve hakkının verilmesi çok geniş kesimler tarafından olumlu karşılanacağı gibi, buna zemin sunanın da toplumun vicdanında olumlu bir yerinin olacağı aşikardır.
ÖNCEKİ YAZITatil görüntülerinin sızdırılması Ali Mahir Başarır’ı kızdırdı: “Tayyip bey, ‘Paraları sıfırladın mı’ demene rağmen…”SONRAKİ YAZIİtalya’dan İsrail’e çağrı: Gazze yardım filosundaki İtalyan vatandaşlarını derhal serbest bırakın
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

