Site icon Serbest Görüş

Pervin Buldan: “Cumhurbaşkanı ile görüşmelerde “CHP üzerindeki baskı durmalı” diyoruz, cevap vermiyor”

TR724 HABER


DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, süreçte gelinen nokta ve CHP’ye yönelik operasyonları T24’ten Cansu Çamlıbel’e değerlendirdi. “Süreç kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek, aksi yönde bir emare yok.” diyen Buldan, Öcalan’ın son dönemde CHP’ye yönelik yürütülen operasyonlardan ‘rahatsızlık’ duyduğunu anlatıyor. “Bu meseleyi bizim Sayın Öcalan’a anlatmamıza gerek yok, zaten takip ediyor. Sürekli izliyor. CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız. Zaman zaman ifade ediyor. Çünkü bu süreç sadece Kürtleri ilgilendiren bir süreç değil. Ya da sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil. Türkiye toplumunun tamamını gelecek zaman içerisinde ilgilendirecek olan bir süreç.” diyen Buldan, Erdoğan’la yaptıkları görüşmelerde ‘CHP üzerindeki baskının durması gerektiğini’ dile getirdiklerini ancak Erdoğan’ın ‘sessiz kaldığını’ belirtiyor: “Cevap vermiyor. Şöyle söyleyeyim; Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmelerde genel olarak aslında biz konuşuyoruz. Orada işte devlet yetkilileri de var biliyorsunuz. Onlar da konuşuyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı dinleyen bir pozisyonda ama sonuçta da temennisini de ifade eden bir yerde duruyor.”

İşte o röportajdan bazı soru ve cevaplar:

-27 Mart’ta adaya Öcalan’a yaptığınız görüşme 5 saat sürmüş. Sizin geçen hafta katıldığınız Med TV yayınındaki anlatımınıza göre kalabalık bir heyet var. Yine sizin anlatımınızla bu kez devlet heyeti de konuşmalara daha aktif müdahil oluyor. Bu önemli detay çünkü daha önceki görüşmelere dair sızan notlardan biliyoruz ki genelde Öcalan ve sizler konuşursunuz sadece. Bu son görüşmeye kadar devlet görevlilerinin çok nadir araya girdiğini izledik. Oysa sizin bu son aktardığınız bilgi üzerinden anladım ki 27 Mart 2026 görüşmesi iki tarafın müzakeresi şeklinde geçmiş. Doğru mu?

Ağırlıklı olarak, devlet ve Sayın Öcalan’ın diyalog kurduğu bir görüşme diyelim.

-Ekim 2025’te bu son süreç başladığında beri sizin önünüzde bu tür bir diyalog ilk defa oluyor diye anlıyorum. Yani aslında bu bir müzakereydi…

Artık bazı şeylerin somutlaşması gerektiğine olan inançla aslında bir diyalog kuruldu. Öyle diyelim bence.

-MİT Başkanı da var mıydı?

Görüşmeye katılan biri olarak devlet heyetinde kimler olduğunu paylaşmamın çok doğru olacağını düşünmüyorum. İsimlerden ziyade görüşmenin kendisini önemli buluyoruz. Ama zaten devlet heyeti bizsiz de gidip Sayın Öcalan ile görüşmeler yapıyor.

-Böyle bir karşılıklı görüş alışverişine sizin heyetinizin hazır bulunduğu bir ortamda gerek duyulmasının sebebi tam olarak nedir? Mutlaka ki karşılıklı beklentiler hep var, bu işin doğasının gereği. Ama bugüne kadar olmayan şey bugün oluyor. Acaba iş kritik bir eşiğe geldiği için ya da işin başka yöne evrilebileceğine yönelik kaygılar olduğu için mi buna gerek duyuldu?

İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok. Bu iş kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek. Ama karşılıklı bazı beklentiler var. Sadece devletin değil aslında PKK’nin de beklediği ya da Sayın Öcalan’ın da beklediği bazı somut adımlar var. Beklentiyi her iki taraf açısından söylüyorum. Bu konular üzerinde biraz konuşuldu. Örneğin devlet heyetinin PKK’nin biraz daha somut adım atmasına dair beklentileri var. Çünkü diyor ki devlet “Silah yakma merasiminden sonra biz somut bir adım görmedik.”

-Bunu kamuoyuna da söylüyorlar zaten.

Bunu kamuoyuna da söylüyor devlet evet. Diğer taraf da “Biz de demokratikleşme adına somut adımlar görmüyoruz” diyor. Kayyımların geri alınmasına dair toplumun yüksek beklentisi konusundan başlayarak hiçbir alanda beklenti karşılanmış değil. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimler hâlâ” cezaevinde. CHP’ye baskı var, her gün operasyon ve tutuklamalar oluyor. Sonuçta muhalefet de bu işin bir parçası ve hâlâ kayyım atamalarına devam ediliyor. Bunlar elbette ki konuşuluyor ve konuşuldu. Bazen kapalı, bazen açık, görünen ya da görünmeyen, bilinen ya da bilinmeyen birçok şey var aslında. Bunların bir kısmı açık yapılıyor, bir kısmı kamuya yansıtılıyor, bir kısmı da yansıtılmıyor. Mesela biz de heyet olarak bazen kapalı görüşmeler de yapıyoruz. Bunu hiç kimseye söylemiyoruz.

-Öcalan ile kamuoyundan habersiz görüşmeler yapıyorsunuz?

Hayır, devlet yetkilileriyle. Siyasi partilerle, devlet yetkilileriyle, sürecin parçası olan kesimlerle bazen kamuoyuna yansımayan görüşmeler yapıyoruz. Dolayısıyla bu görüşmelerin de önemli olduğunu düşünüyorum ama toplum somut adım istiyor. Somut adımı her iki taraf açısından da söylüyorum. Çünkü iki tarafın da beklentisi var ve iki taraf da somut adım atılması gerektiğini hem düşünüyor hem söylüyor. Şimdi bunların artık hayata geçmesi lazım. Sürecin de güven verebilmesi açısından bunu söylüyorum. Çünkü süreç bazen güvensiz bir şeye dönüşebiliyor. Yani güvence vermeyebiliyor. Toplum şunu soruyor; “Olacak mı?” Kafalarda soru işaretleri var, kaygılar var. Bu kaygıları giderecek adımlar atılmalı.
“Seçmenimiz Demirtaş ve Yüksekdağ’ın serbest bırakılmamasından kaynaklı şüphelerini bize söylüyor”

-Önceki eş başkanlarınız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın AİHM kararlarına ve Devlet Bahçeli’nin bu konuyu gündemde tutmasına rağmen hâlâ serbest bırakılmamış olmaları özellikle DEM Parti seçmenleri nezdinde kuvvetli şüphe gibi görünüyor.

Bize de söylüyorlar. “Biz Cumhurbaşkanı ile her görüşmemizde bu konuyu gündem yapıyoruz, beklentileri isim isim aktarıyoruz, ‘hayır’ da denmiyor ‘tamam’ da denmiyor”

-Peki siz bu tezat durumu kendi tabanına izah edemediğinizi devlet tarafına söylediğiniz zaman nasıl bir geri dönüş alıyorsunuz?

Biz devletle yaptığımız her görüşmede bunu gündem yapıyoruz. “Somut adım” derken biz bunları kastediyoruz zaten. Ve Cumhurbaşkanı dahil, Sayın Bahçeli dahil her görüşmede toplumun beklentilerini isim isim aktarıyoruz. “Yok” denilmiyor, “hayır” denilmiyor ama yani bir “evet” de yok, bir “tamam” da yok. İşte sıkıntı burada. Belki bir takvime ihtiyaç var. Bir programa ihtiyaç var. Oysaki yasa gerektirmeyen AİHM kararlarının uygulanması ve kayyımların kaldırılması gibi adımların hayata geçirilmesi siyasi iklimi yumuşatacağı gibi esas başlıkların da hızlanmasına vesile olabilir.

-Komisyon raporunu da tüm partiler başta kendilerine göre hazırladı, sonra ortak bir metin oluştu.

Komisyon raporu bence eksikliklerine rağmen iyi. Keşke o rapor baz alınarak yasa hazırlansa. Fakat bu yasa taslağının Sayın Öcalan’la görüşülmeden çıkması sıkıntı olur.

-Öyle bir endişeniz mi var? AKP’nin baskın biçimde yasa tasarısını genel kurula indireceğini mi düşünüyorsunuz?

Öyle bir endişem yok. Ben bir mutabakat sağlanır diye düşünüyorum. Çünkü onlar da şunun farkında; Sayın Öcalan’ın “evet” demediği bir yasaya PKK nasıl “evet” diyecek?

-CHP’lilerin de bu konuda sizinle hemfikir olduğunu söylediniz. Biraz burada CHP’nin tüm bu süreçteki konumunu kendi zaviyenizden anlatın isterim. Elbette Öcalan’ın bu konudaki görüşlerini de kamuoyu merak ediyor. Zira iktidar eliyle CHP’ye yönelik olarak yürütülen bu topyekûn operasyonu Öcalan neredeyse görmezlikten geliyor gibi bir görüntü var. En azından sızan görüşme notlarında bu konuda fazla değerlendirmesini görmedik. Oysa kendisinin tarihi çağrısı 27 Şubat 2025’te gelmişti. 20 gün sonra ise İmamoğlu operasyonuyla birlikte CHP’ye dönük tazyik başladı. Tam çözüm sürecinde bir aşamaya gelinmişken iktidarın bir yandan da toplumu gerecek biçimde CHP’yi ablukaya almış olması Öcalan ile görüşmelerinizde konuştuğunuz bir şey mi?

Bu meseleyi bizim Sayın Öcalan’a anlatmamıza gerek yok, zaten takip ediyor. Sürekli izliyor. CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız. Zaman zaman ifade ediyor. Çünkü bu süreç sadece Kürtleri ilgilendiren bir süreç değil. Ya da sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil. Türkiye toplumunun tamamını gelecek zaman içerisinde ilgilendirecek olan bir süreç. Tamam CHP sürece sahip çıkıyor, komisyona üye verdi, komisyondaki üyeleri gerçekten çok büyük katkılar sundular raporun çıkmasına. Sayın Özgür Özel’in açıklamaları ve desteği çok kıymetli bizim açımızdan. Fakat Sayın Öcalan sürece biraz daha sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyor. Bazen bunu ifade ediyor. CHP’nin biraz daha cesur adımlar atması gerektiği yönünde sözü var. Ama şimdi bunun yanında tabii ki CHP’nin zorlandığını biliyoruz. Tabanından, kendi seçmeninden baskı altında olduğunu biliyoruz. Kendi PM’si, MYK’sı büyük bir baskı kurdu CHP yönetimi üzerinde. “Bir taraftan bize bunlar yapılıyor, diğer demokratikleşme adı altında bir süreç yürütülüyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diyenler var.

-İki lider açısından da bunu söyleyebilir misiniz? Çünkü Devlet Bahçeli’nin bir seçim hesabı içinde olmadığı net de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pozisyonu açısından da bu kadar net konuşabiliyor musunuz?

Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Bahçeli ile yaptığımız görüşmelerde hiçbir zaman seçim gündeme gelmedi.

-Şunu söylüyorsunuz; “Cumhurbaşkanı Erdoğan ne İmralı heyeti olarak bize ne DEM Parti yönetimine ‘Gelin birlikte anayasayı değiştirelim. Ben Kürtleri rahatlatacak ifadeleri anayasaya koydurayım, siz de benim Cumhurbaşkanı kalmamın önünü açacak düzenlemelere destek verin’ gibi bir mesaj verdi. “Böyle bir konuşma geçmedi” diyerek bunu söylemek istiyorsunuz herhalde değil mi?

Hayır, hiç olmadı. Bizim gündemimizde asla böyle bir şey olmadı şimdiye kadar. Ama biz kendisiyle görüşmelerde CHP konusunu gündem yapıyoruz. “CHP üzerindeki baskı durmalı” diyoruz.

-Bir cevap veriyor mu Sayın Cumhurbaşkanı buna?

CHP üzerindeki baskı durmalı. Yok cevap vermiyor. Şöyle söyleyeyim; Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmelerde genel olarak aslında biz konuşuyoruz. Orada işte devlet yetkilileri de var biliyorsunuz. Onlar da konuşuyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı dinleyen bir pozisyonda ama sonuçta da temennisini de ifade eden bir yerde duruyor. Fakat bu tür konuların konuşulmadığını özellikle ifade etmek isterim.

-Sizin DEM parti olarak kaygınız şu; eğer bir ara seçim olacak olursa “eve dönüş yasası” rafa kalkar. Doğru mu anlıyorum?

Bizim için önemli olan şey yasa. Ve bu yasa aslında ilk adım olacak. Bütüncül bir yasa olsun istiyoruz ki her türlü sorunun, haksızlık ve hukuksuzluğun ortadan kalkacağı bir zemin yaratsın. PKK’ye özgü bir seferlik ve geçici bir yasa ilk adım olsun. Onun ardından hemen demokratikleşme paketleri gelsin.

-Tabii CHP açısından bakıldığında bu bahsettiğiniz muğlak bir süreç. İnfaz yasası İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının en azından tutuksuz yargılanmalarının önünü açacak bir şey değil. O yasa geçtikten sonra AKP iktidarı neden bir de demokratikleşme paketini gündemine alsın? Bu da meşru bir soru herhalde.

Ben hukukçu değilim. İmamoğlu için nasıl bir formül düşünülür onu bilemem. Yani bu yasalar içerisinde belki onları da kapsayacak bir şey olabilir. Bu insanların tutuksuz yargılanmaları elbette ki sağlanabilir. Sonuçta siyaset yapan insanlar. Belediye başkanlığı yapmış, İstanbul’u üstelik çok büyük bir farkla kazanmış bir isimden bahsediyoruz. Bu bir haksızlık. Ben bu haksızlığın bütün Türkiye halkında çok içten hissedildiğini düşünüyorum, görüyorum. O yüzden de bence öncelikli şey yasa. Ve arkasından gelecek olan demokratikleşme paketleri. Yasa ilk adım olacak.

-Son dönemde hukukçulardan çok sık duyduğumuz bir serzeniş var; yürürlükte olan yasaları uygulamayan ve anayasaya uymayan bir iktidardan yeni yasa çıkartıp uygulamasını beklemek ne kadar gerçekçi? Sizin seçmeniniz de size bunu soruyor mu?

Toplumun baskısı şart. Yani toplum her konuda bence bir baskı unsuru olabilir. Her konu üzerinde, her mesele üzerinde toplumun yaptıramayacağı hiçbir şey yoktur bence.

-Yeni parti kuruyor musunuz?

Bu konuda kararı verecek olan yetkili kurullarımız olacak elbette. Yeni bir parti kurulacak demek eksik olabilir.

-Ne diyelim?

Geçmişin deneyimlerinden yararlanan ama yeni dönemin siyasal ve toplumsal ihtiyaçlarına yanıt olabilecek kurucu bir parti için tartışmalar yürütülüyor. Yakın gelecekte yetkili kurullar bu konuyu gündemine alacak ve bir planlama çıkaracaktır. Belki bir tüzük değişikliği. Belki bir program değişikliği. İsim değişikliği henüz net değil. Çünkü isim değişikliği yapıldığında yeni bir partinin hazine yardımı almama gibi bir durumu var. Böyle bir şey bizim gibi Türkiye’nin üçüncü büyük partisi pozisyonundaki bir partiyi oldukça sıkıntıya sokar. O yüzden bu konuda bir net bir şey yok. Ama programında, tüzüğünde önemli değişikliklerin yapılacağını söyleyebiliriz.

-Uzun zamandır Ankara kulislerinde bu yapılacak değişikliklerle beraber partinin fiilen Öcalan tarafından yönetilecek bir şekilde formatlanacağı dedikodusu var. Bu arada siz de zaten Öcalan’ın baş müzakereci statüsünün net bir yasal çerçeveyle teyit edilmesini talep ediyorsunuz. Bu tam olarak ne anlama geliyor? “Hukuki statü” ile ne kastediliyor?

Öcalan bir süreç yürütüyor değil mi? Kendisi bu sürecin baş müzakerecisi. Öcalan olmasaydı PKK silah bırakır mıydı? Hayır. Öcalan olmasaydı PKK kendini fesheder miydi? Bu da hayır. Şimdi daha önümüzde yol var. Aşama aşama bu süreci tamamlamaya çalışacağız. O yüzden Sayın Öcalan’ın bir statüye ihtiyacı var. Yani bir konuma ihtiyacı var. Bakın konut demiyorum. Bir konum diyorum.

-Konut da var zaten, o ayrı.

Yani konut olsa da olmasa da Sayın Öcalan’ın derdi bu değil gerçekten.

-Öcalan’ın derdi olmayabilir ama bir hazırlık yapıldığını biliyoruz. Adalet Bakanı Öcalan’a özel bir villa yapıldığı haberlerini yalanlamış olabilir ama orada bir takım yeni binalar inşa edildiğini inkâr etmedi.

Biz hâlâ Sayın Öcalan’la her zaman toplantı yaptığımız yerde görüşüyoruz.

-Kendisinden resmi metinlerde nasıl bahsedilmesini istiyor?

Kendisi bir şey söylemiyor, onu söyleyeyim. O kavramdan bahsediyor sadece. Bir mimariden bahsediyor aslında. Bu işin bir mimarisi var. Bu mimarinin bir ismi olmalı. Bu süreci o yönetiyor, yürütücüsü. Bu mimari içinde bir konumu var.

-Ve kendi sıfatının “baş müzakereci” olarak teyit edilmesini mi istiyor?

Sayın Öcalan bu sürecin defacto yürütülmesini istemiyor. Kendi pozisyonuna ilişkin de doğal olarak hukuki bir statü istiyor. Baş müzakereci olabilir, baş aktör olabilir. Ya da başka bir şey olur… Birlik ve kardeşlik sürecinin baş müzakerecisi. Ya da “Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümü sürecinin baş aktörü” ya da baş müzakerecisi ya da başka bir şey.

-Öcalan’la devlet heyetinin bir biçimde müzakere ettiği son görüşmede kendisinin sıfatı gündeme geldi o halde değil mi?

Evet. Konuşuldu elbette.

-Peki sizin devlet tarafından bu konuda aldığınız hissiyat nedir? Tabii o gün orada bulunanlar karar alıcı değiller, bunu not ederek soruyorum.

Tabii karar alıcı değiller. Muhtemelen kendi aralarında tartışıyorlar. Henüz bize bir şey söylenmedi.

-Sözlerinizden anladığım kadarıyla bu sıfat konusu Öcalan’ın İmralı yerleşkesinde başka bir konuta çıkmasından daha önemli sizler için.

Mekân, yer, konut. Artık bunun tartışmasının yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Özgür çalışma koşulları oluşturulmalı. İletişim hakkından bahsediyoruz. Kendisini topluma anlatmak istiyor. Diyor ki; “Ben bir isyan sürecini de yönettim. PKK’yi var ettim, belli bir noktaya getirdim silahlı mücadeleyle. Artık buna ihtiyaç olmadığını gördüm, tespit ettim. Şimdi başka bir yönteme ihtiyaç var. O yüzden benim kendimi birebir topluma anlatmam lazım. Gazetecilerle görüşmem lazım.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version