Site icon Serbest Görüş

Okulda katliam (4): 14 yaşında katil olunur mu?

Okulda katliam (4): 14 yaşında katil olunur mu?


M. NEDİM HAZAR | YORUM

11 Nisan 2026.

Kahramanmaraş’ta 14 yaşında bir çocuk bilgisayarının başına oturdu ve yazmaya başladı. Dört gün sonra dokuz kişiyi öldürecekti. Yazdıklarını şöyle bitirdi: “Bu dünyadaki varlığımı ve bu gezegene verdiğim zararı hissettiklerinde sonunda beni fark edecekler. Başka seçenekleri olmayacak. Ve bunu seviyorum.”

Bu cümleyi yazan çocuk, dört gün sonra sırt çantasına babasının 5 tabancasını yerleştirdi. Okuluna gitti. Sınıflara girdi ve rastgele ateş açtı. 9’u öğrenci biri öğretmen 10 kişiyi öldürdü. Öğretmen Ayla Kara, çocuklara siper olmaya çalışırken hayatını kaybetmişti.

Bugün 14 yaşındaki katilin geride bıraktığı manifesto dedikleri şeyi okuyup çözümlemeye çalışacağız. Çünkü bu metin, bu dizinin önceki üç bölümünde anlattığımız her şeyin — Elliot Rodger’ın manifestosu, Adolescence dizisi, Amerika’nın otuz yıllık başarısızlık tarihinin adeta ülkemize adapte edilmiş hali mahiyetinde…

“Konbanwa, ben Konata’yım ve Konata benim. Onu çok ama çok seviyorum.”

“Konbanwa” Japonca bir selamlama: “iyi akşamlar.” “Konata” ise Lucky Star adlı bir anime serisinin karakteri. Genellikle geek ve otaku alt kültüründe popüler, oyun oynamayı ve manga okumayı seven, sosyal açıdan biraz “dışında” olan bir karakter.

Bu açılış, bizi hemen bir şeyi anlamaya zorluyor. Bu metin, sıradan Türkçeyle değil, belirli bir dijital alt kültürün diliyle yazılmış. Ve bu dili anlayabilmek için o kültürün içinde olmak gerekiyor.

Sosyal medya analistleri ve dijital kültür araştırmacıları bu fenomeni yakından inceliyor. Uzmanların tespitleri tam burada devreye giriyor: “Bu video, dilini, ritüellerini, ilişki ağlarını, aidiyet kodlarını, iletişim sistemlerini hiçbir şekilde bilmediğimiz; dış dünyaya mutlak anlamda kapalı, karanlık ve kan dondurucu bir dünyanın hafifçe aralanmış kapısıdır.”

Bu doğru. 14 yaşındaki bir çocuğun anime karakteriyle başladığı, Japonca selamlama kullandığı, İngilizce kısaltmalar ve meme kültürüne göndermeler yaptığı bu metin Türkiye’deki hiçbir yetişkin kurumun takip edemediği bir dünyanın ürünü.

Okul görememiş, aile görememiş ve devlet görememiş!

Neden?

Çünkü çocuğun paylaşımlarına, seçtiği anime görsellere, caps’lere, meme’lere, emojilere vs baktığımızda kendi aralarında bir tür dijital alt kültür jargonu icat ettiklerini görüyoruz. Son derece kapalı bir sistemle karşı karşıyayız. Yani isteseniz de içeri giremezsiniz. Çünkü o İngilizce garip kısaltmalar jargonuna, o dünyaya ait binlerce cinsel kimlik, öfke, estetik, espri, ima ve benzeri terimlere, ironik ‘meme’lere, ciddi mi yoksa şaka mı olduğunu asla anlayamayacağınız kopuk kopuk cümlelerine ve dolaşıma soktukları birbirinden tuhaf görsellerin işaret ettiği temalara hâkim olmamız gerekiyor.

İsa Aras Mersinli’nin WhatsApp profil fotoğrafında Elliot Rodger vardı. Bilgisayarında dört gün önceden yazılmış eylem planı vardı. Ama bu izler, sıradan bir yetişkin tarafından okunabilir değildi ne yazık ki. Çünkü bu izlerin her biri, yetişkinlerin girmediği dijital odalarda üretilmiş bir dilin parçasıydı.

Üstüne üstlük bu çocuklar asla ama asla aptal da değiller. İngilizceye ve popüler kültüre hakimler. Dış dünyaya, normal yaşama sırtlarını dönmüşler ama içeride: Discord, 4chan, Telegram grupları, oyunların sohbet sunucuları gibi dışarıya kapalı iletişim ağlarının içinde yuvalanmışlar.

İsa Aras da aptal değildi. Kendi metninde bunu açıkça yazdı zaten.

Manifestonun Anatomisi

İsa Aras’ın metni, rastgele yazılmış bir şey değil. Yapısı, içeriği ve dili, önceki yazılarda anlattığımız incel ideolojisinin ve Elliot Rodger geleneğinin izlerini taşıyor.

“Bu yazıyı okuduğunuz zamana kadar ya büyük bir şey yapmayı planlıyor olacağım ya da çoktan yapmış olacağım.”

Tipik bir “son mesaj” kalıbı. Violence Prevention Project verilerine göre kitlesel saldırganların yüzde altmış altısı planını birilerine sızdırmış. Pek çoğu bu sızdırmayı dijital ortamda, yazılı olarak yapmış. Rodger’ın 34 kişiye e-posta ile gönderdiği manifestosu da böyleydi. İsa Aras ise bunu bilgisayarında saklamış ama daha sonra bulunmasını istemiş.

“Hayatım boyunca yalnız oldum… Artık yalnız olmayacağım. İnsanlar beni tanıyacak. Bu fikir hoşuma gidiyor.”

Hukuk Profesörü James Silver’ın 2024 çalışması bu psikolojiyi tam olarak tarif etmiş: “Saldırı, saldırgan için hem intikam hem görünürlük hem de kendi sonudur. “İnsanların beni tanıması, beni fark etmesi” arzusu — bu, bir gencin toplumsal görünmezliğe verdiği en yıkıcı cevaptır.”

İsa Aras Mersinli

Hatırlayalım Columbine’daki Harris’in güdüsünü: “Dünyada iz bırakmak istiyorum.”

Ya da Rodger’ın videosundaki: “Sonunda bilecekler.” cümlesini.

“Yaptığım ya da yapacağım şeyin sebebinin yalnızlık olduğunu düşünmüyorum… Yalnızlık bir sebep değildir. Bu oldukça aptalca.” diyor İsa Aras… 

Bu satır son derece dikkat çekici. İncel forumlarında bu argüman çok yaygın. Yalnızlığı, başarısızlığı, dışlanmayı kabul etmek, zayıflık sayılıyor. Bunun yerine kendini “üstün varlık” olarak tanımlamak ve toplumun “haksızlığına” kurban değil, intikamcı olarak konumlanmak esas.

İsa Aras tam da bunu yapıyor. Yalnız olduğunu kabul ediyor ama yalnızlığı sebep saymıyor. Çünkü yalnızlığı sebep saymak, kurban olmak anlamına geliyor. O ise kurban değil.

“Ben yalnızım. Neden? Çünkü ben bir dahiyim. Herkesten daha iyiyim. Ben nihai insanım.”

Elliot Rodger, manifestosunda kendini “yaşayan tanrıya en yakın varlık” olarak tanımlamıştı. İsa Aras “nihai insan” diyordu. Dil farklı, yapı aynı. Bu ise incel ideolojisinin temel paradoksu. Dışlanmışlık ve üstünlük iddiası aynı anda, birbirini besleyen bir döngüde var oluyor. “Ben dışlandım çünkü herkes benim değerimi göremedi.” çarpık mantığı acıyı kibre dönüştürüyor.

“Zekâ açısından çevremdeki herkesten daha iyiyim. Bildiğim kadarıyla ilkokulda IQ testine girdim ve yaklaşık 130 civarında olduğu tahmin edildi.”

IQ referansı da, incel ve 4chan kültürünün tipik özelliği. Bu tür forumlarda “IQ” bir statü aracı adeta. Ölçülen zekan toplumun seni hak etmediğinin delili! Yüksek IQ + sosyal dışlanma = toplumun kusuru denklemi kuruluyor.

“İngilizceyi 5 yaşında öğrendim. Hiç kursa gitmedim. Sadece insanların oyun oynadığı videoları izleyerek.”

Bu detay önemli. İsa Aras dijital dünyada, oyun videolarında büyüdü. İngilizcesini internetten kaptı. Bu betimlemeye çalıştığımız neslin tam profili. Fiziksel dünyada “aptal çocuklar var” diyen biri, dijital dünyada YouTube içeriklerinden dil öğrenen, anime izleyen, Japon kültürüne meraklı bir çocuk.

“Anaokulunu bıraktım. Neden? Çünkü herkes aptal ve sinir bozucuydu. Bana hiçbir şey vermedi.”

Bu, sosyal izolasyonun erken başladığının işareti. Ama aynı zamanda şu soruyu doğuruyor: Anaokulu düzeyinde bir çocuğun bu deneyimi yaşadığı fark edildi mi? Rehber öğretmen yoktu. Ya da vardı ama görmedi.

“’Bunu yalnız olduğu için yaptı’ derse, size tecavüz edilmesini umarım.”

İşte bu cümle bence metnin en keskin noktası. Çünkü net bir şekilde incel forumlarının dilini yansıtıyor. Empatiyi reddeden, acıyı agresyona dönüştüren, kadına yönelik şiddeti normalleştiren bir dil. Portsmouth Üniversitesi Profesörü Lisa Sugiura’nın tespit ettiği gibi: “Bu içerikleri bulmak için Darknet’e bakmanıza gerek yok. TikTok ve Instagram’da da bulunabiliyor.”

Kabakçı bu noktada çok önemli bir şeyi yakalıyor:

Aras’tan da gördüğümüz üzere hemen hemen her şeyi ‘şaka’ olarak görüyor, şaka olarak konuşuyorlar. Ama aslında ciddiler! Onların dünyası böyle çalışıyor. Burada bir tür yeni nesil çocuk tipi ve psikopatoloji söz konusu. Geleneksel hiçbir açıklama veya tanımlama bu çocukların dünyasını anlamamıza yardım etmez.

İsa Aras’ın metnini okuyan bir yetişkin anne, baba, öğretmen, sosyal medya moderatörü muhtemelen şöyle düşünürdü: “Bu çocuk emo kültüründen etkilenmiş, abartılı şeyler yazıyor, belki ergenlik bunalımı.” Çünkü bu dil, bu ironi, bu “her şey şaka” tonu, bu neslin iletişim biçiminin bir parçası.

Ama yazdıkları şaka değildi!

Elimizdeki FBI rehberi de bunu çok net koyuyor: Saldırganların akranları genellikle tehditleri biliyor ama “blöf” ya da “ergenlik krizi” olarak değerlendiriyor ve bildirmiyor. Bu değerlendirme hatası tam da bu “ciddi mi şaka mı” belirsizliğinden kaynaklanıyor.

Adolescence dizisinde de aynı mekanizma işliyordu. Jamie’nin etrafındakiler onun incel forumlarında vakit geçirdiğini görüyordu ama bunu ciddiye almamıştı. Bu sebeple Katie’yi öldürdüğünde herkes şok oldu.

İsa Aras’ın etrafındakiler de görmüştü. Ama ciddiye almamıştı ya da alamamıştı çünkü o dili okumak için o dünyanın içinde olmak gerekiyor.

Aynı Manifesto, İki Dil

Bu noktada ilk yazımıza tekrar bakmanızı öneriyorum.

Elliot Rodger, 2014’te 141 sayfalık bir manifesto bıraktı. İçinde: Kendini “tanrıya en yakın varlık” ilan etmek, kadınları toplu bir hesaplaşmayla cezalandırma planı, yalnızlığı reddetme ama dışlanmayı suçlama, IQ’suyla övünme, ailesini ve toplumu eleştirme.

İsa Aras, 2026’da iki sayfalık bir metin bıraktı. İçinde: Kendini “nihai insan” ilan etmek, yalnızlığı sebep saymayı reddetme, IQ referansı, “insanlar beni tanıyacak” arzusu, kadınlara yönelik ağır bir küfür var.

İkisi arasındaki fark 12 yıl, bir okyanus ve bir dil.

Benzerlik çok fazla; aynı ideolojik çerçeve, aynı psikolojik yapı, aynı çevrimiçi kültürün ürünü.

Rodger’ın manifestosu, incel forumlarında 12 yıl boyunca dolaştı. Türkçe çeviriler yapıldı. Telegram gruplarında paylaşıldı. 14 yaşındaki bir çocuğun WhatsApp profil fotoğrafı oldu. Ve o çocuk, aynı mantık zincirini takip ederek kendi metnini yazdı.

Bu bir tesadüf değil, olamaz da.

İsa Aras Mersinli’nin profilini anlamak için babaya da bakmamız gerekiyor. İşin adli ve kriminal boyutunu bir kenara bırakarak yazacağım. Zira babanın da sorunlu bir profil olduğu aşikar.

Uğur Mersinli, aktif 1. Sınıf Emniyet Müdürü. Daha önce görevden alınmış, 15 Temmuz sonrası iade edilmiş, hakkında çeşitli iddialar olan bir isim. Evde 7 tabanca, yedi şarjör hepsi babaya ait, hepsi ruhsatlı.

Okul psikoloğu aileyi defalarca çağırmış ama ne anne ne de baba gitmiş!

Bu sahne, Adolescence dizisinde de karşımıza çıkmıştı. Jamie’nin babasının oğlunun dünyasından habersiz olması…

Üstelik babanın küçük çocuğunu atış poligonuna götürdüğüne dair görüntüler var.

Bu ayrıntı son derece önemli. İlk yazımız olan Elliot Rodger anlatısında şunu görmüştük: Aile içinde normalleşen bir şey, çocuk için dünya görüşü haline gelir. Silah, bir emniyet müfettişinin evinde silah olarak kalır. Ama evin içindeki şiddet kültürü, poligon gezileri, silahların sıradan nesneler gibi ortalıkta durması gibi durumlar çocuğun zihninde farklı bir şeye dönüşür.

Üstelik, Türkiye’de emniyet mensuplarının intihar oranları yüksek. Bunun temel nedeni araştırmacılar tarafından net biçimde tespit edilmiş: Silaha erişimin sürekliliği. Silah, bir risk faktörü. Bu riskin 14 yaşındaki bir çocuğa aktarılması, hane içinde hiçbir mekanizma tarafından fark edilmemiş.

Ama burada yalnızca aileyi suçlamak yeterli değil. Şunu da sormak gerekiyor: Rehber öğretmen ne yapabilirdi ya da ne yapma yetkisi vardı? Türkiye’de okul psikolojik danışmanlık sistemi, Almanya’daki pedagog modeliyle kıyaslandığında ağır biçimde yetersiz. Bir rehber öğretmen, aileyi çağırabilir. Aile gelmezse? Sistematik bir takip mekanizması yok. Okul polis ya da sosyal hizmetlerle koordineli çalışmıyor çünkü.

Bu, yapısal bir boşluk. Ve bu boşlukta düşen her çocuk, bir sonraki sinyali gönderemeyecek hale geliyor.

Suskunluk ve Ketumluk

Uzmanların ortak kanaati bu tür çocukların normalde kolay kolay konuşmadığı şeklinde. Suskunluk ve ketumluk bunların en önemli vasfı. Sadece izlerler. Sadece dinlerler. Evde, okulda bu çocukları tanıyabilmek neredeyse imkânsız.

Ne demişti Aras’ın öğretmeni: Hiç arkadaşı yoktu!

Adolescence’da öğretmen de tam olarak bunu söylemişti: “Hiç arkadaşı yoktu zaten. Hiç arkadaşı olmaz o çocuğun. Tek başına otururdu.”

Bu cümle, aslında bir suçlama değil. Çaresizliğin ifadesi. Öğretmen görüyordu. Ama ne yapacağını bilmiyordu. Elinde araç yoktu. Sistemi ona bir şey yapma imkânı vermiyordu.

İsa Aras’ın sınıfındaki öğretmenler de muhtemelen bir şeyler görmüştü. Belki konuşmayan, köşede oturan, arkadaşı olmayan bir çocuk. Belki garip çizimler, garip yazılar. Belki sınıfla hiç bütünleşmeyen biri.

Ama “garip” olan binlerce çocuk var. Hepsinin bir sistemi yok. Hangisinin sinyal verdiğini anlamak için, o sinyalleri okuyacak bir dile ve o dili anlayan bir kurumsal yapıya ihtiyaç var.

O yapı, Türkiye’de yok.

Net söylemek gerekiyor ki İsa Aras’ın metnini burada ele almak, faili yüceltmek için değil. Tam tersi hatta.

Bu metin yayımlandığında bazı çevreler “Bu yayımlanmamalıydı!” dedi. Bu tartışma anlaşılabilir. Ama şunu da söylemek gerekiyor: Bu metni anlamadan, bu ideoloji görülmeden, bu dil okunmadan hiçbir önlem üretilemez.

Rodger’ın manifestosunu uzmanlar ve medya defalarca kez analiz etti. FBI ve ABD Gizli Servisi bu manifestoyu kriminolojik incelemenin temel kaynağı yaptı. Sandy Hook Promise vakfı okullarda incel ideolojisini müfredata aldı.

Türkiye’de ise bu metin yayımlanalı günler geçti. Kimse sistematik biçimde analiz etmedi, etmiyor nedense. Kimse bu metni müfredata almayı önermeyecektir de. Kimse “Bu dili okuyabilen bir uzman ekibi oluşturalım!” demeyecektir.

Bilmeliyiz ki bu çocuklar tamamen de bağlamsız bir yerden zuhur etmedi. Bizim modern, vahşi ve rekabetçi dünyamızın uzantıları.

İsa Aras bu bağlamda hiçbir şeyden bağımsız değildi. Parçalanmış bir aile içindeydi. İşlevsiz bir eğitim sistemindeydi. Denetlenmemiş dijital platformların içindeydi. İncel ideolojisinin Türkçe versiyonlarıyla büyümüştü. Elliot Rodger’ın azize dönüştürüldüğü bir forumlar ekosisteminden etkilenmişti.

Ve bu ekosistemi üreten şey, tek tek bireyler değil; kolektif bir ihmaldir.

Aile ihmali. Okul ihmali. Devlet ihmali. Medya ihmali. Ve en önemlisi: bu dilin, bu dünyanın var olduğunu bile kabul etmeme ihmali.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version