NECİF F. BAHADIR | YORUM
Bir kulis haberi siyaseti heyecanlandırdı. Erken seçim AKP MYK’sında gündeme gelmiş. Ve Erdoğan, “2027 Kasım’ına göre hazırlıklarınıza başlayın…” talimatı vermiş. 3 Kasım AKP’nin iktidara geldiği, sonradan ‘kabusa dönen’ AKP hikayesinin başladığı tarih… 2027’nin Kasım ayında AKP, iktidarda 25 yılı yani çeyrek asrı geride bırakmış olacak. AKP kesintisiz en uzun süre iktidarda kalan parti, Erdoğan ise siyasi lider unvanına sahip…
Yeni bir başlangıç için 2027’nin Kasım ayı seçilmesi sürpriz değil. Osmanlı’nın son padişahı Vahidettin yeni doğan oğluna ‘Ertuğrul’ ismini verince “Eyvah…” demişti şair Eşref, “Yine başa döndük…”
Esprisi güzel de öyle isimlerle sembollerle başa dönmek mümkün değil. Bakarsınız Kasım ayı, 25 yıl taşıma zorunda kaldığı ‘AKP utancını ve yükünü’ üzerinden atar ve tarihe gönderiverir. Boşuna denmemiş, “Evdeki hesap çarşıya uymaz!” diye…
2027’nin Kasım’ı ‘erken seçim’ sayılır mı? Seçimi sırf yeniden aday olabilmek için 6 ay öne çekmeye ‘erken seçim’ denir mi? Bir ‘siyasi kurnazlık’ veya ‘hile-i şer’iyye’ değil mi bu? Erken seçim dediğin sandığa en az 1, 1,5 yıl kalmalı ki ‘seçimin erken’ olduğunu herkes hissetsin. Yoksa biraz öne almak onu da sırf kendi adaylığı için yapmanın adı kesinlikle erken seçim falan değildir. Nedir peki; AKP tarzı takiyye ve hiledir.
Yeni sisteme göre bir kişi kaç defa aday olabilir? Anayasa çok açık değil mi? Tevile ihtiyaç var mı? Sistemin mimarı kim? Erdoğan’dan başkası değil. Kendisi yazdı; ‘5 artı 5 en fazla 10 yıl’ diye… Mevzuat bu kadar açıkken hukuku ve siyaseti zorlamanın anlamı var mı? Tamam, tümünü kendisinin atadığı YSK üyeleri ‘hayır’ diyemeyebilir. Ama akıl var, izan var. Buna ‘nizam var’ da diyebiliriz. Tabii varsa… Olmadığını tekrar aday olmanın yollarını arayarak bizzat AKP ve Erdoğan ortaya koyuyor.
Mehmet Uçum, Bekir Bozdağ gibi hukukçuların yorumu… Seçim erkene alınırsa Erdoğan’ın tekrar adaylığı mümkün olabilirmiş. Hayır, olamaz. Anayasa hükmü gayet açık… Okuyan herkesin anlayacağı türden. Akıl ve vicdanını AKP’ye kiralamadı veya satmadıysa! Aslında ciddi bir Anayasa ve rejim krizi bu. Fakat normal şartlarda… Ülkenin içinde bulunduğu iklimin ‘sıra dışı’ olduğu aşikar. Özellikle de siyasetin…
Muhalefetten umut yok!
Muhalefet partileri bile adam gibi itiraz geliştirebilmiş değil. Oysa Erdoğan’ın önüne hem hukuki hem de siyasi bir duvar çekmek mümkün. CHP’nin ‘ara seçim’ hamlesi bir hamleydi. Fakat sonuç vermesi zordu. Çünkü işin ucu yine AKP ve MHP oylarına dayanıyordu. Siyaset bize Bizans’tan miras… Bir çare üretir. Mutlaka bir çıkış yolu bulur. Burada görev küçüğüyle büyüğüyle muhalefet partilerine düşüyor. Erdoğan da bunu fark ettiği için ‘muhalefeti kendi haline’ bırakmamakta… CHP’nin içine düştüğü durum… Belediyelere operasyonlar ve mutlak butlan tartışmaları…
Erdoğan’ın adaylığı hiç mi mümkün değil? Mümkün… Ama ancak Anayasa değişikliğiyle… MHP lideri Bahçeli bunu defalarca vurguladı. AKP-MHP bloku yanlarına DEM’i de alarak anayasayı değiştirebilir mi? Bu yönde bir senaryo var. Fakat netice almak çok zor. Öcalan, AKP’nin her dediğine ‘evet’ dese de DEM veya Kürt siyasetini teslim almak o kadar kolay değil. Selahattin Demirtaş gibi başka faktörler de söz konusu…
Muhalefetin hali içler acısı… AKP’yi devirecek olan siyasi muhalefetin gücü değil. Toplumsal muhalefetin varlığı… AKP, CHP’ye falan değil, kendine yenilecek. Zaten tüm iddialarının altında kaldı. Tek rakibi kendisiydi. Kendini yedi bitirdi. İçeride ve dışarıda en zayıf dönemini yaşıyor. Her politikası çökmüş bir iktidar söz konusu…
Ekonomi alev alev… Tencerenin iktidarı değiştirmesi mukadder. Bu kez Erdoğan’ın ‘seçim sihirbazlığı’ da işe yaramayacak. Siyasi hokkabazlık da bir yere kadar… Söz tesir gücünü yitirdi. AKP sokaklardan, meydanlardan çekildi.
31 Mart bir öncüydü… Anlayamadı AKP… Ve gerekli dersleri çıkarmadı. Çareyi sandıkta kaybettiğini yargı yoluyla almakta buldu. Evet, son olarak Bursa Belediyesi CHP’den AKP’ye geçti. Bu bir zafer midir? Bunu kim başarı olarak algılar. 31 Mart bir işaretti, siyaseti alt üst edecek AKP’yi ise enkaza döndürecek asıl depremin önümüzdeki seçimlerde yaşanacağını söylemek kehanet olmasa gerek. Çok alamet belirdi çünkü. AKP surlarında çok gedik açıldı. Delik deşik oldu. Yıkılıp gitmesi için bırakın fırtınayı bir rüzgar bile yeter.
Memlekette huzur mu kaldı?
Kulislere göre MYK toplantısında erken seçimin ana teması da belirlenmiş. İki kavram öne çıkacakmış; huzur ve istikrar…Hangi huzur, hangi istikrar? Erdoğan onu da söylese… Evde mi, sokakta mı, meydanlarda mı, okulda mı, trafikte mi, hastanede mi, hapishanede mi?
AKP ‘huzurevlerinin’ bile huzurunu kaçırdı. İsmail Saymaz’ın bugünkü yazısında Elmadağ Huzurevi Müdürü’nün yaşlıları nasıl dolandırdığı ayrıntılarıyla anlatılmakta… Huzur Anadolu topraklarını terk edeli çok yıllar oldu. Herkes de bu gerçeğin farkında…
İstikrar mı var ülkede? İstikrar bir siyasi lider veya partinin uzun süre iktidarda kalması değildir. Politikaların istikrarıdır. AKP’nin ‘yolsuzluk’ ve ‘zulüm’ dışında hangi politikasında ‘istikrardan’ söz edilebilir?
Sisi mi? ABD ile ilişkiler mi? AB süreci mi? Faiz ve enflasyon politikaları mı? Hemen her alan Erdoğan’ın ‘deneme yanılma tahtasına’ döndü. Hani faiz sebep, enflasyon sonuçtu… Hani “Nass vardı, nass… Sana bana ne oluyordu?”
Bu mu istikrar?
Erdoğan, Mayıs seçimlerini nasıl kazandı? Hatırlayın o günleri… Muhalefeti PKK, İmralı ve DEM’le işbirliği yapmakla itham etmedi mi? Bütün propagandasını bunun üzerine oturtmadı mı? AKP ve MHP tavizsiz terör ve güvenlik politikalarının adresi değil miydi?
Bugün Meclis’i bile İmralı’ya muhatap yapan, Ada’ya heyet gönderen kim? Öcalan’a ‘kurucu önder’ demekten dili şişen kim? İmralı’da Öcalan’a statü ve mekan hazırlığı yapan kim? CHP mi? Altılı Masa’nın diğer partileri mi?
İstikrarmış… Ne istikrarı? AKP ile istikrar kelimelerinin yan yana gelmesini hangi aklı başında insan kabullenir?
Mücahit Birinci bir zamanlar AKP’nin en gözde isimlerinden biriydi. Ekran yüzüydü, her akşam siyasi tartışma programlarının konuğuydu. Özgür Özel ‘borsa dosyasını’ açtı, Birinci kapının önüne konuverdi.
Euronews’a konuşmuş… “Ama şu veya bu sebeplerle AK Parti olarak biraz daha fazla otoriter renge büründüğümüzü ben kabul ediyorum!” demiş. Bu da bir gelişme… Damdan veya gözden düşmesi gerekiyormuş gerçeği söyleyebilmek için… Yine de ‘AKP otoriter bir renge büründü’ tespiti yerinde. Bir itiraf aynı zamanda…
Bir cümlesi daha var; “AK Parti eğer demokratik kodlarına dönmezse ilk seçimde gider ve başımıza ceberrut bir CHP gelir!”
AKP’nin demokrasiye, hukuka, ahlaka kısaca köklerine dönmesi mümkün mü? Geçti o fasıl… Birinci de gelmekte olanın farkında; “AKP ilk seçimde gider…”
AKP binasından gelen çatırtıları o da duymuş… Tarih ve kader AKP’nin üzerinden silindir gibi geçecek… Kimsenin şüphesi olmasın…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

