Türkiye’nin ve İstanbul’un en önemli, en köklü film festivallerinden birisi İstanbul Film Festivali (İFF). Her büyük festival gibi İFF’nin de tartışma yarattığı konular dün olduğu gibi bugün de oldu, olmaya da devam edecektir. Her ne olursa olsun Altın Portakal, Altın Koza, Ankara Film Festivali ve İFF, oluşturdukları özgül ağırlıkları ile sinema dünyasına çok önemli değerler kazandırdı. Yarattığı tartışmalar kadar, çıkardıkları değerler de izlenesi, takip edilesi.
Bu yıl, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından 45’inci kez düzenlenen festivalin sonuna geldik. Türk ve dünya sinemasından birçok seçkin, ufuk açıcı, esin kaynağı olacak film izledik. Festivalde gösterilen 127 uzun metraj filmden dikkat çeken üç Türk ve bir yabancı filmi derledik.
‘ÖLÜ KÖPEKLER ISIRMAZ’
Avrupa Birliği’nin 2024 verilerine göre Türkiye, AB ülkelerinden toplam 12.3 milyon ton atık ithal etti: Avrupa’nın en çok çöp gönderdiği ülke olduk. Ve bu çöpler ülkenin güneyinde, Adana’da toplanıyor. Yönetmen Nuri Cihan Özdoğan, ilk filmi “Ölü Köpekler Isırmaz”da, memleketi Adana’da, Avrupa’nın çöplerinin yarattığı çevre kirliliğini, sömürüyü kadrajına alıyor. Türkiye’de son yıllarda yükselen çete düzenini de senaryosuna ekliyor. Yoksul iki arkadaşın (Kemal Burak Alper, Burak Can Doğan) sermaye ve iktidarın kontrolündeki çeteler ve sarı sendika arasında sıkışmışlığını, çaresizliğini gerilimi yüksek, mizahı kontrollü ve dramatik yapısı sağlam bir senaryoyla izleyiciye sunuyor.
‘İSİMSİZ ESERLER MEZARLIĞI’
Melik Kuru’nun da ilk uzun metrajı, “İsimsiz Eserler Mezarlığı”. Kuru filminde, güncel Türk sinemasının en çok eleştirilen odağından, “taşra anlatısı”ndan sapıyor ve kentli, seküler ve görece (yok olan) orta sınıfa kaydırıyor kadrajını.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde fotoğraf eğitimi alan ve analog fotoğrafla uğraşan Aslı (Manolya Maya) ve onun birlikte yaşadığı arkadaşı (Ekremcan Arslandağ) çevresinde şekilleniyor ve şu sorular izleyenlerin zihninde beliriyor: “Sanat eseri nedir?”, “Bir şeyi sanat eseri kılan değerler nedir?”, “Sanatçı kimdir?” ve “Sanat piyasasının hali niçin böyle?”
Film doğrudan çağdaş sanat pratiklerine, galerilere, küratörlere ve koleksiyonerlere bir tartışma olanağı açıyor. Aynı zamanda ülkenin güncel durumunda, öğrencilerin gelecek kaygısı, yaşama tutunma savaşı da filmin ritmini belirleyen konulardan. Siyah beyaz tercih edilen görüntü, gerçekliği kırma iştahı ve senaryonun tutarlılığı ile bu yılın dikkat çeken filmlerinden…
‘SÜT ÇİFTLİĞİ’
Bir ilk film daha: Yönetmen, senarist ve aynı zamanda gazeteci Elif Eda, “Süt Çiftliği” ile seyircilerin karşısında. Annesini ve babasını bir trafik kazasında kaybeden İrem’in (Mira Saikali), küçük burjuva babaannesinin (Derya Alabora) süt çiftliğine gelişi ve burada savaştan kaçan, akranı Halid’le (Ediz Metin) kurduğu kadersel bağların etrafında şekilleniyor film. “İnsan” ve “hayvan” özgürlüğünün, acılarının ve mutluluklarının paralel ilerlediği, izleyenlerde et/ süt endüstrisinin vahşiliğini sorgulatan bir anlatı. Dünyada ve Türkiye’de son yıllarda ciddi bir tartışma olarak yer yer hayatımızda da olan hayvan özgürlüğü konusuna cesur yaklaşımı önemli. Aynı zamanda sınıf çatışmasını ele alışı oldukça geri planda kalsa da yansımasıyla da değerli.
Şunları da eklemek gerekir: Küçük çocukların “beylik cümleleri” sinemada hep tartışma konusu olmuştur. Filmde buna sıkça rastlıyoruz… Buna ek olarak, sığınmacı Halid’in duru, akıcı ve sorunsuz Türkçesi, zamansal tutarsızlıklar da filmin “Ah” dedirten yerleri arasında.
‘İYI ERKEK YOK’
İran doğumlu Afgan yönetmen Şahrbanoo Sadat’ın üçüncü uzun metraj filmi “İyi Erkek Yok”, festivalin en dikkat çekici filmlerindendi. Hem yöneten hem de oynayan Sadat, filminde Taliban’ın dönüşünden hemen önce Kabil’de geçen, otobiyografik unsurlarıyla da öne çıkan, romantik dram ve aynı zamanda komedi. Kabil TV’de çalışan Naru, boşanma sürecindeyken erkek egemen çevrede ayakta kalmaya çalışır. Birlikte çalıştığı gazeteci Qodrat ile kötü başlayan ancak ilerleyen süreçte aşka evrilen ilişki, “İyi erkek var mı, yok mu?” sorusuna yanıt arıyor: “Umut var” dedirtiyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

