Site icon Serbest Görüş

İran, ABD’yi yendi mi?

İran, ABD’yi yendi mi?


MAHMUT AKPINAR | YORUM

Tarih tekerrürden ibaret değilse bile, büyük güçlerin iniş çıkışlarında acı bir ironi barındırıyor. İran ile ABD (ve dolaylı olarak İsrail) arasındaki sıcak çatışma, “İran, ABD’yi yendi!” gibi abartılı başlıklar yerine, çok daha derin bir gerçeği gözler önüne seriyor: Tahran, Washington’u askeri olarak yenemedi ama Amerikan hegemonyasının sonunu hızlandırdı. ABD’nin askeri ve ekonomik devasa üstünlüğüne rağmen İran’ın gösterdiği direnç, küresel dengeleri kalıcı şekilde sarstı. Artık 1990’lardan beri süren tek kutuplu Amerikan dünyası, fiilen sona erdi. Yerine çok kutuplu, belirsiz ve rekabetçi bir düzen doğuyor.

Global Firepower 2026 endeksine göre ABD hâlâ dünyanın en güçlü ordusuna sahip. İran ise 145 ülke arasında 16. sırada yer alıyor. Aradaki fark uçurum gibi: ABD’nin savunma bütçesi, teknolojisi, donanması ve hava üstünlüğü İran’la kıyaslanamaz düzeyde.

Nominal GSYİH’da ABD 32 trilyon doları aşarken, Çin 19-20 trilyon bandında, İran ise 350-375 milyar dolar civarında. Satın alma paritesiyle (PPP) bakıldığında Çin’in 41 trilyon dolarla ABD’yi (30,7 trilyon) geride bıraktığı görülüyor.

Bu rakamlar, İran’ın “kolay lokma” olmadığını ama bir süper gücü yenemeyeceğini net gösteriyor. Ama ortaya konulan güçlü direnç ve Trump yönetiminin sergilediği, irrasyonel kararlar, öngörülemez politikalar ABD’nin itibarını eritti.

Savaşın en çarpıcı sonucu, ABD’nin müttefikleri nezdinde güvenilirliğinin dip yapması oldu. İtalya’dan Kanada’ya, İspanya’dan Güney Kore’ye, hatta Japonya ve Tayvan’a kadar birçok ülke, Trump’ın belirsiz ve agresif politikaları yüzünden Washington’a sırtını dönmeye başladı. Liderler Pekin’e akın ediyor, ticaret anlaşmaları imzalıyor, Çin’i “güvenilir partner” olarak konumlandırıyor.

Lowy Institute’un Asia Power Index 2025 verileri de bunu doğruluyor: ABD hâlâ Asya’da önde ama Çin hızla arayı kapatıyor. NATO üyeleri bile “ABD istedi diye Çin’le kavga etmenin mantığı yok” diye düşünüyor. ABD dışındaki demokratik dünya, Avrupa ülkeleri NATO’ya alternatif güvenlik mekanizmaları tasarlıyor; kendi savunma harcamalarını artırıyor, bağımsız politika izliyor.

Trump’ın plansız, öngörüsüz ve çılgınca adımları ABD’nin global güç kaybındaki erozyonu zirveye taşıdı. Tek bir adamın devasa bir gücü sorumsuzca kullanması, demokratik denetim mekanizmalarının bile yetersiz kaldığını gösterdi. İçeride İsrail lobisinin (Yahudi lobisi olarak da anılan) etkisiyle ABD, kendi ulusal çıkarlarına uymayan bir maceraya sürüklendi. Bu, Amerikan kamuoyunda ve dünya genelinde “ABD, İsrail’in uydusu mu?” sorusunu derinleştirdi.

Öte yandan, İkinci Dünya Savaşı öncesi atmosfere benzer şekilde, küresel krizlerin faturası yine tüm Yahudilere ve Yahudi hırslarına, İsrail’e kesilmeye başlandı. Bu gidişat, başta İsrail’deki ve diasporadaki sorumlu Yahudi aydınlar, siyasetçiler ve iş insanları olmak üzere herkesi uyandırmalı. Netanyahu’nun ve İsrail’in kısa vadeli kazanımları, uzun vadede Yahudileri tekrar ve yaygın şekilde nefret objesine dönüştürebilir.

Mahalledeki herkesin evine taş atıp herkesle kavga ederek huzur olmayacağını Yahudiler bilecek durumda. Eğer ‘Epstein Dosyaları’ ve kamuoyu baskısı arasında sıkışmış Trump yönetimi içerde topal ördeğe dönüşürse Netanyahu’nun durumu zora girer. Aklı başında Yahudiler, ‘Yahudilerin Netanyahu ve İsrail’den ibaret olmadığını’, makul, barışı, insan haklarını önemseyen Yahudilerin varlığını ortaya koyamazlarsa global anlamda nefret objesine dönüşmeleri kaçınılmaz görünüyor.

İran cephesine dönersek: Hürmüz Boğazı üzerinden petrol akışını tehdit etmesi, küresel ekonomiyi derinden sarstı. Birkaç günde “yerle bir” edileceği düşünülen İran hâlâ ayakta ve ABD’ye “tazminat” şartı koşarak süreci kontrol ettiği izlenimini veriyor. Elbette nihai askeri galibiyet ABD’nin olacak; muhtemelen daha fazla bombardımanla “zafer” ilan edip çekilecek. Ama savaştan geriye ABD için stratejik bir yenilgi kalacak. ABD global liderlik açısından asla eski ABD olmayacak.

Bu savaş aynı zamanda Avrupa’nın uyanışını hızlandırdı. AB savunma harcamaları 2025’te 381 milyar euroya ulaştı (GSYİH’nin %2,1’i). “ReArm Europe” ve “Readiness 2030” gibi planlarla Avrupa, NATO’dan bağımsız askeri birliktelik arayışına girdi. Siyasi parçalılık ve ulus-devlet refleksleri “Tek ve güçlü bir Avrupa” kurmaya hâlâ engel olsa da, ekonomik ağırlığı ve artan savunma yatırımlarıyla Avrupa, global güç olma yolunda kendisine alan açabilir. Bu noktada önümüzdeki on yılda atılacak adımlar belirleyici olacaktır.

Sonuç olarak İran, ABD’yi “yenemedi” ama 1991’den beri süren tek kutuplu düzeni fiilen bitirdi. Çin artık açıkça alternatif global güç olarak kabul görüyor. Hindistan, Rusya ve yükselen diğer aktörler de kendi ağırlıklarını koyuyor. ABD Trump’ın basiretsiz, keyfi, güven kıran politikalarıyla kredisini bitiriyor, çöküşünü hızlandırıyor, müttefiklerini kaybediyor. Çin sadece bekleyerek, seyrederek global alternatif güç haline geliyor.

Tarih bize büyük güçlerin kalıcı olmadığını öğretiyor. Roma da, Britanya İmparatorluğu da, SSCB de çöktü. ABD’nin hikâyesi müttefiklerini küstürerek ve sorumsuzca güç kullanarak bitiyor. İran bu süreçte ABD’yi yenmiyor, sadece reaksiyonu hızlandıran katalizör görevi görüyor.

Yeni dünya düzeni çok kutuplu ve daha kırılgan olacak. Türkiye’nin bu geçişte soğuk kanlı, bağımsız ve dengeli bir politika izlemesi, milli çıkarlar açısından hayati önem taşıyor.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version