MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada süreç ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, “Terörsüz Türkiye doğru zamanda atılan doğru bir adımdır. Tarihi dönemde bir dönüm noktasıdır. Bugün gelinen noktada yasal düzenlemelerin TBMM’ye yasa tasarısı olarak taşınacak onuruna erişmesi memnuniyet vericidir. Bu meselede hiçbir boşluk, hiçbir ihmal, hiçbir zafiyetin kabulü mümkün değildir. Oyalanmaya gerek yoktur. Barış, teslimiyet değildir. Barış, taviz değildir.” ifadelerini kullandı. CHP’yi de hedef alan Bahçeli, “Bugünkü muhalefetin koçbaşını çeken CHP siyaset yerine laf üretmekte, sorunların çözümüne katkı sunmak yerine basit ve çıkarcı bir tutumla hareket etmektedir.” dedi.
Devlet Bahçeli’nin konuşmasından kayda değer bölümler şöyle:
- Trump ve Netanyahu rıza üretmeyi bir kenara bırakarak zora dayalı hegemonyanın sürdürülemez olduğunu göz ardı etmiş ve tarih dışı bir tutumla telafisi zor bir hata yapmışlardır. İbretlik bir biçimde de bu hatalarına ısrarla devam ettikleri gözlemlenmektedir. Çünkü onları bir araya getiren değerler manzumesi ve insanlığın ortak düşüncesinin birikimine dayalı söz varlığı tükenmiş, Batılı akıl için anlam sistemi açısından yolun sonu görünmüştür. Başta Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Trump karşıtı yürüyüşler ve savaş karşıtı yüksek rütbeli askerî çevrelerdeki tartışmalar olmak üzere Batı kamuoyunun halk ve bürokrasi bazında vicdanının sesini dinlemeye devam etmesi hâlinde Trump yönetimi bu gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalacaktır.
- Amerika Birleşik Devletleri, İsrail-İran savaşı 39. gününde de karşılıklı saldırılarla devam etmekte, meşruiyetten yoksun, insan onuru, haysiyeti ve şerefini askıya alan bu saldırıların süreceği de maalesef görünmektedir. İran’a karşı yapılan saldırılar her geçen gün hem can kaybını artırmakta hem de altyapının tahribatını giderek büyütmektedir. İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yıkıcı gücüyle bir çıkmaza sürüklenmek istenmektedir. Tüm bu çok yönlü baskı ve kuşatma girişimlerine rağmen İran halkının mukavemeti, kararlılığı, dayanıklılığı ve toplumsal refleksi dünya kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiştir.
- Bu direniş iradesi uluslararası çevrelerde şaşkınlıkla karşılanmış, başta Trump olmak üzere birçok siyasi aktörün öngörülerini de boşa çıkarmıştır. Özellikle Hürmüz Boğazı’na odaklı çatışma dünyada bir taraftan enerji krizini beslemekte, diğer taraftan da tedarik zincirlerini etkilemekte, her geçen gün bu sorunu karanlık ve belirsiz bir geleceğe doğru sürüklemektedir. Dünyada öngörülemez bir istikrarsızlığı derinleştirecek nitelik arz eden bu savaş, uluslararası örgütlerin işlevselliğini ve kalıcı bir barış için arabuluculuk yapmakta aciz olduklarını da göstermektedir.
- Hem dünyada hem bölgede gerçekleşen her türlü hadiseyi düzenli bir şekilde çözümlemek, bunları akıl yoluyla incelemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Lakin böylesi bir gerçeklik durumunda bile bugünkü muhalefetin koç başını çeken Cumhuriyet Halk Partisi siyaset yerine laf üretmekte, sorunların çözümüne katkı sunmak yerine basit ve çıkarcı bir tutumla hareket etmektedir. Millet için en değerlisinin ne olduğunun idrakinden yoksun bulunmakta, çeşitli küresel odaklara sığınmakta, yanlış adreste doğru kişiyi aramaktadırlar. Gerçekle arasına mesafe koymuş olan bu anlayış köklerle değil yapraklarla uğraşmakta, gerçeğe sırtını dönüp sanala ömrünü tamamlamış bir söylemle sosyalist enternasyonale teslim olmaktadır. Düşünceleri aklın mayasıyla yoğurma kabiliyetini kaybeden anlayış, ülke, bölge ve dünya gündemini basit çıkarları doğrultusunda değerlendirmekte, devletten, milletten ve gerçekliklerden kopmuş bir görüntü vermektedir.
- Küresel rekabetin kızıştığı, jeopolitik fay hatlarının çatırdadığı, milletlerin ve devletlerin geleceklerini yeniden tayin etmek zorunda kaldığı bir dönemde Türkiye’nin önünü görecek sağlam bir vizyona, millî bir yönelişe, güçlü bir kararlılığa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Etrafımızda gelişen çatışmalar ne kadar diri, dinamik ve tecrübeye dayalı bir akılla hareket etmemiz gerektiğini göstermektedir. Gücünü kaybeden aktörlerle yükselen güçlerin rekabet alanına dönüşen bu coğrafyada Türkiye sahip olduğu istikrar, güvenlik ve kurumsal kapasite ile bölgede diğer aktörlerden ayrışan bir konumdadır. Bu durum ülkemizi yalnızca krizlerden görece uzak tutmakla kalmamakta, aynı zamanda bölgesel aktörler açısından güvenilir bir çekim merkezi hâline getirmektedir.
ÖNCEKİ YAZIAy’ın aslında renkli olduğunu biliyor muydunuz?SONRAKİ YAZIAKP kurmayları Bahçeli gibi düşünmüyor: “Öcalan’a statü gündemimizde yok!”
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

