Site icon Serbest Görüş

Bilal Erdoğan’a itiraz var; saltanat geri mi geliyor?

Necip F. Bahadır


NECİP F. BAHADIR | YORUM

Ankara’da bir panel… Başlığı çarpıcı; ‘Önce Siyaset Değişmeli’. Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ‘yönetici’ koltuğunda… Konuşmacılar kamuoyunun yakından tanıdığı isimler; Hüseyin Çelik’ten Haşim Kılıç’a kadar… Mehmet Altan ‘Yüksek Güvenlikli Notlar’ adını verdiği kitabını imzalamış. Altan’ın ‘Silivri günlerini’ kitaplaştırdığından yeni haberim oldu. İlk fırsatta okumalıyım… Mümtazer Türköne ve Şahin Alpay’dan sonra bir Silivri kitabı daha… Altan kardeşler bir dönemin canlı tanığı…

Keşke Ahmet Altan da o harika üslubuyla Silivri’nin romanını yazsa… ‘Hayat Hanım’ da izler yok değil… Var fakat daha belirgin olmalı. Roman, “Bir gecede insanların hayatı değişiyordu!” cümlesiyle başlıyor. Bir devrin özeti gibi…

Ahmet Altan’ın savunma metinleri mutlaka kitaplaştırılmalı. ‘O yiğit ve cesur ses’ mahkeme salonlarının duvarları arasında kaybolup gitmemeli. Ülkenin hatta dünyanın dört bir yanında yankılanmalı. Yetmez, filmi de çekilmeli… Denzel Washington’ın başrolünü oynadığı bir film hayal ediyorum. Umarım gerçek olur.

‘Zor zamanda’ konuşmaktan çekinmeyen ‘cesur adamların’ panelini izlemek isterdim. Ahh, şimdi Ankara’da olmak vardı. Neylersin ki ‘mücbir sebepler’ girdi araya…

Haşim Kılıç söz almış ve yıllarca başkanlığını yaptığı AYM’yi eleştirmiş. Bireysel başvurulara ilişkin kararlarda ‘ürkek ve kaygılı’ duruş sergilediğinden yakınmış. Kimden ‘ürktüğü’ belli…

AYM gibi bir mahkeme ürküyorsa orada ne yargıdan ne de adaletten söz edilebilir. AYM üyesinin korktuğu ve ürktüğü bir ülke düşünebilir musunuz? Kılıç’ın tespiti yerinde ve son derece de gerçekçi. ‘Özgürlükçü tutumu’ sizlere ömür. Ara ki bulasın… Kararlarını bile uygulatamayan bir yüksek mahkeme… Sanki yok hükmünde! AKP her şeyi alt üst etti.

Kılıç’ın ülkenin içinde bulunduğu iklime ilişkin bir tespiti daha var; “2010 Anayasa değişikliğine kadar AYM kararlarına da yansımış olan ‘dini inancını içinde yaşat, sakın kalp sınırlarının dışına çıkarma’ anlayışı, 2010 sonrasında ‘düşünceni içinde tut, sakın dışarı vurma’ anlayışına dönüşmüş ve ifade özgürlüğü alanı giderek daraltılmıştır…”

Karar ‘düşünceni içinde tut’ dönemi diye başlık atmış. Haksız değil. Düşünmek serbest elbette yeter ki kelimelere dökme, içinde tut… İfade etmeye, konuşmaya kalkarsan hapsi boylarsın… Hapishaneler düşünce suçlularıyla dolu. Acaba Kılıç’ın tespit ve uyarıları adresine ulaşır mı?

Emine Erdoğan etkisi!

Panelin asıl ses getiren ismi Hüseyin Çelik oldu. AKP’nin kurucularından… Yıllarca bakanlık koltuğunda oturdu. Erdoğan’ın ‘zulüm politikalarından’ sonra AKP’den uzaklaştı. Köşesine çekilmedi, eleştiri ve itirazlarını yüksek sesle dile getirdi. ‘Dilsiz şeytan’ olmamak için her türlü risk ve tehlikeyi göze aldı. Kem küm etmeden ‘yanlışa yanlış’ diyebildi. Erdoğan’ın gölgesinden çıkamayan Bülent Arınç gibi ‘bir ileri iki geri’ yapmadı. Her defasında eleştiri dozunu arttırdı. Tarih ve kader karşısında tercihini ‘demokrasi, adalet ve ahlaktan’ yana yaptığını söylemek boynumun borcu… Sezar’ın hakkı Sezar’a…

Hüseyin Çelik’in konuşmasında özellikle iki mesaj kamuoyunda karşılık buldu. AKP için gündeme gelen ‘Bilal Erdoğan senaryolarına’ karşı çıktı. Yakın siyasi tarihten örnekler verdi. Erdal İnönü’yü, Ahmet Özal’ı, Fatih Erbakan’ı hatırlattı. “Son günlerde de ‘AK Parti’de de böyle bir şey olsun’ diyorlar… Kendi kendimizi aldatmayalım arkadaşlar…” dedi.

Ya parti kendi kendine aldatmaya hazır kadroların eline kaldıysa; ki öyle… Parti içinden adam gibi bir ses çıkmadı. Bülent Arınç, dilinin ucuyla “Olmaz!” dedi. Erdoğan ise sessiz… Bu yöndeki haberleri ne teyit etti ne de karşı çıktı. ‘Sükut ikrardan gelir…’

Doğrudan Erdoğan’ın olmasa bile ailenin özellikle de Emine Hanım’ın böyle bir talebi olduğuna ilişkin kanaatimi daha önce paylaşmıştım. Çelik’in söylediği aslında AKP vicdanını bir sesi… Dile gelmeyen, gelemeyen bir ‘iç ses’… Erdoğan duyar mı?

‘Önce Siyaset Değişmeli’ adının hakkını veren şeyler söylemiş Çelik… Erdoğan’ın mimarı olduğu ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ veya ‘Türk tipi başkanlık’ hakkında söyledikleri çok çarpıcı… Şu cümleler ona ait; “Türkiye’nin felaketidir, partili cumhurbaşkanlığı ve bugünkü bize has ‘Türk tipi’ başkanlık sistemi bizim felaketim olmuştur. Ülkenin buradan kurtulması gerekiyor”.

Felaket sadece sistem olsaydı, Erdoğan da kitlelerin umudu olarak geldi ve fakat günün sonunda ülkenin felaketi oldu. Şair her ne kadar ‘Felaketim olurdu, ağlardım’ dese de ağlayanı olmayan bir sistem… Daha ağır olanı da eleştirilememesi…

Sistemin çöktüğünü hepsi biliyor!

Çelik korkmadan, çekinmeden ‘bam teline’ vurabildi. Erdoğan da biliyor, işlerin yolunda gitmediğini, sistemin tıkandığını. Fakat kibrinden dolayı faniler katına inemiyor ve hatasını itiraf edemiyor. Yanlışta ısrarın nedeni bu. Her bakan görüyor sistemin çöktüğünü… Mimarları AKP ve MHP’den farkında olmaması mümkün mü?

Bir ara AKP’li Ömer Çelik “Tıkanan damarlar var!” falan demişti. Bir revize beklentisi doğmuştu lakin sonrasında unutuldu gitti. Bugün göğsünü gere gere ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini’ övecek bir AKP’li çıkar mı? Kim “Yeni sistem ülkeyi uçurdu!” diyebilir? Dese bile kim ciddiye alır?

Erdoğan’ın kişiliği ‘tek adamlığa’ yatkındı. Ona göre bir düzen kuruldu. AKP ve MHP bu sistemden ‘nemalandığı’ için şimdilik sessiz. Bedeli ödeyen toplum ödedi, çok ağır biçimde ki dahası var.

Sonuç ortada, Hüseyin Çelik’in dediği gibi; ‘felaket’… Sağanak halinde ülkenin üzerine yağdı. Hele bir de ‘Bilal Erdoğan senaryosu’ gerçek çıkarsa… Hoşgeldin saltanat! Pek ihtimal vermem ama ‘olmaz’ denen o kadar çok şey oldu ki…   Kim derdi ki demokrasi ve çok partili sistemin nimetlerini yaşamış bir toplum tekrar geriye dönecek ve ‘tek adamlığa’ geçit verecek… Toplum ve AKP kendi kendine aldatmaya devam ederse her türlü gelişme mümkün…

Çelik’in konuşmasının sonunda söylediği bir cümle dikkat çekiciydi; “Biz gerçekten bir hukuk devleti miyiz? Şimdi bunu söylediğimiz zaman diyor ki ‘Bak siz bunu söylüyorsunuz ama bir şey olmuyor…’ Olmayacağını kimse garanti edemez…”

Umarım Bilal Erdoğan ve Erdoğan tarzı yönetime ilişkin söyledikleri yüzünden başına bir şey gelmez. Partinin uzağına itilmiş olması bile bir bedel aslında… Oysa aktif siyaset için yaşı da birikimi de yerinde… Siyaset yapacağı bir iklim ve ortam yoksa bu ‘başına bir şey gelmiş’ demek değil midir? Bir siyaset adamının değerinin bilinmemesinden ve bir köşeye atılmasından daha ağır ne olabilir?

Ankara’da bir panel ve can alıcı mesajlar… Konuşmaktan korkmayan cesur ve derdi olan adamlar… Orada olamadım ama bir yazıya konu yapabildim. Ve adımı onların arasına yazdırdım. ‘Dilsiz şeytanlardan’ olmadım.

Siz de tanıksınız…!

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version