MAHMUT AKPINAR | YORUM
Ankara’da Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen “Önce Siyaset Değişmeli” başlıklı bahar konferansı, Türkiye’nin siyasal sorunlarını ve çözüm yollarını tartışmak üzere önemli isimleri bir araya getirdi. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın açılış konuşmasını yaptığı, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Prof. Doğu Ergil ve çok sayıda aydın ve kanaat önderinin katıldığı toplantıda, ‘partili cumhurbaşkanlığı sistemi’ ağır eleştirilere maruz kaldı.
Konferansta en dikkat çeken çıkışlardan biri, AKP’nin kurucu isimlerinden Prof. Dr. Hüseyin Çelik’ten geldi. Çok açık ve net konuştu: “Partili cumhurbaşkanlığı, Türkiye’nin felaketidir, Türkiye’nin buradan kurtulması gerekiyor.”
Bu toplantı önemliydi zira demokratik duyarlılığın, aydın cesaretinin hala ölmediğini gösterdi. Toplantı mevcut sistemin demokrasi ve hukuk üzerindeki tahribatını bir kez daha ve güçlü şekilde gündeme taşıdı. Umarım katılımcıların, düzenleyenlerin başına bir iş gelmez.
TSK bitirildi ama vesayet sürüyor..
Kolonyal dönemden sonra batılı ülkeler çekilmek zorunda kaldıkları eski sömürgelerinde vesayet rejimleri bıraktılar. Kendileri bizzat yönetmedi, ama onların mentalitesini savunan, halkını küçümseyen askeri elitleri emanetçi yaptılar. Bu elitler ülkeleri belirli çizgide tutmaya çalıştılar. Ülke “istenmeyen bir yöne/istikamete” gittiğinde askeri müdahalelerle, yargı operasyonlarıyla yeniden arzu edilen çizgiye çekildi.
Türkiye’nin bir kolonyal geçmişi yoksa da siyasi tarihi bu ülkelerle benzerlik gösterir. “Rejimi koruma görevi” üstlenmiş sivil ve askeri elitler kendi şablonlarına uymayan demokratik, çoğulcu gelişmeleri tehdit görüp kesintiye uğratmış, balans ayarı yapmışlardır.
Bu “misyon” nedeniyle başta askeri bürokrasi olmak üzere stratejik alanlar yıllarca “steril” ve kontrol altında tutulmuştur. Kazara “akredite olmayan” insanlar girerse takibata maruz kalır, farklı yöntemlerle tasfiye edilir. Mesela Türkiye’de Kemalist zihniyet dışındaki insanlar “tehdit” algılanır, fişlenir ve en azından önemli noktalara gelmesi engellenirdi. Türkiye gibi yarı demokratik ülkelerde siyasetçiler halkın taleplerini dikkate alıyor, kilit bürokratik kurumlara müdahale edebiliyordu. Bu durum balans ayarını zorunlu kılıyordu!
Erdoğan, eski Genelkurmay başkanlarından Yaşar Büyükanıt’la birlikte görülüyor… Büyükanıt geçtiğimiz yıllarda vefat etti. Erdoğan’ın Büyükanıtla yaptığı ‘Dolmabahçe’ görüşmesinin sırrı henüz tam olarak çözülebilmiş değil… Ancak Hizmet Hareketi’ne yönelik soykırıma varan hukuksuzluk kararının o görüşmede Erdoğan’a ‘tebliğ’ edildiği iddiası yoğun şekilde konuşuluyor…
1960 darbesi özellikle TSK’da bugünküne benzer köklü ve kitlesel kıyım yaptı. Sonraki yıllarda aynı zihniyet her 10 yılda bir devlete, topluma, kurumlara ayar verdi. 28 Şubat’ta istenen başarıyı elde edemediler. Zira hukuk dışı, sosyal mühendislik ürünü çabalar toplumdan tepki gördü. Ayrıca TSK, yargı, medya operasyonlara iç direnç gösterdi.
“Ben BOP eş başkanıyım!”
Çünkü 1970’lerden sonra yaşanan kırsaldan kentlere yoğun göç ülkenin sosyolojik dokusunu değiştirmişti. Yeni bir orta sınıf oluştu, onların çocukları “steril” tutulmaya çalışılan sivil ve askeri bürokratik yapılara girdiler. Oligarşik, elitist zihniyet hakimiyetini kaybetti. Yeni nesil bürokratlar, askerler daha demokrat ve başarılı insanlardı. Bu sebeple TSK, yargı üzerinden topluma “balans ayarı” yapma imkanı kalmadı. Onlar da enstrüman değiştirip TSK yerine siyaset üzerinden balans ayarı yapmayı tercih ettiler.
Yeni enstrüman, “Ben BOP eş başkanıyım.”, “Emir komuta merkezim papaz elbisesi giy dese giyerim!” diyen, Yahudi cesaret madalyası verilmiş ilk Müslüman liderdi. Fevkalade popülist, ilkesiz ama iyi Kur’an okuyan, halkı kandırabilen bir siyasetçiydi. Onu desteklediler güçlendirdiler, tek adam olma yolunu açtılar. “Allah’ın lütfu” 15 Temmuz ile muazzam güce kavuşan Erdoğan ordu, yargı medya gibi tüm önemli kurumlara müdahale etti ve 30 yılda yetişen nitelikli kadroları biçti. Kıyım, Kur’an sallayarak yapıldığı için toplum uyanamadı. Ayrıca CHP, Kemalistler, ulusalcı gruplar ve pekçok dini grup bu süreci destekledi. Erdoğan başta TBMM olmak üzere anayasal kurumları bitirdi. Hukuku, yargıçları siyasetin sopasına dönüştürdü.
Bu konuları 10 yıldır yazdık, konuştuk (bakınız: https://www.tr724.com/yuzyilin-balans-ayari-15-temmuz/) çoğu zaman “komplo teorisi” denilip kulak ardı edildi. Bu günlerde tekrar hatırlatıyoruz zira tüm dünya Netanyahu’nun Trump’ı Epstein dosyaları ile burnundan yakalayıp kullanmasına, ABD’yi savaşa sokmasına şahitlik ediyor.
Konferansta öne çıkan: “Partili cumhurbaşkanlığı Türkiye’nin felaketidir.” sözü felaketin farkına varıldığını gösteriyor. Ama Erdoğan’ın söylediği üzere “Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçti.” Toplum uyansa, aydınlar ses verse de yeni statüko ile nasıl mücadele edileceği, Erdoğan ve hanedanlığından ülkenin nasıl kurtulacağını belirsiz.
Bu süreci bitirmek için öncelikle 15 Temmuz’un aydınlatılmasına, gerçek suçluların katillerin ortaya çıkarılmasına ihtiyaç var. Erdoğan’ın ürettiği “F.TÖ” sakızını çiğneyerek bunu yapmak mümkün değil. Ayrıca Epstein dosyalarından sonra Trump’ın dünyayı ateşe vermesi gibi Erdoğan da gerçekler ortaya çıkmasın diye ülkeyi ateşe verebilir.
İngiliz siyasetçi George Galloway Netanyahu’nun öldüğü haberleri üzerine: “If Netanyahu is dead, who is running the United States right now?” (Netanyahu öldüyse, şu anda ABD’yi kim yönetiyor?) diye tweet atarak, ironik şekilde ABD üzerindeki siyonist hakimiyete dikkat çekmişti. Bizde şu soruyu soralım, irtica lafları bitti, askeri vesayet kalmadı ama ülkenin ordusuna, yargısına, en nitelikli personeline, ziraatına, ticaretine, Anadolu sermayesine, kurumlarına Cumhuriyet tarihinin en ağır kıyımını kim yapıyor?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

