MAHMUT AKPINAR | YORUM
Son günlerde Joe Kent’in (Joseph Clay Kent) konuşmalarında ve X paylaşımında İsrail’le yapılan istihbarat toplantılarında, muhtemel İsrail-Türkiye çatışmasında İsrail yanında yer alabilmek için ABD’nin NATO’dan ayrılma ihtimalinin konuşulduğunu söylüyor.
Joe Kent, Amerikalı eski asker ve istihbaratçı. Özel kuvvetlerde çalışmış, Yemen, Kuzey Afrika ve Irak gibi bölgelerde toplam 11 muharebeye katılmış, madalyalar almış birisi. Birinci döneminde Trump’a anti-terör danışmanlığı yaptı. Trump’ın desteğiyle Cumhuriyetçi listelerinden Kongreye girmek için aday oldu ama kaybetti. Senato’nun onayıyla 2025 yılında Ulusal Kontra Terör Merkezinin (NCTC) başına atandı. İstihbaratçı olan eşi Suriye’de bir intihar saldırısında öldü, çocukları annesiz kaldı. MAGA’cı olmasına rağmen İran operasyonunu ABD çıkarlarına uygun görmediği için Mart 2026’da istifa etti.
Joe Kent, İsrail’in ABD’yi tehlikeye sürüklediğine, ulusal çıkarlara odaklanmak gerektiğine dair yayınlar yapıyor. Ayrıca esrarengiz şekilde 2025 Eylül’de öldürülen MAGA’cı Charli Kirk’ün İran’a operasyona karşı çıktığını, kendisine, “Joe, bizi İran’la savaşa sokmayın!” dediğini, bu nedenle öldürüldüğünü, cinayetin kapatıldığını söylüyor.
Joe Kent’in söyledikleri “Türkiye’nin hedef” olduğuna delil midir?
Tek başına delil olmayabilir ama Kent tam da bu konuları bilebilecek birisi. Türkiye’ye karşı İsrail yanında ABD’yi savaşa sokmak için “NATO’dan çıkma” ifadesine takılanlar var. ABD’nin NATO’dan çıkması veya Türkiye’nin NATO’dan atılması konunun esası değil, genel amacı kaçırmamak lazım. Pekala Türkiye’yi hedef yapmak için farklı yollar da geliştirebilirler.
Joe kent’in konuşmasını, Netanyahu’nun Türkiye’yi hasım görmesiyle, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennet’in, “İran’dan sonraki hedef Türkiye olacak!” açıklamasıyla, Yedioth Ahranoth’da “yeni bir Sykes-Picot’dan” bahsedip Ortadoğu’nun İsrail çıkarları doğrultusunda ‘Balkanlaştırılmasıyla’ birlikte ele alırsanız söyledikleri ciddiyet kazanır. Ayrıca İsrail niyetini saklama lüzumu bile duymuyor. Netanyahu Trump’ı Epstein dosyalarıyla rehin almanın verdiği rahatlıkla ya da etkin İsrail diasporasının sağladığı özgüvenle hareket ediyor. Nitekim ABD istihbarat ve askeri uzmanlarının itirazlarına rağmen ABD’yi savaşa soktu. Şimdilerde eski ABD başkanlarının itiraflarından öğreniyoruz ki İsrail diğer başkanları da zorlamış. Muhtemelen kirli dosyaları olan Trump’ı o koltuğa oturtma ve hedefe ulaşma bir plan çerçevesinde yürütüldü.
İsrail dünyanın en güçlü ordusuna sahip ABD’yi burnuna halka takılmış boğa gibi dilediği yere sürükleyebiliyor. Dünya, ABD halkı rahatsız olsa da Netanyahu Kabbalistik hedeflerden geri adım atmıyor. Bunca tartışma arasında Lübnan’da sivil katliamını pervasızca sürdürüyor.
İspanya Başbakanı’nın İsrail’i sert şekilde eleştirmesi, “Uluslarası Adalet Divanında taraf olacağını” belirtmesi, Tahran’da büyükelçiliği açmak istemesi üzerine Netanyahu, Pedro Sanchez’i ve İspanya’yı küstahça tehdit etti. Ardından Trump kendisine görev tevdi edilmiş gibi, “İsrail’in terörle savaşına destek vermezse İspanya’yla ticareti keseriz!” dedi.
Hep söylüyoruz BOP Ortadoğu’yu İsrail namına atomize etmeyi hedefleyen uzun erimli bir projedir. Bu projede Türkiye öncelikli değildi, zira Türkiye 28 Şubat gibi dönemlerde stratejik ortaklık denecek ilişkilere sahipti. Ayrıca, Erol Mütercimler’in ifşa ettiği, Münci İnci’nin evinde AKP’nin kuruluşuna dair toplantıdan günümüzü süreci analiz ettiğimizde Erdoğan iktidarları projeye hizmet edecek şekilde işliyor.
Erdoğan projenin parçası ise Türkiye neden hedef alınsın?
Erdoğan onlar için kullanışlı bir eleman ve bu nedenle herşeye rağmen orada tutuldu. Medyadan, siyasetten “muhalif” görünümlü koltuk değnekleriyle hep desteklendi. Zira Erdoğan’ın ve 15 Temmuz’un asıl fonksiyonunun Türkiye’yi Siyonist hedefler için hazırlamak olduğu anlaşılıyor. Meseleyi sadece “askeri mücadele” konseptinde düşünmek eksik kalır. İsrail ve siyonist odaklar askeri seçeneğe gerek kalmaksızın asimetrik yöntemlerle Türkiye’yi çökertmeyi önceleyecektir. Cüneyt Zapsu’nun dediği gibi “onu deliğe süpürmeyip” kullansalar da Türkiye’nin potansiyeli İsrail tarafından tehdit algılanıyor.
İran’ı halledebilselerdi muhtemelen Türkiye’nin şeytanlaştırıldığı PR sürecini yaşıyor olacaktık. İran’da çuvallamarına rağmen Türkiye hala gündemde. Son zamanlarda Türkiye’yi hedef yapan gerçeklikten uzak paylaşımlarla karşılaşıyorum. Tıpkı Saddam’ın, Kaddafi’nin, İran’ın gücünün önce abartılıp sonra hedef yapılıp vurulmasına benzer süreç işletildiğine dair kaygılar taşıyorum. Bunlardan birisi: “Türkiye ABD’den sonra en fazla sınır ötesi üsse sahip ülke”
Şimdiye kadar hedef yaptıkları ülkeleri “terör”le, özellikle IŞİD gibi örgütlerle “iltisak ve irtibat” içinde gösterip vurdular. Hakan Fidan ve Erdoğan radikal gruplara destek, silah temini gibi konularda art niyetlilere cömertçe malzeme verdi. Bir de “Nükleer silah üretiyor!” yalanı üretirlerse “tehdit” gerekçesi tekmil tamamlanır. Liderin otoriterleşmeye zorlanması, otoriterleşmenin ise “tehdit” olması böylesi süreçlerin dikotomisidir.
Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınmasını ‘Havuz medyası’ ve yandaşlar, “Türkiye hedef alınıyor, çünkü güçleniyor!” şeklinde sunarak pay çıkarıyorlar. Oysa biraz analitik düşünenler 15 Temmuz’un Türkiye’yi ameliyat masasına alıp narkoz verme olduğunu görebilirler. Ziya Paşa’nın meşhur sözünü tekrar hatırlayalım: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!”
15 Temmuz nelere fırsat verdi?
-
- TSK’nın liyakatlı, becerikli tüm kurmay kadroları biçildi. Yerlerine yozlaşmış niteliksiz, partizan, ülke savunmasına değil cep doldurmaya odaklanmış kişileri getirildi.
- Askeri okullar, Harp okulları, TSK geleneği bitirildi. Kurmay zeka öldürüldü, komutanlıklar yağcı, sünepe paşalarla dolduruldu. Askeri hastaneler (GATA) kapatıldı, personeli tasfiye edildi. Jet pilotlarının çoğu atıldı, uçak kullanacak pilot bırakılmadı.
- Türkiye Ortağı ve kurucusu olduğu F-35 projesinden çıkarıldı, şimdilerde F-16’lar için dahi yedek parça problemi yaşanıyor. Oysa İsrail çok sayıda F-35’e, ileri askeri teknolojiye sahip. İsrail, Suriye’de askeri üsleri bombalayarak yok etti. Türkiye’nin askeri potansiyeli 15 Temmuz’la kolayca ve maliyetsiz çökertildi.
- Aselsan, Havelsan gibi kamuya ait savunma kuruluşlarında büyük tasfiyeler yapıldı, projeler damada meze yapıldı.
- İsrail İran’daki araştırma merkezlerini, üniversiteleri bombaladı ve bu dünyadan tepki gördü. 15 Temmuz’dan sonra Tübitak, araştırma merkezleri, üniversiteler liyakatsız kimselerle doldurularak bitirildi. “Cemaatin” denilerek 17 üniversite ve çok başarılı 1200 lise bir gecede kapatıldı. Bir ülkeyi güçlü kılacak insan unsuru kitlesel kıyımlarla heder edildi.
- AKP kurucularından Hüseyin Çelik’in dediği gibi, “Türk tipi başkanlık felaketimiz oldu”. Eğer 15 Temmuz kurgusu olmasaydı bu ucube sisteme kimseyi ikna edemezlerdi. Türkiye Cumhuriyetini kuran ve Milli Mücadeleyi veren, ortak aklı, milli bütünlüğü temsil eden TBMM’yi denklemden çıkardılar. (CHP’nin buna katkıları da küçümsenemez).
- İran halkı ispat etti ki dış saldırılarda en önemli güç halkın birliği ve bütünlüğüdür. Oysa Erdoğan Gezi eylemlerinden beri nefret diliyle toplumu ayrıştırdı, dayanışmayı, millet olma ruhunu öldürdü.
- Türkiye dünyanın en kırılgan ekonomisine sahip. Global finans piyasalarına hükmeden odakların operasyonları için muhallebi kıvamında. Savaşta olan ülkelerden bile daha yüksek enflasyon var.
Polisin çeteleştirilmesi, yargının çürümesi, sosyal ve siyasi muhalefetin sindirilip, medyada tekel kurularak halkın körleştirilmesi, Anadolu sermayesinin biçilip tarımın, sanayinin, üretimin bitirilmesi.. 15 Temmuz sonrası ülkeyi zaafa uğratan konuları yazsak aya yol olur.
Bu durumda insan “acaba 15 Temmuz BOP için Türkiye’yi kıvama getirme projesi miydi?” diye düşünmeden edemiyor.
Eğer ABD içindeki ifşaatlar, itiraflar olmasaydı “bunlar komplo teorileri!” diye konuşanlar linç edilecekti. Oysa Epstein dosyaları gösterdi ki çok kirli bir dünya kurmuşlar, liderlere, ülkelere şantaj yapıyor, coğrafyaları şekillendiriyorlar. Global anlamda şeytani bir düzen işliyor, 15 Temmuz ve sonrasında Türkiye’de yaşananları bunlardan bağımsız değil.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

