NECİP F. BAHADIR | YORUM
İran savaşı dördüncü güne girdi. Füzenin vurduğu okul enkazının altında kalan 150 öğrencinin cenazesi yürekleri dağladı. Ve savaşın çirkin yüzünü herkese gösterdi. Dini lider Hamaney’in öldürülmesinden sonra İran elindeki tüm imkanları seferber etti. ABD üslerinin bulunduğu ülkelere füze yağdırdı. Güney Kıbrıs’taki İngiliz üssü de isabet alan hedeflerden oldu. İran savaşın tek sahası değil. Ateş geniş alana yayıldı.
Uluslararası camia çaresiz… Trump ve Netanyahu ikilisine durdurmaktan aciz. Tepkiler yetersiz. ‘Kınamadan’ öteye geçtiğini söylemek çok zor. Amerika iç kamuoyu rahatsız… Trump’a ciddi itirazlar söz konusu. BM, NATO gibi kuruluşlardan ‘tık’ yok. Biraz Çin ve Rusya ses yükseltti. O da adı üzerinde ‘ses ve retorik’ ile sınırlı kaldı. ABD ve İsrail’e geri adım attırmaktan çok uzak.
Ankara ise iki arada bir derede…
Erdoğan 1 Mart 2003’ün çok gerisinde kaldı. AKP iktidarı o dönemde tezkereye ‘hayır’ diyerek Anadolu topraklarını ABD askerlerine sokmamıştı. Tarihin cilvesi yine Mart ayı… Bu kez yıl 2026… Irak savaşının üzerinden 23 yıl geçmiş. Yeni hedef İran… Erdoğan ne Trump’a ne de ABD’ye 1 Mart gibi ‘hayır’ diyebildi. İncirlik ve Kürecik üslerini tartışmaya açmadı bile. ‘Savaşın bir an önce sona ermesini’ istemekten başka cümle kuramadı ki bu herkesin sokaktaki insanın bile tepki biçimi…
Erdoğan ülkeyi yönetmeye ‘BOP’un Eş Başkanı’ olarak başladı. Kendisi söylemişti bunu… Genişletilmiş Ortadoğu Projesi… İran bu projenin dışında kalabilir mi? Erdoğan’ın zayıf ve cılız tepkisinin köklerini geçmişte aramak lazım. 2003 1 Mart’ı da Erdoğan’ın değil, Abdullah Gül ve arkadaşlarının eseriydi. Oylama gizliydi ve 10 yıl süreyle sırrını koruyacaktı. Değil 10 yıl, üzerinden 23 yıl geçti, hala kimin ne oy verdiği kamuoyuna açıklanmadı. Erdoğan ve AKP iktidarı ‘sır perdesini’ aralamadı. Bu yöndeki soruları geçiştirdi.
Şimdi tam zamanı… Meclis’te kim ne oy verdi? Halkın bilmesi gerekmiyor mu? AKP içinde ‘tezkereye hayır’ diyenler kimlerdi? Erdoğan milletvekili değildi, oy kullanamadı. Fakat partinin ‘genel başkanı’ olarak grup üzerinde büyük baskı oluşturdu.
Başbakan koltuğunda oturan Gül’ün esnek tutumunu eleştirdi. Sır kamuoyuna ve topluma… Erdoğan’a sır olmadığını tahmin etmek zor değil. Tezkereye karşı çıkanların acaba daha sonra siyasi akibeti ne oldu? Erdoğan tekrar listeye koydu mu?
Bugün bir tezkere söz konusu değil. ABD’nin bu yönde bir talebi olmadı. Ancak ‘kara harekatı’ söz konusu olursa o zaman Ankara’nın trafiği gözle görülür biçimde artar.
İncirlik ve Kürecik üslerini ‘savaşın dışında’ değerlendirmek mümkün mü? Muhalefetin her iki üssün de kapatılması yönünde talebi oldu. Fakat iktidar duymazdan geldi. Çünkü Erdoğan’ın ‘Trump korkusunu’ fark etmemek mümkün değil. Saldırının başladığı gün ortalık kan gölüne dönmüşken, savaşın sorumlusu ve baş aktörüyle ‘telefon görüşmesi’ yapması bile skandal değil mi? ‘Posta koysa’ neyse…!
1 Mart 2003’ten, 1 Mart 2026’ya Erdoğan’da herhangi bir değişiklik yok. Tezkere direnen ve bunu somut tavra dönüştüren AKP’liler ise partinin de siyasetin de dışında kaldı. Abdullah Gül’ü bile isteye AKP’den uzaklaştırdı. Tezkere karşıtı görüşlerini gizlemeyen Ertuğrul Yalçınbayır, Hüseyin Çelik gibi isimlerin nerede olduğu belli… Tarih İran savaşını yazarken Trump ve Netanyahu isimlerinin yanına hiç şüphesiz ‘Erdoğan’ı da ilave edecek. O fotoğraf şu an için flu ve belirsiz olsa da zaman içinde netleşecek ve ‘üçlü kafadara’ dönüşecek.
Savaş İran’la sınırlı kalmayacak!
Bülent Arınç Meclis başkanıydı ve buna rağmen tezkereye karşı duranlardan biriydi. Genel Kurul’u o yönetti. Erdoğan, Arınç’ı da etrafından uzaklaştırdı. Fakat Arınç her şeye rağmen partiden kopmadı. İnce bir iplikle de olsa bağını sürdürdü. Siyasetin ve AKP’nin gün görmüş, Irak savaşını yaşamış, deneyimli isimlerin başında geldiği açık. İran’a saldırıların başladığı ilk gün sosyal medya hesabından bir mesaj yayınladı. Ülkeyi yöneten kadrolara çağrıda bulundu. En başta da Erdoğan’a… Devlet Bahçeli de bu çağrının dışında değil.
Aklı başında herkes farkında ki… Savaş İran’la sınırlı kalmayacak. Anadolu topraklarına dayanacak. ‘Arz-ı Mev’ud’un sınırları malum. Netanyahu’nun saldırgan politikasının temeli ne siyasi ne de ekonomik… Tamamen dini gerekçelere dayanıyor. Tevrat odaklı kıyamet senaryolarının bir parçası olduğunu bilmeyen yok. Irak savaşı da öyleydi.
Donald Trump’ın ise derdi başka… Öncelike Epistein sarmalından uzaklaşmak ve kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek… Komplo teorisi değil bu. Anadolu doğrudan hedef olmasa bile bölgedeki tüm çatışma, kargaşa ve kaosun tüm etki ve sonuçlarını yakından ve derinden hissedeceği ortada. Suriye, Irak, Libya örneklerinde yaşandığı gibi…
Bülent Arınç, İran savaşı üzerine ‘iç cephe’ hatırlatması yaptı ve somut önerilerde bulundu. “İlk yapılması gereken iç cephenin süratle tahkim edilmesidir. Cezaevlerinde 450 bin kişinin olduğu, her gün tutuklamaların yaşandığı, gazetecilerin ve siyasetçilerin baskı altında tutulduğu, ekonominin alarm verdiği ve mağduriyet yaşayan birçok kitlenin var olduğu bir ortamda hukuk ve adalet reformunun gerçekleştirilmesi, ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve toplumsal barışa giden yolda af dahil olmak üzere süratle adımlar atılması gerekmektedir.”
Bu ihanet değil de nedir?
MHP lideri Bahçeli de benzer çıkış yaptı. Grup toplantısında şöyle dedi; “İran’ı hedef alan çok boyutlu saldırılardan çıkarmamız gereken dersler olduğu, tehdidin ne kadar yakınlaştığı ve acımasızlığını görmenin beka düzeyinde aciliyet arz ettiği… İç cephenin önemi, millî birlik ve dayanışmanın değeri zannederim çok daha iyi anlaşılmış ve açıklığa kavuşmuştur…”
Tespit doğru, teşhis yerinde… Peki çözüm? Erdoğan’ın politikaları değil mi, iç bünyeye tarihin en zayıf dönemini yaşatan? Ülke adalet, demokrasi ve ahlak krizinin içinde değil mi? Ekonomik buhran da cabası… Erdoğan buradan çıkış için suratlı ve somut adım atabilir mi?
Savaşın gölgesinde Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan tutuklandı. Suçu irtikap… Bazı şirketlere öğrencilere burs toplamak için zoraki bağış talebinde bulunmuş… AKP’li olsa, tutuklanır mıydı? Operasyonun hukuki olduğuna inanan var mı? Suç işleyen hele milletin malına göz dikene, hesap sorulmasın değil, sorulsun… Ama parti gözetmeksizin… Kanunlar herkese eşit işlesin…
AKP 17 Aralık’ın hesabını vermeden kendini aklayamaz ve hesap sorma makamını çıkamaz. Erdoğan keşke Arınç’ın dile getirdiği somut önerileri ivedilikle hayata geçirse… Sonuçta Arınç, partisinden biri ve abisi…
Eğer bir dış tehlike ve tehdit söz konusuysa dünyanın neresinde olursa olsun orada iç kavga biter, yönetimler birlik ve bütünlüğü sağlamanın yolları arar. İran’ın zayıf düşmesinde iç bütünlüğünü sağlayamamasının önemli rolü olduğu gün gibi aşikarken Erdoğan’ın hiçbir şey olmamış gibi yoluna aynen devam etmesi millete ve devlete ihanet değil de nedir?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

