MAHMUT AKPINAR | YORUM
ABD-İsrail ikilisi uluslararası hukuku ihlal ederek, BM ve ABD Kongre kararı olmaksızın İran’a saldırdı. Hamaney’in öldürüldüğü doğrulandı. İran misilleme olarak İsrail’i ve Ortadoğudaki tüm ABD üslerini vuruyor, çatışmalar çok geniş bir alana yayılmış durumda.
Savaşın nereye gideceği, neye evrileceği konusunda konuşmak için erken. ABD kamuoyu savaşa karşı, ordunun ve vergilerinin İsrail için kullanılmasından şikayetçi. Savaş uzadıkça Trump ağır eleştirilere muhatap olacak. Kara operasyonu olmaksızın İran’da rejimin devrilmesi kolay değil. Kara operasyonu ise ABD açısından kayıplara ve daha fazla sorgulamaya neden olacaktır. Bunun farkında olan İran rejimi zamana oynuyor.
Emperyal güçler, hedef aldıkları ülkeleri önce kuşatır, zayıflatır, ekonomisini çökertir, propagandalarla şeytanlaştırır, enformatik yalanlarla karalar ve operasyona açık hale getirir. Hedef ülkenin direncinin düşüp, kırılgan hale geldiğinden emin olmak ister. Kolonyal dönemde muhatabı “barbar” ilan edip “medeniyet götürme” kisvesiyle coğrafyaları işgal ediyorlardı. Post-kolonyal dönemde dünyayı ikna edecek suni tehditlere ihtiyaç oldu.
Düşmanlaştırılan ülkelerde önce ekonomi bitirildi, toplumsal fay hatları harekete geçirildi, etnik-dini ayrışmalar körüklendi. Yönetimler içe kapanıp otoriterleşti ve halkla bağları koptu. Sonra “tehdit” ilan edilip hedef yapıldılar. İran uzun süredir tecrit altındaydı ve hedefti. Uzlaşmaya yakın duruyor ve görüşmelere devam ediyordu. Trump-Netanyahu ikilisi çözüm beklendiği bir ortamda İran’a savaşı açtı, liderini öldürdü.
İran’dan sonra İsrail’in Türkiye’yi hedef alacağı yönünde tartışmalar var. Şu anda buna dair İsrail’in elinde yeterli gerekçe, argüman yok. Ama Türkiye, son 30 yılda operasyona maruz bırakılan ve çökertilen, bölünen ülkelerin düştüğü yolda ilerliyor. Dünya konjonktürü, ABD iç dengeleri İsrail’in bu arzusuna nasıl cevap verir bilemiyoruz. Lakin Türkiye hedef yapılmak için kıvama getirilmiş durumda.
TÜİK’in açıkladığı 2025 büyüme verileri, bu tezin somut kanıtlarından biri olarak önümüzde duruyor. Reel büyüme yüzde 3,6 gibi mütevazı bir seviyede kalırken, tarım sektörü yüzde 8,8 daralma yaşamış; inşaat yüzde 10,8 büyümüş, hanehalkı tüketimi yüzde 4,1 artmış ama dış ticaret dengesi bozulmuş. İhracat yüzde 0,3 azalırken ithalat yüzde 4,9 yükselmiş.
Bu rakamların arkasında yatan gerçek, ekonominin ciddi zaafa düştüğü ve sürdürülemez bir yapıya evrildiği gerçeğidir. Emekçiler, sabit gelirliler fakirleşirken sermaye daha da zenginleşmiş; gelir adaletsizliği derinleşmiştir. Türkiye gıdada bile dışa bağımlı hale getirildi. İktidara güven diplerde, adalet mekanizması çöktü. Halkta geleceğe dair umut yok. Ülkenin iç barışı ve toplumsal bütünlüğü kırılgan hale geldi.
Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Şubat 2026’da yaptığı konuşmada Türkiye’yi “yeni İran” olarak niteledi. Erdoğan’ı “sofistike ve tehlikeli bir rakip” diye tanımladı, Türkiye’nin Katar, Müslüman Kardeşler ve nükleer Pakistan’la birlikte “düşmanca bir Sünni ekseni” oluşturduğunu iddia etti. İsrail’in hem Tahran hem Ankara tehditlerine aynı anda karşı koyması gerektiğini söyledi. İsrail medyasında ve siyasetinde Türkiye “yükselen tehdit” olarak konuşuluyor.
Türkiye Yıllarca İsrail’le en iyi ilişkilere sahip bölge ülkesiydi. Erdoğan Esed rejiminin devrilmesinde ABD ve İsrail’le koordineli çalıştı. Eski IŞİD komutanı Ahmet El-Şara’yı devlet başkanlığı koltuğuna birlikte oturttular. Öte yandan Türkiye NATO üyesi, Batı kulübünde, AB’ye aday.
Bu durumda Türkiye neden ve nasıl hedef olacak?
Erdoğan yönetiminden bağımsız olarak, Türkiye uzun erimli siyonist hedefler için, mutlaka elimine edilmesi, etkisizleştirilmesi gereken potansiyel bir tehdit. ABD’nin muazzam gücünü arkasına alan İsrail bölgede “dikensiz gül bahçesi” istiyor. Kontrol edemediği, ilerde risk doğurabilecek her aktörü potansiyel tehdit görüyor. Ortadoğu ülkeleri İsrail’in bu paranoyası ve ezoterik hedefleri nedeniyle 1990’lardan beri bir plan çerçevesinde, taammüden ateşe veriliyor: Irak, Suriye, Libya, şimdi İran… Eğer İran’da istediklerini alırlarsa, hızla suni tehditler, gerekçeler üretilmesi ve sıranın Türkiye’ye gelmesi fantazi değil.
Son 15 yılda Türkiye’de yaşananlar destabilize etme, etkisizleştirme noktasında İsrail’in iştahını kabartıyordur. Zira ortada ekonomisi bitik, tarımı çökmüş, halkı yoksullaşmış ve ayrışmış, dış borç yükü artmış bir Türkiye var. AKP kutuplaştırıcı diliyle Alevi-Sünni, Kürt-Türk, laik-muhafazakâr, seküler-dindar diyerek sürekli toplumsal fay hatlarıyla oynuyor. İnsanlar Erdoğan’dan ve iktidardan kurtulmanın yollarını arıyor ama çıkış yolu bulamıyor. Muhalefet beceriksiz ve umut vermekten uzak. Radikal söylemler, İslamcı görünüm altında İsrail’e malzeme veriyor.
Kurumsal yapılar tahrip edildi, TSK, yargı, medya, eğitim bitirildi, TBMM etkisizleştirildi, devlet Erdoğan’ın şahsına bağlandı. İran’da Anayasa Koruma Konseyi, Uzmanlar Meclisi, Devrim Muhafızları gibi kurumlar var; Türkiye’de ise her şey Erdoğan’ın iki dudağı arasında. Eğer İsrail dış dinamikleri hazırlayıp gerekçeler üretebilir ve Türkiye’yi hedef haline getirebilirse, Türkiye’nin iç dinamikleri operasyona ve kırılmalara açık durumda.
Bu kadar keskin bir dönüşüm mümkün mü?
Saddam bir dönem ABD’nin müttefikiydi, konjonktür değişince tecrit edildi, şeytanlaştırıldı. Koltuğunu koruma gerekçesiyle iyice otoriterleşti ve içe kapandı, vatandaşına zulmü artırdı. Domuz bağı mantığıyla tehditler arttıkça liderler otoriterleşir, otoriterleştikçe meşruiyetini kaybeder ve operasyonlara açık hale gelir.
Erdoğan her alanda tek adam ve iktidarda 23 yılını doldurdu. Halk Erdoğan’dan bıktı ama çıkış yolları tıkandı. Şimdilerde o da Kaddafi, Saddam, Hafız Esed gibi yerine oğlunu hazırlıyor. Aslında diğer tek adamlar gibi ülkeyi çıkmaza sokup dış müdahaleye hazırlıyor.
Bu gidişatı tersine çevirmek mümkün mü?
Evet, ama önce kutuplaşmayı aşmak, kurumları yeniden ayağa kaldırmak, ekonomiyi halk yararına düzeltmek gerekiyor. Aksi halde, Bennett’in sözleri kehanet değil, İsrail için yol haritasına dönüşebilir. Erdoğan Türkiyesi, İran’dan daha mukavemetli görünmüyor; çünkü toplumsal bütünlük ve kurumsal yapılar planlı, amaçlı ve sistematik olarak yok edildi. Halk onayının düşüklüğü, yozlaşma, çürümüşlük, liyakatsızlık, gelir adaletsizliği gibi konularda Türkiye İran’la yarışır.
İsrail bütün Ortadoğu’yu ateşe verme konusunda ısrarlı ve kararlı. İsrail istihbaratının operasyonel kapasitesinin Türkiye’de eski ve derin olduğu muhakkak. Türkiye mevcut haliyle İsrail’in iştahını kabartan bir hedef kıvamında.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

