DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, bölgesel gerilimler üzerinden “Kürtlere akıl vermeye çalışanlar” olduğunu söyledi. Bakırhan, “Kürtlere akıl vermekten vazgeçsinler. Kürtler nerede nasıl davranacağını, nasıl tutum alacağını, nerede elini uzatacağını, nerede kendisini savunacağını çok iyi bilen bir halktır.” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ABD’nin İran’da ‘Kürtleri’ sahaya sürme planına tepki göstermiş ve şunları söylemişti: “Kürt kardeşlerimizi sahaya sürmek için hava koklayanlar. Bu sayede İran’ı içeriden çökertmeyi planlayan hiçbir mihraka Kürtler paralı askerlik yapmaz, yapmamalıdır. Kürtler tetikçi değildir. Kürt kardeşlerim satılık değildir.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürtlerin tutumunun açık olmasına rağmen ısrarla Kürtlere akıl vermeye çalışanların olduğunu anlattı. Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Ortadoğu’nun “toz duman içinde” olduğunu anlattı. Devletin asıl gücünün halkın rızasından geldiğini ifade etti. İran’daki rejimin bunu anlamadığını söyledi. Bakırhan, şöyle konuştu:
- Burada iki şey kendisini bize hatırlatıyor. Bir türlü hatırlamak istemesek de bize der ki bütün dünyadaki ülkeler, devletler ve yönetimleri de buna katarak söylüyorum. Dünyanın neresinde olursa olsun bir rejimi güçlü yapan şey ne füzeler ne de savaş uçaklarıdır. Bunu İran’da bir kez daha gördük. Bir devleti güçlü yapan, aslında halkından almış olduğu rızadır. Halk, devlete, rejime, yönetime ne kadar rıza gösteriyorsa o devletin gücü o kadardır. Neymiş? Demek ki; devletlerin gücü sadece top, tüfekle, savaş araç ve gereçleriyle ölçülmüyormuş. Bundan daha büyük güç, halkın rızasıymış.
- İran’da rejim bir türlü bu gerçeği anlamadı. Halklardan, inançlardan, kadınlardan rıza alma yerine İran’ın zengin kaynaklarını topa, tüfeğe, savunmaya ve uçaklara ayırdı. Kadınların her türlü özgürlüğünü yasakladı. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen, ekonomisini yönetemedi. Kimliklere ve inançlara özgürlük tanımadı. Neredeyse kimliğine sahip çıkanların tamamını bastırdı. Her gün onlarca belki birkaç tane Kürdü ve muhalifi kentlerin ortasına kurulan idam sehpalarında idam etti.
- İkinci bir gerçek daha var. Buna aslında defalarca tanıklık ettik ama bu sefer herkesin bilinci biraz berraklaştı. Dış müdahalelerle bir ülkede rejimi değiştirmekle o ülkeye huzur, demokrasi ve mutluluk getirmiyor. Bu savaşta çıkaracağımız çok önemli iki başlık budur. Bir ülkeye demokrasi ve refah gelmesinin bir yolu var; o da ülkenin kendi dinamikleriyle, kendi itiraz edenleriyle birlikte bir ülkedeki demokrasiyi, rejimin demokratikleşmesi ancak öyle sağlanabilir.
Konuşmasının devamında, “Kürtlerin ve Kürt örgütlerinin partimizin bu yaklaşımı bilinmesine rağmen ilk saatlerde bu açıklamaları defalarca yapmamıza rağmen ısrarla Kürtlere akıl vermeye çalışanlar da var!” ifadelerini kullanan Bakırhan, şunları söyledi:
- Çünkü Kürtleri söz kurabilen, strateji geliştirebilen siyaset yapabilen, en önemlisi kendi geleceği hakkında karar verebilen bir halk olarak görmüyorlar bu akıl verenler. Bakın dünyanın neresinde bir mermi patlasa, gözleri Kürtleri arayan viledalı analistler bir anda yine ekrana çıktı. Bir anda andıç gibi açıklamalar yapıyorlar. Nasıl bir yetenekli insanlar bir bilseniz… Keşke söylediklerinin yüzde birinin de bir karşılığı, bir gerçekliği olsaydı da haklarını verseydik.
- Sizin huzurlarınızda özellikle bir vurgu yapmak istiyorum. Kendini Kürtlerin hamisi sanan siyasetçiler, Kürtlere akıl vermeyi meslek edinmiş. O viledalı analistler artık Kürtler hakkında şu cümleleri kurmaktan vazgeçsin. Ne diyorlar? ‘Kürtler artık dış güçlerin kendilerine bir faydası olmadığını anlamalıymış.’ Bilmiyormuşuz bugüne kadar. Onlar olmasaydı, sağ olsunlar, bunu bilmeyecektik.
- ‘Kürtler kart olarak kullanılmaya izin vermemeliymiş.’ Bu boş ama ile gerçeği perdelemeyi artık bu arkadaşlar bıraksınlar. Kürtlere akıl vermekten vazgeçsinler. Kürtler nerede nasıl davranacağını, nasıl tutum alacağını, nerede elini uzatacağını, nerede kendisini savunacağını çok iyi bilen bir halktır.
- Ne desek sözlerimizi başka bir yöne çekmeye çalışan, hat bildiren bir kesim var. Artık Allah onları ıslah etsin. Bu Ramazan ayında bir duada bulunalım. Belki ıslah olurlar. Bu bir avuç insanı bir yere bırakalım. Yaygara koparanların gürültüsüne bakmayalım. Bugün görünmek istenmeyen, çarpıtılan, üstü örtülen bir hakikati burada birlikte konuşacağız, soracağız ve birlikte yanıtlarını üreteceğiz. Son bir haftadır tüm dünya Kürtleri konuşuyor.
- Bu sefer odak İran. Bir ay önce yine dünya Kürtleri konuşuyordu, odak Suriye’ydi. Yıllar önce yine Kürtler konuşuluyordu, odak Irak’tı. Dünya neden sürekli Kürtleri konuşuyor? Bölge devletleri buna ciddi bir cevap aramalı. Biraz düşünmeli, biraz tefekkür etmeli. Yani niye her kurşun atıldığında Kürtler dünyanın gündemi oluyor diye? Bölgede her alt üst oluşta gözler sürekli bir halkta ise ortada bir sorun yok mu?
- Kürtlerin bu kadar gündem olmasının, dünyanın her köşesinde konuşulmasının sebebi nedir acaba? Şapkanızı önünüze koyun. Eğer Kürtler yaşadıkları ülkelerde eşit ve özgür yurttaşlar değilse, kimliksiz baskı ve zulüm altında yaşıyorsa elbette Kürtler konuşulacak. İran’da neyi konuşacağız? Tabii ki kimliksiz Kürt konuşulacak. Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi.
- İşin en acıklı yanı, Kürtleri kullanılmakla itham edenler; yüzyıllardır inkar edilen, asimile edilen Kürtleri bugüne kadar görmezden geldiler. Kürtler bugün konuşuluyorsa, bunun sorumlusu Sykes-Picot ve bölgedeki bölge devletleridir. Önce bu durumu sorgulasınlar. Dünya neden Kürtleri konuşuyor diye dert yananlar, önce ‘Nerede hata yaptık?’ diye kendilerine sormalılar.
- Buyurun, 100 yıllık acı dolu bir geçmişi sona erdiren bir fırsat ortaya çıktı. Bunu değerlendirelim. Dünya, Kürtleri başka biçimde konuşsun. Bir silah patladığında, ‘Aman, Kürtler ne yapacak?’ korkusu mu var; ki var olduğu ortaya çıkıyor. Bu korkuyu gidermenin yolu bellidir. Kürtlerin, bir halk olmaktan kaynaklı haklarını ve iradesini önce tanıyın. Kürtlerin dilini, kimliğini ve kültürünü tanıyın. Kürtler, yaşadıkları ülkelerin üvey değil, eşit yurttaşları olsun. İşte böyle bir zeminde, başka halklar ne kadar konuşuluyorsa Kürtlerle de o kadar konuşulur. Kürtler de risk altında olduğunda, güvenliğini sağlamak için sağa sola bakmaz; hakkını ve hukukunu tanıyan başkentlerin ne dediğine, ne yaptığına bakar o zaman. İşte hakiki bir kardeşliği tesis etmenin yolu da budur.
- Peki, Kürtler ne düşünüyor? Kürtler ve Kürt liderlerinin tamamı çözümü dışarıda değil, yaşamış oldukları ülkelerde arıyor. Bakın, Sayın Öcalan yıllardır bölge topraklarında çözümü aramıyor mu? Arıyor. İran’ı yıllardır demokrasiye davet etti mi? Evet. Biz, kendisiyle bir heyet halinde görüştüğümüzde, İran’daki operasyonun geleceğini önceden tahmin etti ve İran’ın bu operasyonları önleyebilmesi için Kürtleri, oradaki farklı etnik ve inanç gruplarını tanıması, kadın haklarını tanıması gerektiğini söyledi. Bize de ‘Bölgesel bir savaşın parçası olmayın. Ancak haksızlık ve hukuksuzluk karşısında Kürtler birlik olsun, ortak mücadele etsin’ dedi.
- Yine, Sayın Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani’nin son İran müdahalesindeki açıklamalarına da hep birlikte şahitlik ettik. Ne diyorlar Barzaniler? Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin hiçbir komşuya tehdit oluşturmayacağını söylüyorlar. Dün, Sayın Neçirvan Barzani ile görüştüm; yine aynı düşüncelerini teyit etti. Kürtler hiçbir ülkenin kalkanı değil. Kürtler, kendi demokratik hak ve özgürlükleri için ancak mücadele edebilir dedi. Sayın Bafil Talabani ise çok tarihi bir uyarı yaptı. Aynen şöyle söyledi: ‘Kürtlerin bu savaşta mızrak ucu olarak kullanılması büyük bir hata olur. Kürdistan bir savaş alanı değil, bir köprü olmalıdır.’
- Biz ne dedik? Biz de ilk gün, ‘İran’da hegemon güçlerin müdahalesine karşıyız. Ancak oradaki inkarcı, idamcı, çürümüş molla rejiminin de karşısındayız’ dedik. Bir şey daha söyledik. Ne dedik? ‘İran’da direnen kadınların yanındayız’ dedik. Direnen Kürtlerin, Belucların, Azerilerin ve rejimden rahatsız olan Farsların yanındayız. Onların mücadelelerini destekliyoruz dedik. Kürtlerin ve liderlerinin mesajı net ve çok onurlu bir duruş içerisindedir. Fırsattan istifade etmeye çalışmıyorlar.
- Şunu net olarak söylüyorum: Ne İran’ın, ne İsrail’in, ne Amerika’nın Federe Kürdistan topraklarını ve İran Kürtlerinin kentlerini kendi savaş sahasına çevirmeye hakkı yoktur. Bütün bölge devletleri şunu çok iyi bilmelidir: Kürdistan, barışın ve diplomasinin köprüsüdür. Kürtler, benzersiz coğrafi ve siyasi konumları itibariyle Ortadoğu’daki her alt üst oluşun parçasıdır. Kürtler artık bu kaderi değiştirmek istiyor. Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim.
- Kürtlerin ve yok sayılan bütün halkların ve inançların hakkının garanti altına alındığı bir Ortadoğu, kendi rönesansını gerçekleştirebilir. Avrupa kendi birliğini kurdu ve kardeşçe bir arada yaşayabiliyor. Peki, Ortadoğu neden kendi birliğini kurmasın? Demokrasiye duyarlı, kültürel etkileşime açık ve ekonomik işbirliklerinin olduğu demokratik Ortadoğu Birliği’ni gelin birlikte kuralım. Bu, dışarıdan müdahalenin gerekçesi olan antidemokratik rejimler sorununu da ortadan kaldıracak tek formüldür. En temel sorumluluk burada bölge devletlerine düşüyor.
- İnanın, tek bir devlette yaşanacak demokratik dönüşüm bile adım adım tüm bölgeyi doğru temelde etkileyecektir. Bunun öncülüğünü Türkler ve Kürtler neden yapmasın? Bu oyunu neden Türkiye bozmasın? Neden Demokratik Ortadoğu Birliği’nin öncülüğünü Türkiye yapmasın? Bu süreç bir fırsattır. Gelin, Kürt halkına isyan, bölge devletlerine de bastırma ikilemini dayatan bu tuzağa son verelim. Kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşayalım diyoruz.
ÖNCEKİ YAZIAvrupa Komisyonu Başkanı: Nükleere sırtımızı dönmek stratejik bir hataydıSONRAKİ YAZIKalkışma hata olur; İran’da Kürtler rejimi deviremez
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

