Milli parklar ve tabiat parklarında turistik tesis yapılmasına izin veren düzenleme yürürlüğe girdi. Buna göre bu alanlarda, kamu yararı gerekçesiyle ve ilgili planlara uygun olmak şartıyla özel kişilere ve şirketlere kullanım izni verilebilecek. İlk aşamada 49 yıla kadar tanınacak hak, bazı durumlarda 99 yıla kadar uzatılabilecek. İktidar bunu “planlı kullanım” diye savunurken, eleştiriler korunan alanların fiilen yapılaşma baskısına açıldığı yönünde yoğunlaşıyor.
TBMM’de kabul edilerek yasalaşan milli park düzenlemesi, bugün Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Resmî Gazete’de yayımlanan yeni düzenleme, milli parklar ve tabiat parklarıyla ilgili tartışmayı yeniden büyüttü. Çünkü yasa, bu korunan alanlarda turistik amaçlı bina ve tesis yapılmasına belirli şartlarla izin verilmesini mümkün hale getiriyor. Daha açık söylemek gerekirse, devlet bundan sonra milli park ve tabiat parklarında otel, konaklama tesisi ya da benzeri turizm yapıları için özel kişilere ve şirketlere izin verebilecek.
Bu, ‘milli parkların tamamı serbestçe imara açıldı’ anlamına gelmiyor. Yasada izin için “kamu yararı”, planlara uygunluk ve ilgili kurum görüşleri gibi şartlar yer alıyor. İzin sürecinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın görüşü alınacak, izni ise Tarım ve Orman Bakanlığı verecek. Ayrıca yapılaşmaya konu olacak alanlar için imar planlarının, milli park ve tabiat parkı gelişme planlarına uygun hazırlanması gerekecek.
Ancak tartışmanın asıl nedeni, koruma altındaki alanlarda özel yatırım için çok uzun süreli kullanım hakkı tanınması. Yasaya göre ilk aşamada 49 yıla kadar intifa hakkı verilebilecek, bu süre bazı durumlarda 99 yıla kadar uzatılabilecek. Bu da eleştirilerin odağındaki nokta: Kâğıt üzerinde “planlı ve kontrollü kullanım” denilse de, uygulamada korunan alanların onlarca yıl boyunca turizm yatırımlarına tahsis edilmesinin önü açılmış oluyor.
Destekleyenler, bunun düzensiz yapılaşma değil, kurallı ve denetimli kullanım olduğunu savunuyor. Muhalefet ve çevre çevreleri ise tam tersine, milli park ve tabiat parklarının temel amacının koruma olduğunu, turistik tesis izniyle bu alanların ticari baskı altına gireceğini söylüyor. Yani tartışma, “doğayı koruyarak sınırlı kullanım” ile “korunan alanları yatırım alanına çevirme” arasında düğümleniyor.
Yasada bir yandan da plan dışı ve ekolojik dengeyi bozan müdahalelere ceza öngörülüyor. Korunan alanlarda ekolojik dengeyi bozan müdahalelerde bulunanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve adli para cezası verilebilecek. Bu yüzden düzenleme iki yönlü bir yapı taşıyor: Bir tarafta planlı turistik tesise izin veriliyor, diğer tarafta plansız ve zarar verici müdahaleler cezalandırılıyor.
Kısacası bu düzenleme, milli parkların tamamen serbest bırakılması değil; ama korunan alanlarda turizm yatırımı yapılabilmesini açık biçimde mümkün kılan yeni bir yasal çerçeve. Bu nedenle asıl soru şu: Devlet bu alanlarda korumayı mı önceleyecek, yoksa “kamu yararı” gerekçesiyle yapılaşmayı mı genişletecek?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

