Site icon Serbest Görüş

KHK’lı öğretmen Asuman Birinci: Bir elimde kelepçe, bir elimde serum, başımda jandarmalar

KHK’lı öğretmen Asuman Birinci: Bir elimde kelepçe, bir elimde serum, başımda jandarmalar


Tr 724’ten Sevinç Özarslan’ın haberine göre, Antalya L Tipi Cezaevi’nde 21 aydır tutuklu bulunan KHK’lı fizik öğretmeni Asuman Birinci, cezaevinde yaşadığı ciddi sağlık ihlallerini eşine yazdığı mektupla anlattı.

Birinci, cezaevi doktorunun ihmali nedeniyle kan değerlerinin kritik seviyelere düştüğünü, acil olarak hastaneye kaldırıldığını ve tedavi sürecinde birçok hak ihlali yaşadığını ifade etti.

Birinci’nin mektubu, Türkiye’de hasta mahpusların yaşadığı sorunları gözler önüne seren çarpıcı bir belge niteliğinde.

29 Mayıs 2024’te tutuklanan KHK’lı öğretmenin kaleminden bir hasta mahpusun yaşadı ihlaller:

”Bu hale nasıl geldiğimi anlatmak istedim”

“Bu hafta ve geçen hafta elime kalemi bile alacak enerjim yoktu. Dün görüş yaptık. Yusuf Esma, Nursena ve sen (eşim Eyüp) bugün biraz daha iyi gibiyim. Dinlene dinlene işlerimi yapıyorum. Bu hale nasıl geldiğimi sana yazmak istedim. Yazman gereken yerlere yazasın  diye.

29.05.2024 tarihinde cezaevine geldim. Geldiğim hafta kan tahlili yapıldı. Tahlil sonuçlarımda feritin 4, hemoglobin 8 çıkmıştı. Revirdeki doktor kan ilacı yazdı. ‘Bitirince dilekçe yaz, tekrar verelim’ dedi.

”İlaçlar yeterli ve düzenli verilmedi”

İlaçlar bitince defalarca dilekçe yazdım, ilaçlar yeterli ve düzenli verilmedi. Bir ay verildiyse uzun bir süre verilmedi. Dolayısıyla kan değerlerimi toplayamadım. Yazdığım dilekçelerde regl kanamalarımın yoğun geçtiğini, kalp çarpıntımın arttığını, kulaklarımda zonklamalar olduğunu ve çok halsiz olduğumu yazdım. Gerekirse tekrar kan tahlili yapın dedim dilekçelerde.

”Seni cezaevine ben sokmadım”

Sonunda 13.01.2026 tarihinde bir kan tahlili yapıldı. Feritin 1.6, hemoglobin 6,7 çıktı ve bir dahiliye sevk ettim. 29.01.2026 tarihinde e-doktordan dahiliye ile görüştüm. Oradan da serum verilmesi için sevk edildim (sevkim hala gerçekleşmedi). Aradan 18 gün geçmişti. Bu 18 gün içinde bende başlayan regl kanaması bir türlü kesilmedi.

Yoğun olarak devam etti. Sevk birimine, revire ve 1. müdüre dilekçe yazdım. Revirden çağırdılar. Revirdeki doktora, yapılan tahlillerden sonra kanamamanın yoğun olarak devam ettiğini söyledim.

Ayrıca cezaevinde güneş görmüyoruz, yumurta filan da yiyemiyoruz (haftada bir veriyorlar). D vitamini eksikliğimiz olabileceğini bu yüzden yaralarımın ve hastalığımın iyileşmiyor olabileceğini söyledim. Parmağımda 15 gündür geçmeyen yarayı gösterdim (bakmadı bile).

‘D vitamini yazamam, sen bu kan değerleriyle yaşayabiliyorsun, kadın doğuma sevkin yapıldı’ dedi. Peki cezaevi ortamında D vitaminini nasıl temin edebileceğimi doktor olarak söyler misiniz dedim, ‘Seni cezaevine ben sokmadım, D vitamini yok’ dedi tersledi. Zaten dinlemedi bile çoğu açıklamalarımı.

Sözde 29.01.2026’da serum için, 16.02 tarihinde kadın doğum için (durdurulmayan regl kanamam olduğundan hala devam ediyor) sevkim yapıldı. Bugün Perşembe, hafta sonuna girdik, dualarla Allah’ın inayeti ile ayakta durmaya çalışıyorum.

Sevklerimin gerçekleşmesini bekliyoruz. Cezaevi yönetiminin dış kantini kesmiş olması bizlere büyük sıkıntı oldu. Önceden dış kantinden bağışıklık güçlendirici destekleyici vitaminler oluyordu. İnsanlar şimdilerde böyle bir imkanımız yok, kantinde satılanlar ve kurumun verdiği yemekler dışında bir destek yok.

Kantinden de vücudumuzun ihtiyacı olanları almak için elimizden geleni yapıyoruz. Kuru yemişlerin çiğ vermesi için defalarca dilekçe yazdık. Nihayet iki hafta önce çiğ badem, ceviz gelmeye başladı, ihtiyacımız olan vitaminler verilirse biz bu kadar düşmeyiz.

”İnsanlar içeride çürümeye bırakılmış gibi”

Doktorlar yazmayacaksa müsaade etsinler dış kantinden alalım. Burada insan hayatına daha doğrusu mahkum hayatına önem verilmiyor. İnsanlar içeride çürümeye bırakılmış gibi. Gücüm varken bu açıklamayı yapayım dedim öncelikle canım eşim.

Son olarak şunu da söyleyeyim. 13.01.26 tarihli sonuçlarımı doktorun verdiği ilaç Gynoferon isimli tablet günde bir tane alınacak şekilde, 3 aylık verilmişmiş, feritin 1,6, hemoglobin 6,7 olan için yeterli mi sormak lazım doktorlara.

”Hastanede ‘acil kan verilmeli’ dendi”

Tedavinin devamını yazmak istedim. Cuma sabah 7.30’da Şehir Hastanesi’ne götürdüler. Tahlil sonuçlarıma bakan doktor ayrıca yüzme baktı. O tahlil sonuçlarından sonra 20 gündür kanamam olduğunu duyunca da ‘Acil olarak kan verilmeli. Siz bu tahlil sonuçlarından sonra tedavi görmediniz mi Asuman hanım’ dedi.

Ben de, cezaevindeyim onlar getirirse gelebiliyoruz dedim. Doktor Hemen yatış verelim, acil kan verilsin’ dedi. Görevli memur ise, bunun şimdi olamayacağını söyledi prosedür ile alakalı konuşmalar geçti doktor ile cezaevi görevlisi arasında.

Doktor acil olarak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk etti. Hatta ‘Hastanede zaman kaybı yaşanması şimdiki hemogramında görülsün’ dedi. Kan alıp tahlil yaptırdı. 12.00 gibi cezaevine geri döndük. Yorgun argın kendime bir kahvaltı yaptım. Yatağıma uzandım.

14.00 gibi Eğitim Araştırma’ya götürmek üzere koğuştan çıktım. Görevlileri Eğitim Araştırma uzak geldi ki, beni ve yanımda başka bir hastayı sabahki hastaneye getirdiler. Tekrar ben görevliye eğitim araştırmaya sevk edildiğimi hatırlattım. Görevli ‘Burası da işimizi görür’ dedi. Beni susturdu. Hastane diğer hastanın işini bitirdi. Benim Eğitim Araştırma’ya gitmem gerektiğini söyledi. Bu durumda görevliler diğer hastayı cezaevine bırakmak için ikinci bir araba istedi zannedersem. Bir saatten fazla bekledik.

Görevliler (jandarma) telefon görüşmeleri vs yaptı. Hatta kendi aralarında tartıştılar. Neticede aynı arabayla cezaevine geri döndük. Diğer hastayı cezaevine bıraktılar. Beni tekrar geri götürdüler. Bu sefer eğitim araştırmaya gittik.

Yaklaşık 17.00 civarları acile geldik. Acilde tahlil yapıldı. Sonuçları 2 saat sonra öğrenmek üzere beni mahkum koğuşuna bıraktılar. Tahlil sonuçları çıkınca acilen kadın doğum bölümüne sevkim yapıldı. Orada ultrason vesaire yapıldı. Kanamam hala devam ediyordu. Miyomlardan kaynaklandığını, ameliyat olmam gerektiğini söylediler.

Ben cezaevinde ameliyat olmak istemediğimi söyledim anlayışla karşıladı ve ilgilendiler. 20.00 civarı kadın doğum bölümüne yatışımı yapıldı. Yine bazı tahliller yapıldı. 4-5 kadın doğum doktoru ultrasonuma baktı, ilgilendi. Kanamayı durdurmak için ilgilendiler.

Aç bırakıldı, suya ulaşamadı

Bu arada sabah ya da öğlen 12.30’da koğuşta yaptığım kahvaltıyla duruyordum. Çok açtım. Gece 23.00 oldu yiyecek içecek hiçbir şey verilmedi. Dayanırım diye düşündüm fakat mideme ağrılar girdi görevlilere biraz durumumu söyledim, hatta yanıma aldığım suyun da bitmek üzere olduğunu, su ihtiyacımı nasıl karşılayacağımı sordum. Hesabımdan kesilsin, kantinden alayım dedim. Olmaz yasak dediler.

Bir müddet sonra mahkum koğuşunda bulduğu açılmamış bir kumanyayı getirdi. İçinde zeytin ve peynir vardı. Onları yedim. Su bulunmadı. Ertesi gün gelen görevli memura su ihtiyacını söyledim. Memur öğleden sonra hastane sularını bir poşete koyup getirdi.

Kelepçeli tedavi

Odada yanımda iki jandarma ile birlikte kaldım. Jandarmalarla aynı odada yaşadık. Bayan memur gün içinde birkaç sefer uğruyordu sadece. Bunun dışında jandarmalarla baş başa bırakıldım (erkek). Bu süre içinde kan verildi. Antibiyotik verildi. Kanamamı kesmek için serum verildi. Bir elim yatağa kelepçeli, bir elimde seruma takılı yattım. Daha doğrusu yatmaya çalıştım. Odada (erkek) jandarmalar da olduğu için bir taraftan tesettürümü korumaya çalıştım.

Cumartesi gece 12’ye doğru bayan jandarma geldi. O gece iki erkek bir bayan jandarma ile aynı odada uyuduk. Bayan gelince biraz rahatlamıştım fakat sabah gitti bayan. Yeni jandarmalar geldi (erkek). Neyse ki yapılan işlemden sonra artık taburcu oluyordum.

Cumartesi gecesi kanamam kesilmediği için ekstra işlemler yapıldı. Doktorlar ameliyat konusunda ısrarcı oldu fakat cezaevi şartlarından dolayı olmak istemediğimi tekrar söyledim. Hormonlu spiral takıldı ve de patolojiye gönderilmek üzere parça alındı.

Neyse pazar 12.00’ye doğru taburcu edildim ve mahkum koğuşuma (bodrum katta soğuk bir ortam) konuldum. Yaklaşık 15.30’a kadar orada bırakıldım. Araba ayarlamak için uğraşıyorlardı. Görevliler birbirlerine sayıp duruyordu.

Nihayet cezaevine geldim. Üç gündür üzerimdeki kıyafetlerle yatıp kalkmıştım. Tahliller, ultrasonlar ve de hastane sıcağında terleyip çok pis bir şekilde koğuşuma girdim. Allah razı olsun bazı arkadaşlar su ısıttı. Kahvaltıyla yiyecek bir şeyler hazırladı. Sonrasında kendime geldim.

Cezaevinden hastaneye bir daha gitmemek üzere dua ediyorum. Hastalığı bile özgürce yaşamak ne kadar kıymetliymiş. Mahkum olunca bizi bir bardak suya muhtaç bıraktılar. Doktorlar ‘Bir ay sonra mutlaka kontrole gel’ dediler. Ben de getirirlerse gelirim dedim. Mahkum bir hasta olmanın çaresizliğini tecrübe ettim. Hastalığın verdiği sıkıntıdan ziyade, mahkumiyetin verdiği değersizleştirmeler çok canımı yaktı.

Bugün Yusuf, Nursena ve seninle (Eyüp) görüş yaptık. Yüzümden de anlaşıldığı gibi geçen haftaya göre çok çok iyiyim. Koğuştakiler ‘Al yanaklı oldun, kendine geldin, yüzüne renk geldi ‘diyorlar. Arkadaşlar, hastaneden gelince bana iki gün oruç tutturmadılar. Her işimi yapmaya çalıştılar. Salatayı yaptılar, yemeklerimi ısıtıp getirdiler, çayımı kahvemi… Çamaşırlarımı yıkamaya çalıştılar. İzin vermedim. Bu hafta cuma koğuş nöbetçisiyim. Arkadaş yapacak, gerisi malum.

”Bir elim kelepçede bir elim serumlu…”

Hayat çok ilginç. Koğuşta yatak beni yormaya başlamıştı. Gökyüzünden başka bir şey göremiyorduk. Sokakları, caddeleri özlemiştim. Hastane yatağı çok rahattı ama bir elim kelepçede, bir elim serumlu olarak, bir de erkek memurlarla aynı odada olunca koğuştaki yatağımı aradım.

Manzarayla sokaklara kısa süre için de olsa kavuşmuştum ama hasta ve mahkum değersizleştirilmiş bir insan olarak o sokaklar ve manzaralar hiçbir tat ve anlam vermedi. Yani özgürlüğünde hayırlısıyla selametlisi olsun. Neyse bu sefer seni çok yordum. Mektupta sıkıntılarımı anlatarak bir an evvel sıhhatle, selametle çıkmayı diliyorum. Kendine ve çocuklarıma çok iyi bak. Seni çok seviyorum. Allah yar ve yardımcın olsun.”

***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version