Site icon Serbest Görüş

Kaybetmeyenin kazanacağı savaş

Yüksel Durgut


YÜKSEL DURGUT | YORUM

Ortadoğu’da satranç tahtası bir kez daha kuruldu. Hamleler başladı ama oyunun adı değişmedi: Güç, hegemonya ve rejim mühendisliği.

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik kapsamlı saldırıları, bölgeyi “yeni düzen” arayışının sert ve çıplak yüzüyle karşı karşıya bıraktı. Tahran başta olmak üzere birçok kentin vurulması, Washington ile Tel Aviv’in hedefinin yalnızca nükleer program olmadığını açık biçimde gösterdi. Asıl mesele doğrudan rejimin kendisi.

ABD Başkanı Donald Trump, ilk başkanlık döneminde imzalanan nükleer anlaşmayı çöpe atmıştı. Bugün ise müzakere masası kurulmuşken askeri düğmeye bastı. Bu tablo, meselenin hiçbir zaman yalnızca uranyum zenginleştirme olmadığını bütün açıklığıyla ortaya koydu.

Washington artık örtülü konuşmuyor. “Rejim değişikliği” diyor. İran’ın füze kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılmasından söz ediyor. Bu söylem, İsrail’in yıllardır savunduğu stratejik hedeflerin neredeyse kelimesi kelimesine tekrarı. ABD’nin kırmızı çizgilerinin, Tel Aviv’in güvenlik ajandasına göre yeniden çizildiği açık.

Dün yalnızca nükleer program hedef gösteriliyordu. Bugün balistik füzeler, bölgesel müttefik ağları ve doğrudan rejimin kendisi hedef tahtasında. Bu, çatışmanın kapsamının genişlediği anlamına gelmiyor. Aksine, hedefin başından beri daha büyük olduğunu; nükleer dosyanın bu geniş stratejinin yalnızca bir başlığı olduğunu gösteriyor.

SATRANÇ TAHTASINDAKİ MANTIK

Bu savaş klasik anlamda bir cephe savaşı değil; adı konulmamış bir güç testi. Doğası gereği asimetrik. Ve asimetrik savaşların acımasız bir kuralı vardır: Güçlü taraf ezici bir zafer kazanamazsa yenilmiş sayılır. Zayıf taraf ise ayakta kalırsa kazanır.

ABD, küresel satranç tahtasında yalnızca vezir gibi değil, adeta oyunun sahibi gibi hareket ediyor. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş bir etki sahası; yaptırımlardan ekonomik kuşatmaya, istihbarat operasyonlarından doğrudan askeri müdahaleye kadar çok katmanlı bir güç mimarisi. Aynı anda birden fazla coğrafyada düğmeye basabilen bir kapasite. Hızlı, sert ve sonuç alıcı olmayı hedefleyen bir strateji.

İran ise köşeye sıkıştırılmış bir şah. Üstelik yalnız değil; çevresi sarılmış durumda. Karşısında yalnızca İsrail’in askeri gücü yok. İçeride ekonomik darboğaz, toplumsal huzursuzluk ve dışarıdan beslenen muhalifler; dışarıda ise giderek sertleşen bir askeri kuşatma. Tahran aynı anda hem dış cephede hem iç kırılma hatlarında direnmeye çalışıyor.

Bu yüzden mesele sadece füzeler ya da üsler değil. Mesele, kimin ne kadar süre ayakta kalabileceği.

1979’dan bu yana İran’ın omurgası değişmedi: “istiklal”. Füze programından ve bölgesel nüfuzundan vazgeçmek, Tahran için askeri bir taviz değil; rejimin varlık gerekçesinden geri adım atmak anlamına geliyor.

Saldırıdan hemen önce Körfez diplomasisi son bir hamle yapıyordu. Tahran’ın Amerikan denetçilere kapıyı aralaması, içeride siyasi bedeli olan ciddi bir adımdı. Ancak masa kurulduğunda takvim çoktan işlemeye başlamıştı. İsrailli yetkililerin saldırı tarihinin haftalar öncesinden belirlendiğini açıklaması, diplomasinin çözüm değil, hazırlık perdesi olduğu kuşkusunu güçlendirdi.

Hukuki zemin ise daha da kırılgan. Birleşmiş Milletler Antlaşması açık: Yakın ve kaçınılmaz bir saldırı tehdidi yoksa güç kullanımı meşru değildir. İran’ın böyle bir saldırıya hazırlandığına dair kamuoyuna sunulmuş somut bir kanıt yok.

Buna karşılık 51. madde, saldırıya uğrayan devlete meşru müdafaa hakkı tanıyor. Bu da şu anlama geliyor: Karşılık gelirse çatışma sınırlı kalmayabilir. Bölge, kontrollü bir operasyondan çok daha geniş bir hesaplaşmaya sürüklenebilir.

SAVAŞIN UZAMASI KİMİN LEHİNE?

Pentagon kaynaklı haberler, Washington cephesinde de tedirginlik olduğunu gösteriyor. ABD ordusu “vur ve çık” operasyonlarında tartışmasız üstünlüğe sahip; ancak Irak ve Afganistan tecrübeleri, uzun soluklu savaşların getiriden çok götürü ürettiğini acı biçimde hatırlatıyor.

İran’ın stratejisi ise zamana oynamak. Geçen yıl yaşanan 12 günlük çatışmada üst düzey askeri kayıplara rağmen devlet mekanizması dağılmamış, Tel Aviv’e kadar uzanan füze saldırılarıyla caydırıcılık mesajı verilmişti.

Bugünkü tablo daha yoğun. ABD sahada çok daha görünür. Bölgeye yapılan devasa askeri yığınak, İran’ın radar ağını ve füze kapasitesini felç etmeyi hedefliyor. Ancak Tahran karşılığı yalnızca kendi topraklarında vermiyor; Körfez’deki Amerikan üsleri ve enerji hatları da risk altında.

Hürmüz Boğazı’nın kapanması, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin sekteye uğraması anlamına gelir. Bu, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte bir ekonomik sarsıntı demektir. Bu yüzden birçok Körfez ülkesi savaşa mesafeli duruyor.

İSRAİL’İN İŞARET ETTİĞİ TÜRKİYE FAKTÖRÜ

Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Savaş dumanı dağılmadan, bir sonraki hamleyi tarif eden bir perspektif ortaya kondu. İsrail’in eski Savunma Bakanı Yoav Gallant, “İran sonrası stratejik kayma” başlıklı değerlendirmesinde askeri operasyonun ötesini işaret ediyor.

Gallant’a göre İran’a yönelik baskı bir sonuç değil, bir eşik. Mesele Tahran’ı zayıflatmakla bitmiyor; asıl soru, sonrasında doğacak güç boşluğunu kimin dolduracağı. Bu noktada işaret ettiği ülke Türkiye.

Burada konu birkaç füze rampasını susturmak değil; İran sonrasında oluşacak jeopolitik alanı İsrail lehine kalıcı bir düzene dönüştürmek. Tartışma askeri değil, stratejik. Ortadoğu’nun önümüzdeki yirmi yılının mimarisi kim olacak?

Bu yaklaşım, İsrail güvenlik doktrininin “tehdidi bertaraf etme” aşamasından “düzen kurarak potansiyel rakibi dengeleme” aşamasına geçtiğini gösteriyor. Kısa vadeli askeri sonuçtan bağımsız olarak belirleyici olan, savaş sonrası güç dağılımı.

İran ayakta kalırsa denge çok aktörlü ve kırılgan biçimde sürecek. Ancak kalıcı biçimde zayıflarsa ortaya çıkacak boşluk yeni bir rekabeti tetikleyecek. Ve o rekabette Türkiye’nin adı stratejik hesapların parçası.

Asimetrik savaşların kuralı devrede: İran kaybetmezse kazanmış sayılacak. ABD ise ezici gücüne rağmen kesin ve hızlı bir sonuç alamazsa, kazansa bile kaybetmiş olacak.

Ortadoğu’da oyun bitmez. Sadece sahne değişir. Hesap kapanmaz. Ve her hamle, bir sonrakinin provasıdır.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version