Site icon Serbest Görüş

Kanunu yazan hoca “Yanlış!” diyorsa…

Kanunu yazan hoca “Yanlış!” diyorsa…


AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM

Bazen tek bir cümle, yıllardır biriken hukuksuzluğun, çaresizliğin ve “sesini duyuramama” hâlinin bütün ağırlığını taşır. Hele o cümleyi kuran kişi, tartışmanın merkezindeki ceza kurallarını şekillendiren ekipten bir isimse…

Örgüt suçlamaları etrafında yürüyen tartışmaların merkezinde yer alan ceza kanunu çalışmalarının mimarlarından Prof. Dr. İzzet Özgenç’in sosyal medyada yaptığı iki ayrı paylaşım, sıradan bir görüş olarak geçiştirilemez. “Herkesin zaten söylediği” bir şey de değildir. Çünkü bu sözler, dışarıdan bir eleştirinin değil; sistemin içinden, üstelik ceza hukukunun dilini ve kapsamını en iyi bilen isimlerden birinin yaptığı uyarının ifadesidir.

Hocanın ilk paylaşımı, somut bir dosyadan hareketle sorunun kaynağına işaret ediyor. Şöyle diyor: “Mercilerin hiçbirinin kararında, A’nın fiillerinin suç oluşturup oluşturmadığı yönünde bir tartışma ve değerlendirme yapılmamıştır. Herhangi somut bir suç isnat edilmemiştir.”

Bu ifade ilk bakışta teknik gibi dursa da aslında meselenin tam da merkezine dokunuyor: Ağır ceza mahkemelerinden istinafa, istinaftan temyize kadar uzanan yargısal süreçte, sanığa atfedilen fiillerin gerçekten suç oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan; yani muhakemenin en temel sorusu sorulmadan karar verildiği eleştirisi…

Başka bir ifadeyle, “Yasal anlamda suç isnadı yok, ama mahkumiyet var” şeklinde işleyen bir hukuksuzluğa dikkat çekiyor.

Yıllardır mağdurlar ve avukatlar mahkeme salonlarında aynı şeyi anlatmaya çalışıyor: “Biz bilerek ve isteyerek suç işlemedik; bilerek ve isteyerek terör faaliyeti içine girmedik; bize isnat edilen eylemler sıradan hayatın içinde yer alan, herkesin yaptığı faaliyetler; bu eylemler hukuken suç değil.”

Buna rağmen, yargılamanın gereği yapılmadığı için insanlar mağdur edildi ve edilmeye devam ediyor.

İkinci paylaşımda ise hoca, üniversite çağındaki gençlere yöneltilen terör suçlamaları üzerinden, meseleyi insan hayatının en kırılgan yerine taşıyor: Üniversite öğrencilerine, suç olmayan eylemler gerekçe gösterilerek terör suçlaması yöneltilmesinin hem hukukla hem de vicdanla bağdaşmayacağını vurguluyor.

Daha önce de “kız çocukları davası” olarak bilinen dosyada yargılanan bir üniversite öğrencisi lehine hukuki mütalaa hazırladığını; iddianamede suç diye gösterilen eylemlerin suç teşkil etmediğini açıkça ifade ettiğini biliyoruz. Bu kez açık kaynaklardan yaptığı genel değerlendirmeyle, aynı itirazı daha geniş bir çerçeveye taşımış oldu.

Ve bu paylaşımlarla vardığı sonuç net: Suç olmayan eylemler nedeniyle başlatılan soruşturmalar takipsizlikle, açılan davalar beraatla sonuçlanmalı; kesinleşmiş mahkumiyetler bakımından da yeniden yargılamanın önünü açacak bir yasal düzenleme yapılmalı.

Sorun kişiler, gruplar, organizasyonlar sorunu değil; ceza kanunlarının yanlış uygulanması sorunu…

Türkiye’de yıllardır yaşanan şey, tekil bir soruşturma ya da bir davada yaşanan hukuksuzluğun çok ötesine geçti. “Örgüt” denilen kavramın çerçevesi genişledikçe, suçun sınırları da genişledi. Suçun sınırları genişledikçe, hayatın içindeki sıradan tercihler ve gündelik davranışlar bile dosyalara “delil” diye girmeye başladı. Sonunda ceza hukuku, somut fiile dayalı sorumluluk rejimi olmaktan uzaklaşıp, ilişki ve aidiyet üzerinden çalışan, sosyal hayatı didikleyen bir sisteme döndü: “Ne yaptın?”değil, “Kimsin; kimlerdensin; kimlerle temastasın; kimin çevresindensin?” soruları belirleyici hâle geldi.

Prof. Dr. İzzet Özgenç

İşte Prof. Dr. İzzet Özgenç’in sözleri bu noktada anlam kazanıyor. Çünkü aslında Hoca şunu söylüyor: Ceza hukukunun sınırları aşındı; yargılama pratiği, suçun unsurlarını tartışmadan hüküm kurma sistemine evrildi. Suç olmayan fiiller ceza yargılaması konusu yapıldı. Bu, sadece bir kesimin “mağduriyet” sorunu değil; ceza hukukunun sistem dışına çıktığı uyarısıdır.

Hocanın bu çıkışı, “Nasıl olsa hiçbir şey değişmez!” diye örülen duvarlarda bir çatlak oluşturdu. Ceza kanunlarının hazırlanmasında etkisi olan bir isim konuştuğunda tartışma, yalnızca “mağduriyet” başlığı altında yürüyen bir tartışma olmaktan çıkar; hukukun kendi kendini denetlemesi meselesine dönüşür. Bu dönüşüm, toplumda da siyasette de “görmezden gelme” konforunu daraltır. Çünkü böyle bir uyarı iktidar için de muhalefet için de rahatsız edicidir; ama tam da bu yüzden yok sayılması zordur.

Prof. Dr. İzzet Özgenç’in açıklamaları, sosyal medyada akıp gidecek bir “paylaşım” gibi okunmamalı. Bu, bir isimden bağımsız olarak, ceza hukukunun nasıl işlemesi gerektiğine dair temel bir hatırlatmadır. Bu yüzden mesele, bir kesimin “haklılığı” ya da “haksızlığı” tartışması değildir.

Mesele: Bir ülkede suç isnadı, önce hüküm kurulup sonra gerekçe yazılan bir otomatiğe dönüşürse; somut fiil tartışılmadan insanlar “örgüt” etiketiyle mahkûm edilirse; sıradan hayat davranışları suçun yerine ikame edilirse orada yalnızca bir grup değil, hukuki güvenlik yara alır.

Hukuki güvenlik yara alırsa, yarın kimin ne zaman neyle suçlanacağı da belirsizleşir. İşte o zaman herkes suçlamaların mağduru olur. Tam da günümüzde olduğu gibi.

Bazen büyük dönüşümler büyük sloganlarla değil; doğru yerden gelen tek bir cümleyle başlar: “Soruşturmalar takipsizlikle, yargılamalar beraatla, kesinleşmiş dosyalar da yeniden görülerek sonuçlandırılmalı.”

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version