İran savaşı ve özellikle Hürmüz Boğazı krizi nedeniyle bankalarda mevduat faizleri yukarı yönlü ivmelenleye başladı. Başkent Üniversitesi Prof. Dr. Şenol Babuşçu’nun dikkat çektiği son tablo, jeopolitik gerilimin finans piyasalarında ilk etkilerinden birinin tasarruf faizlerinde görüldüğünü ortaya koyuyor. Babuşçu’nun son paylaşımına göre bankalar, Merkez Bankası’nın 22 Nisan’daki faiz kararını beklemeden 32 günlük vadede yüzde 44 seviyesini konuşmaya başladı. Bu durum, piyasanın resmi karardan önce kendi risk hesabını yaparak fiyatlamaya geçtiğini gösteriyor. Babuşçu, “Savaşın etkisi mevduat faizlerine yansımaya başladı Bugün bankalar 32 gün vade için %44 faizi rahatlıkla telaffuz etmeye başladı. Merkez Bankası’nın 22 Nisan’daki faiz kararı beklenmeden piyasa fiyatlamalarını yapıyor.” diyor.
Mevduat faizindeki bu yükselişin arkasında doğrudan savaş ilanından çok, savaşın tetiklediği ekonomik beklenti bozulması var. Jeopolitik gerilim arttığında piyasa önce kur, enerji fiyatları ve enflasyon üzerindeki muhtemel baskıya bakıyor. Özellikle petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanabilecek artış, enerji ithalatçısı ülkelerde maliyetleri yükseltiyor. Bu da enflasyon beklentilerini bozuyor. Enflasyon beklentisi bozulunca tasarruf sahibi düşük faizle parasını bankada tutmak istemiyor. Bankalar da mevduatı elde tutabilmek için daha yüksek oran vermek zorunda kalıyor. Olan şey şu aslında; Savaş riski artıyor. İnsanlar tedirgin oluyor. Döviz ve enflasyon korkusu büyüyor. (Türkiye’de olduğu gibi) İnsanlar ve şirketler enflasyon artacak endişesiyle TL’de kalmak istemiyor. Bankalar ise müşteriyi kaçırmamak için mevduat faizini yükseltiyor.
Burada dikkat çeken nokta, bankaların Merkez Bankası’nı beklememesi. Normal şartlarda mevduat faizleri büyük ölçüde politika faizine ve Merkez Bankası’nın yönlendirmesine göre şekillenir. Ancak piyasa, önümüzdeki dönemde TL üzerindeki baskının artacağını, dövize yönelişin hızlanabileceğini ya da fonlama maliyetlerinin yükselebileceğini düşünüyorsa resmi toplantıyı beklemeden fiyatlama yapıyor. Şenol Babuşçu’nun işaret ettiği tablo tam da bunu anlatıyor: Bankalar, 22 Nisan kararından önce kendi bilançolarını ve risklerini korumaya dönük adım atıyor.
Piyasa ‘temkinli’ hareket ediyor!
Bu yükseliş aynı zamanda TL’yi elde tutmanın maliyetinin arttığını da gösteriyor. Banka açısından mevduat, sadece müşteriye verilen bir getiri değil, aynı zamanda sistemin likidite kaynağı. Eğer tasarruf sahibinin dövize, altına ya da kısa vadeli başka araçlara yönelme ihtimali artarsa, bankanın TL toplaması zorlaşır. Bu durumda mevduat faizi yukarı çekilerek tasarruf sahibine “paranı burada tut” mesajı verilir. Yüzde 44 seviyesinin rahat telaffuz edilmeye başlanması, piyasanın sakin değil temkinli bir ruh haline geçtiğine işaret ediyor.
Mevduat faizlerindeki artışın bir diğer anlamı da, ekonomide beklentilerin yeniden sıkılaşma (faiz artışı) yönüne dönmesidir. Piyasa aktörleri, savaş ve jeopolitik risklerin enflasyonu yukarı itebileceğini düşündüğünde, Merkez Bankası’nın daha sert bir duruş almak zorunda kalabileceğini satın almaya başlar. Yani resmi faiz değişmese bile, piyasa gelecekteki olası sıkılığı bugünden fiyatlar. Bu nedenle mevduat tarafındaki yükseliş, sadece bankacılık kararı değil; aynı zamanda ekonomik beklentilerin bozulduğunu gösteren bir öncü sinyal niteliği taşır.
Sonuç olarak Şenol Babuşçu’nun paylaşımı, savaşın finansal piyasalarda ilk ve en hızlı hissedilen etkilerinden birine işaret ediyor. Bankalar 32 günlük vadede yüzde 44 faiz vermeye başlıyorsa, bu yalnızca mevduat yarışının değil; kur, enflasyon ve para politikası beklentilerindeki bozulmanın da yansıması olarak okunabilir. Merkez Bankası’nın 22 Nisan’daki kararı henüz gelmeden piyasanın kendi faizini yukarı çekmesi, önümüzdeki dönemde para piyasalarında daha gergin ve daha pahalı bir dengede ilerlenebileceğini gösteriyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

