Site icon Serbest Görüş

Hamaney sonrası İran; rejim çöker mi?

Ahmet Kemal Genç


AHMET KEMAL GENÇ | YORUM

İran şu anda bir rejim krizinden çok bir varoluş savaşı yaşıyor. Başkent vuruldu, liderlik hedef alındı, Hamaney öldürüldü, bölge ateşe verildi. Peki bu, İran rejiminin sonu mu yoksa yeni ve daha sert bir evrenin başlangıcı mı?

ABD öncülüğündeki koalisyon ve bölgesel ortaklarının İran’a yönelik başlattığı kapsamlı askerî operasyon ikinci gününde genişleyerek sürüyor. Hedef artık yalnızca nükleer program ya da füze altyapısı değil; doğrudan komuta-kontrol zinciri, güvenlik mimarisi ve rejimin tepe kadrosu. Strateji açık: “Baş koparma” ve ardından sistem çözülmesi.

İlk dalgada üst düzey isimlerin hedef alındığı belirtiliyor. Ali Hamaney’in yanı sıra güvenlik ve askerî hiyerarşinin kritik halkalarında kayıplar verildiği iddia edildi. Bazı ölüm haberleri teyit edilmedi; örneğin Mahmud Ahmedinejad hakkında çıkan iddialar kısa sürede yalanlandı. Ancak şu net: İran’ın askerî ve siyasal beyni hedef alındı. Batı medyasına göre operasyon aylar öncesinden planlandı ve üst düzey bir istihbarat sızmasıyla hızlandırıldı.

Rejim liderle mi ayakta, sistemle mi?

İran modeli kişilere bağlı bir yapı gibi görünse de, aslında katmanlı ve krizlere göre tasarlanmış bir kurumsal mimariye dayanır. Rehberlik makamı sistemin zirvesidir; ancak boşluk halinde anayasanın 111. maddesi devreye girer ve yetki geçici olarak cumhurbaşkanı, yargı erki başkanı ve Anayasayı Koruyucular Konseyi’nden bir üyeye devredilir. Nihai lideri ise 88 üyeli Uzmanlar Meclisi seçer.

Bu yapı daha önce de test edildi. 1989’da Ruhullah Humeyni’nin ölümü, savaş koşullarında dahi sistem çökmeden atlatıldı. 2024’te Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ölümü sonrası geçiş de sarsıntısız gerçekleşti. İran siyasal geleneği, bireyleri değil sürekliliği korumaya odaklı.

Ancak mevcut durum önceki krizlerden farklı: Bu kez yalnızca lider değil, aynı anda askerî komuta zinciri ve savunma altyapısı da hedefte. Bu nedenle mesele halefiyet değil; eşzamanlı askerî yıpratma ve rejim çözülmesi stratejisidir.

Asıl belirleyici: devrim muhafızları ve savaşın seyri

Sistemin omurgası İran Devrim Muhafızları Ordusu’dur. Kara, hava, deniz, uzay unsurları; istihbarat ağı ve Besic yapısıyla birlikte hem iç güvenlik hem bölgesel operasyon kapasitesi bu kurumda toplanır. Lider kadrosuna yönelik saldırılara rağmen İran’ın misilleme kapasitesinin sürmesi, yatay ve dağıtık komuta modeline önceden geçildiği iddialarını güçlendiriyor.

İran, saldırılara Körfez’deki Amerikan üslerini ve İsrail’i hedef alarak yanıt veriyor. Bu hamle, savaşı bölgeselleştirme ve maliyeti küreselleştirme stratejisi olarak okunuyor. Hürmüz Boğazı’na ilişkin uyarılar ve enerji piyasalarındaki dalgalanma, çatışmanın yalnızca askerî değil ekonomik cephede de genişlediğini gösteriyor.

Kritik eşik: ideoloji mi, nükleer doktrin mi?

En hassas başlık ise nükleer doktrin. Hamaney döneminde nükleer silah edinmeyi yasaklayan fetva, rejimin stratejik sınırını temsil ediyordu. Yeni liderin bu çizgiyi sürdürüp sürdürmeyeceği belirsiz. Eğer savaş rejimi daha sert bir güvenlik paradigmasına iterse, İran’ın nükleer eşiğe yaklaşması ihtimali güçlenebilir.

Çöküş mü, sertleşmiş devamlılık mı?

“Lider gider, rejim çöker!” tezi İran için otomatik olarak geçerli değil. Sistem, olağanüstü koşullara göre tasarlanmış çok katmanlı bir güvenlik-devlet mimarisi sunuyor. Ancak bu kez denklem farklı: Eşzamanlı askerî yıkım, bölgesel savaş ve iç meşruiyet baskısı aynı anda işliyor.

Kısa vadede hızlı bir çözülme ihtimali düşük görünüyor. Orta vadede ise iki senaryo var: Ya rejim daha kapalı ve güvenlikçi bir hatta konsolide olacak ya da hayatta kalmak için kontrollü bir yeniden tanımlamaya gidecek.

İran şu anda bir rejim krizinden çok bir varoluş savaşı yaşıyor. Sorulması gereken soru şu: Bu savaş, sistemi zayıflatatıp çöketecek mi? Yoksa onu daha sert, daha merkezi ve daha öngörülemez bir aktöre mi dönüştürecek?

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version